Skip to main content

Full text of "Uludağ (Bursa Halkevi Mecmuası), Sayı: 20"

See other formats


| İÇİNDEKİLER: 


I — Cümhurreisimiz İsmet İnönünün nutku 


» 
2 , . < rnileie beyannamesi Ş 4 ş 
3 : . * orduya taziyesi e m 
4 — Dünya Matbuat mümessilleri heyeti a e 
5 — İsmet İnönünün göz yaşları . . . . . Abidin Daver 
6 — Orhon kilâbelerinden. . . . . . . A.U. Flöve 
e 3 Namdar Pi Kâlalay 
8 — Dil meselesine dair birkaç söz . . » . Doktor Şemsettin Dora 
9. Halkevleri - 19 şubat münasebetile < . Fabir Kommaa 
M.Emin Ölgener 
11 — Bursanın Türk Tababetinde veri. «Nazım Yücelt 
12 — Resim. RE om a vw ww. « «Kenan özbel 
 niyantakşamları (Şir). © © - NizaizN 
ki böcekçiliği » Tali Yetmen 
İS lüdayda savaş Geta iğ Lâmü Çelebi 
16 — Cümhuriyet yıllarında zaman 
ve vasıtanın rolü — turizim . .- . . Musa Alaş 
17. Atletizim a a RE - Haydar Tolun 
18 — Geçmiş zamanlarda Bursa . - « H. Turhan Dağlıoğlu 
19 — Şer'i Mahkeme Sicilleri ? Elm 
| 20 — Halkevleri çalışmaları Ç . e GE 


——————-—————-——------------- 


 — 


Halkevi Neşriyat Komitesi tarafından çıkarılır. 


Cümhurreisimiz Milli Şef İsmet İnönü 


Sayı: 20 Şubat 1939 


ULUDAĞ 


— Bursa Halkevi. Dergisi 


Cümhurreisimiz İsmet İnönünün nutku 


Türkiye Büyük Millet Meclisi, Reisicümkur 
Atatürkün büyük kayıbının ertesi günü, 11 ikinci 
teşrin 1938, saat 1l de yaptığı ilk celsede 348 
reyle, ve mevcut azanın ittifakile İsmet İnönünü 
Cümhurreisliğine seçti. Sayın İnönü, Meelisin, ogün 
saat 12,10 da yaptığı ikinci celsede riyaset kür- 
süsüne gelerek teşkilâtı esasiyedeki metni tek- 
rarla yemin etmiş, ve şu nutku söylemişlerdir : 


“ — Büyük Türk milletinin muhterem vekilleri; 

Arkadaşlığınızla müftehir olan, şerefli vazifenizde kendi 
nefsi için bahtiyarlık bulan bu arkadaşınıza devletin en 
yüksek vazifesini tevdi etmek teveccühünü gösterdiniz. 
Sizlere şimdiden çok samimi şükranımı takdim ederim. 

Omuzlarımda hissettiğim ağır vazifeyi ifa ederken, tek 
istinadım, büyük Türk milletinin itimadı, ve bunün, sizin 
yardımınızla ve sizin dilinizden ifadesi olacektır. 

Bu anda Atatürkün hatırası, teselli bulmaz acılarla dolu 
olan kalbimizin aziz timsalidir. Atatürkün fevkalâde hizmet. 


2 ULUDAĞ 


lerini, bugünkü Türk Devletinin bünyesinde team ve temiz 
eserler olarak tecessüm etmiş görüyoruz. Kadir bilen ve 
büyük evlât yetiştiren milletimizin yüreğinde, Kemal Atatük 
adı, sevgi ve hürmet içinde ebedi olarak yaşayacaktır. 
Şükran ve tâzim hislerimi söylemeğe çalışan sözlerimin, sizin 
muhabbet ve takdir duygularımızı da aksettirdiğine eminim. 


Muhterem arkadaşlar; devlet ve milletimizin, insaniyet 
ve medeniyetin asil hedeflerine doğru durmadan ilerleyip 
yükseleceğine kat'i inancım vardır 


Büyük ve kahraman bir milletin hizmetinde bulunuyoruz: 
Türk vatanının bölünmez, hiçbir tecavüze tahammül etmez, 
hiçbir zor karşısında milli haklarından vaz geçmez mahiyeti, 
her zamandan ziyade taze ve canlıdır. 


Türk milleti devlet kurmak, vatan kurmak kudretinde, 
kendi cevherindeki kıymet ve faziletlere istinat eden yapıcı 
bir millettir. 

Sulh ve terakki yoluna bütün gayretlerini asil bir surette 
vakfetmiş olan milletimiz mecbur olursa, kendisi ve şanlı 
ordusu, geçmiş kahramanların hayranlığını celbedecek yeni 
kahramanlarla dolu olan fedakâr göğsünü en parlak zafer- 
lerle süslemeğe hazırdır. 

Türk milletini az zamanda büyük bir medeniyet seviye- 
sine yükseltmiş, Türk milletine en kısa yoldan temiz cemi- 
yet hayatını, feyizli terakki yollarını açmış olen inkılâplar, 
kalp ve vicdanımızın en aziz varlıklarıdır. 


Arkadaşlarım; 


Millet hizmetinde vazifelerin iyi ifa olunmasını emel 
edinmek başlıca kaygımızdır. 

Sükün, istikrar ve emniyet içinde çalışmaktan başka 
arzusu olmayan milletimizi anarşiden ve cebirden uzak, 
bütün vatandaşlar için müsavi bir emniyet havası içinde 
bulundurmayı, Cümhuriyetin en kıymetli nimeti biliyoruz. 


ULUDAĞ 3 
Vatandaşlar arasında muhabbeti genişletmek, ve derin- 
leştirmeyi, en şerefli vazife sayıyoruz. 
Arkadaşlar; 
Türk milletinin en feyizli hazinesi: Büyük Millet Mecli- 
sidir. 
Geçmişte büyük zorlukları yenmiş olan Türkiye Büyük 


Millet Meclisi, gelecekte de büyük saadetlerin, zafer ve mu- 
vaffakiyetlerin başlıca kaynağı olacaktır. 


—au— — 


Gümhurreisimizin millete beyannamesi 


Reisicümhur İnönü, Büyük Ölüiçin Türk mil- 
letinin gösterdiği yüksek heyecan ve hürmeti, 
cenaze töreni günü akşamı aşağıdaki beyanatiyle 
ifade etmiştir: 


Büyük Türk milletine: 


Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ih- 
tiram kolları üstünde Ulu Atatürkün fâni vücudu istirahat 
yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk Milleti. 
nin onun için âşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı 
göğsüdür. 

Atatürk, tarihte uğradığımız en zâlim ve haksız ittiham 
gününde meydana atılmış, Türk Milletinin mâsum ve haklı 
olduğunu iddia ve ilân etmiştir. İlkönce ehemmiyeti kav. 
ranmamış olan gür sesi, aslâ yıpranmayan bir kuvvetle 
nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir. 

En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, öm- 
rünü, yalnız Türk milletinin haklarını, insaniyete ezeli hiz- 


ULUDAĞ 5 


metlerini ve tarihe hakkettiği meziyetlerini ispat etmekle ge- 
çirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, 
medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifele- 
rine sarsılmaz itikadı vardı. « Ne mutlu Türküm diyene » 
dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını 


en manalı bir surette hülâsa etmişti. 


Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiye- 
tini, en kısa yoldan insanlığın en mütekâmil, ve en temiz 
zihniyetlerile mücehhez modern bir devlet haline getirmek. 
onun başlıca kaygusu olmuştu. Teşkilâtı esasiyemizde ve 
bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde 
bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan 
lâik, milliyetçi, halkçı, inkılâpcı, devletçi Cümhuriyet, bize 
bütün evsafile Atatürkün en kıymetli emanetidir. 


Ufulündenberi Atatürkün aziz adı ve hatırası, bütün 
halkımızın en candan duygularile sarılmıştır. Memleketimizin 
her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz 
samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın 
beliğ misulidir. Türk milletinin Aziz Atatürke gösterdiği 
sevgi ve saygı, onun niçin Atatürk gibi bir evlât yetiştire- 
bilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. 


Atatürke tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkı- 
mıza, kalbimden gelen şükran duygularımı ifade etmeği, 
ödenmesi lâzım bir borç saydım. 


Milletler arasında kardeşçe bir insanlık hayatı, Atatürkün 
en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümünün gördüğü 
ihtiramı, insanlığın âtisi için ümit verici bir müjde olarak 
selâmlarım. Bu sözlerim, yazılarile ve toprağımızda şövalye 
askerleri ve mümtaz şahsiyetlerile yasımıza iştirak eden 


büyük milletlere, Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir. 


6 ULUDAĞ 


Devletimizin bânisi ve milletimizin fedakâr, sadık hâdimi, 
insanlık idealinin âşık ve mümtaz siması, eşsiz Kahraman 


Atatürk! 
Vatan sana minnettardır 


Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milletile beraber 
senin huzurunda tazimle eğiliyoruz. Bütün hayatında bize 
ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran, 
sönmez meş'ale olarak, ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık 
tutacaktır. 

Reisicümhur 
İsmet İnönü 


İsmet İnönünün orduya taziyesi 


Ankara, 18 (A.A.) — Reisicümhur İsmet İnönü ile Genel 
Kurmay Başkanı mareşal Fevzi Çakmak arasında aşağıdaki 
mektuplar teati olunmuştur: 15/11/938 


Mareşal Fevzi Çakmak 
Genel Kurmayın Sayın Başkanı 


Atatürkün ebedi hayata intikalini, onun hazarda ve 
seferde yakın arkadaşı olan size, ve onun zaferlere sevket- 
tiği ve gözü gibi sevdiği şanlı ordusuna taziyet ederim. 
Sevgili başbuğ Atatürkün hatırası karşısında acımız teselli 
bulmaz derecede derin, ve duygularımız samimi şükran ve 
tazimle meşbudur. 


Emekli bir mensubu olmakla iftihar ettiğim Türk ordu- 
sunun Başkumandanlığını temsil etmekle, yüksek vazife 
hisleri içinde bulunuyorrm. Azimkâr ve tecrübeli kuman- 
danlar, şefkatli ve fedakâr zabitler, ve Türk milletinin 
hakiki özü olan kahreman erlerden ve cümlesi ehliyetli, 


8 ULUDAĞ 


vazife severlerden vücut bulan Türk ordusuna, asalet ve 
heybetin timsali olarak, gurur ve güvenle bakıyorum. Türk 
Ordusu, Cümhuriyetin ve vatan müdafsasırın yenilmez 
âbidesi olarak gözlerimin önünden biran uzak bulunma- 
yacaktır. 


Sayın Mareşal, siz muzaffer kumandanlarla muharebe 
meydanlarında geçirdiğim yakın arkadaşlığın hatıraları 
zihnimde canlıdır. 


Bu sözlerimi, ayni zamanda, kara, deniz ve hava ordu- 
mıza selâm ve muhabbetimin, ve sizin yüksek sevk ve ida- 
renize hâlis itimadımın ifadesi olarak kabül buyurmanızı 
rica ederim, Reisicümhur 

16/11/938 İsmet İnönü 


——— 2. a 


Cümhurreisimizin 
Dünya Matbuat mümessillerine 
beyanatı 


Reisicümhur İNÖNÜ, Büyük Ölü için yabancı mem- 
leketlerde gösterilen samimi teessürlere ait duyduk- 
larını, cenaze töreni için Ankaraya gelen ecnebi 
matbuat mümessillerine şu sözlerle bildirmişlerdir: 


« — Son günlerde, bütün bir milletin Ebedi Şefinin ce- 
nazesi önündeki müheyyiç kederine şahit oldunuz. Atatürk 
aşkındaki bu birlik, Büyük Ölünün kurduğu rejimin remzi- 
dir. Kemalizmin hususi vasfı devamlılığında mündemiçtir. 

Türkiye, dahili siyasetinde olduğu gibi, harici siyasetin- 
de de, hattı hareketini, olgun düşüncelerden ve bunun, 
milletin menfaatlerine en uygun olduğu kanaatini getirdik- 
ten sonra tanzim eylemiştir. İşte bunun için dünyanın en 
salâhiyettar mümessilleri önünde hiç tereddüt etmeksizin 
diyebilirm ki; Türkiyenin harici siyasetinde sulh dâvasına 
sadıkane bağlılık, Kemalist Rejiminin birbirini takip eden 
hükümetleri tarafından şimdiye kadar tatbik olunageldiği 
şekilde anlaşma ve beraber çalışma zihniyeti, dostluklarına 
ve ittifaklarına hulüs ve sadakat, ve sulhun muhafazası 
emrinde gösterilen itinanın en büyük muvaffakiyet şansla- 


10 ULUDAĞ 


rile ihatasını mümkün kılan kuvvet seviyesinde kendisini 
mütemadi tutmak kaygusu hâkim olmakta devam ede- 
cektir. 

Nizam ve terakki âmili olan Türkiye, gayretlerini, size 
bildirdiğim bu prensipler yolunda sarfetmeğe devam eyle- 
yecek, ve dünyada sulhu muhafaza maksadile kendisine her 
müracaat vukuunda “mevcut,, cevabını vermekte kusur et- 
meyecektir. Bununla beraber, bu yoldaki müsaraatının bu 
asil dâvaya hiç bir zaaf sebebi olmaksızın samimiyetle bağ- 
lılık gibi hakiki mânasında tezahür eylemesine itina ede- 
cektir. 

Hâdiseleri naklederken, Türkiyenin hakiki manzarasını 
tam surette aksettirmeniz için sizlerden temsil eylemekte 
olduğunuz memleketler efkârı umumiyesine, büyük yasımıza 
bu derece dostane bir surette iştirâk eden bütün dünya 
milletlerine karşı burada gördüğünüz kuvvetli minnettarlık 
tezahürünü bildirmenizi, ve bu ağır kederinde son derece 
tesellibahş bir dostlukla ihata edilmiş olan Türk milletinin 
duygulu teşekküllerine ayrı ayrı herkes nezdinde terceman 
olmanızı bilhassa rica ederim.» 


——> — — 


İsmet İnönünün göz yaşları 


Abidin DAVER 


Sergili Atanın mübarek na'şı Ankaraya vardığı za- 
man, Cümhurreisimiz, tabutu taşıyan vagona giriyor; va- 
gonun perdeleri indiriliyor. İsmet İnönü, Büyük Şefi ve 
aziz Arkadaşile son defa beş dakika, başbaaşa, ylnız kalı- 
yor. Cümhurreisimiz, trenden indiği zaman, gözleri yaşlıdır; 
müteheyyiç ve elemli yüzü, yüreğini yakan keder ve mate- 
min kitabesi olmuştur. 

İsmet İnönünün, Ankara istasyonunda, Atatürkle yap- 
yalnız ve başbaşa geçirdiği bu son beş dakikanın hazin 
büyüklüğünü, ve büyük hüznürü duymıyacak bir ipsan yü- 
reği tasavvur edilemez. 1919 mayısırda, Miralay İsmet 
beyin evindeki görüşme ile başlıyan bir hayat ve memat 
arkadaşlığının, bu samimi sahnesi yalnız Cümhurreis'miz 
İsmet İnönünü değil; hepimizi, herkesi ağlatacak bir ve" 
dalaşmadır. 


12 ULUDAĞ 


Oalar, yirmi sene birbirinin dostu, birbirinin silâh ar- 
kadaşı, birbirinin mütemmimi oldular. 


Her zaman birbirlerine yardım ettiler; en karanlık ve 
ümitsiz gecelerde birbirine ümit ve ışık verdiler; en kor- 
kunç tehlikeleri karşılamak için elele verdiler; milleti kur- 
tarmanın çarelerini düşünürken başbaşa verdiler; talih 
yardımını kıskandığı zaman birbirlerine teselli verdiler; 
birbirlerine destek oldular. 


Müdafaa ve taarruz plânlarını beraber hazırladılar; 
yanyana dövüştüler; yanyana muzaffer oldular; yanyana 
zevk ve heyecan duydular. 


Evvelki yaz, Trakya manevralarında ikisinin kudretli 
başını, yere yatmış bir Mehmetciğin başı ucunda yanyana 
gördüğüm zaman, Sakaryada da, Kocatepede de, Dumlu. 
pınarda da böyle beraber olduklarını hatırlamıştım. 


Harp gibi sulhu da beraber yaptılar; sulh gibi inkılâkı 
da beraber yaptılar; ateş karşısında beraber oldukları 
gibi yeni devleti kurarken de beraberdiler; Allah, onları 
beraber çalışmak için yaratmıştı. Talih, onları ayni yolun 
yolcusu yapmıştı; mukadderat, onları Türklüğe beraber 
hizmet etsinler diye tanıştırmış, yanyana getirmişti. Millet 
yolunda, ayni ülküye doğru beraber yürüdüler; Türkiyenin 
kurtuluş ve inkılâp tarihine adları beraber ve yanyana 
yazıldı. 


Onları, yıllarca, her yerde ve her zaman, yanyana ve 
başbaşa gördük: Biri yaratıyor, öteki büyütüyordu; biri 
başardıkça öteki tekrar yaratıyordu. 

İsmet İnönü, Ankara istasyonunda, perdeleri inik va- 
gonun matemli loşluğu içinde, Onun tabutuna kapanıp 
aziz na'şı üstünde ağlarken şüphesiz yirmi yıldır, hep bera- 
ber geçen günlerin bütün acı ve tatlı hatıralarını anmıştır. 
Bu ayrılık yaşlarının manası nekadar büyüktür; bu göz 
yaşlarında bütün bir tarih mündemiçtir. 


ULUDAĞ 13 


İsmet İnönünün Büyük Atanın huzurunda ağ'arken 
Onun eserini devam ettireceğine and içtiğine de şüphe 
yoktur. Büyük adamların, büyük anlarda döktükleri göz 
yaşları, yalnız teessür ve heyecan ifade etmekle kalmaz. 
Bu gözyaşları, maziye ait bir hicrandan ziyade istikbale 
ait bir ahdü peymanın tezahürüdürler. 


Bu loş vagonun uhrevi havası içinde iki baş arasında 
manevi bir dille şöyle bir konuşma olduğuna iyman ede- 
biliriz: 

— İsmet, daima seninle beraberim; sana muzahirim; 
hak yolunda, inkılâp yolunda, yükselme yolunda, zafer 
yolunda, eskisi gibi kuvvetle yürü 

— Alam, daima senden, senin ruhundan ilham ala- 
rak, senin yardımına güvenerek, senin yolunda, bizim 
yolumuzda eskisi gibi kuvvetle yürüyeceğime and içi- 
yorum. 

Faniler ayrıldılar, amma ebediler beraberdir. Vücutleri 
ayrıldı amma, ruhları gene beraber, gene yanyana, gene 
başbaşadır. Bu iki baş, bu iki isim, daima yanyana kala- 
cak; Türk zaferinin, Türk inkılâbının ve tarihe yeni doğan 
Türklüğün ölmez sembolü olacaktır. 


—> —— 


Orhon kitabelerinden 


A.U. ELÖVE 


IN 1,58 
NEpE EÇ 
R—csAaXr 
A a 
Er 


IN s3 1,7 


#zz > 
A AE 
Az 


ULUDAĞ 15 

d a emi GE. b bAAM Yö SA 15 
Li ah v r>m)>23 ErAiM.*a 135 

tAYYA 

o 

VR > Miki *>d43 v4, 
BiRi. dh Apir.>r.ı WEpk 
ERSEK YA BIRKTRE:EAPR: İZ 
hYPA »Mber$ Pupa YANG PeJP m 
ba /e 4 Aİ > AR: ekE€rE 
9 #ELE)AM>$ AM Şer: 34 
a İD e lr 


Orhon kitabelerinden : 


Güney yanı 


(151) Tengri teg, teng- 
ride bolmış Türk bilge ka- 
gan bu ödke olurdum  Sabı- 
min tüketi esid gil; ulayu in 
yegünim oglanım; biriki ogu- 
şım, budunım; biriye şad apıt 
begler, yırayu turkut buyu 
ruk begler; Otuz Tatar. . - 

.(1S2) Tokuz oguz 
begleri, budunı! bu sabımın 
edgüti esid, katıgdı tıngla: 
ligerü kün tegsıka, birgerü 
kün Oortusıngaru , kurıgaru 
kün batsıkınga, yırgaru tün 
ortusıngaru, anda içreki bu- 
dun, kop manga körur ança 


budun (1 S3) kop itdim Ol 


amıtı, ayıg, yok Türk kagan 
Ötüken Yış olursar ilte bung 
yok. İlgerü Şantung yazıka 
tegi süledim, taluyka kiçik, 
tegmedim; obirgerü o Tokuz 
Ersin'ke tegi süledim; Tüpüt 
ke kiçik, tegmedim; kurıgaru 
Yinçü ögüz (154) keçe, 
Temür Kapıg' ka tegi süledim; 
yırgaru yir bayıruku yiringe 
tegi süledim. Bunça yirke 
tegi yortdım, Ötüken Yışda 
yig idi yok ermiş, il tutsık 
yir, Ötüken Yış ermiş!. Bu 
yirde olurıp Tabgaç budun 
birle (1 S 5) tüzültim. Altun, 
kümüş, isigti, kutay, bungsız 


16 ULUDAĞ 


ança birür Tabgac budun sabı 
süçig, agısı yımşak ermiş: Sü. 
çig sabın, yımşak agın arıp, 
ırak budunıg ança yogutır er 
mis. Yagru kondukta kisre 
ayıg, bilig anda öyür ermis. 
(1S6)Edgü bilge kisig, edgü alp 
kisig yorıtmaz ermis. Bir 
kisi yangılsar, oguşı, budunı 
bisükinge tegi kıdmaz ermiş. 
Süçig sabınga, yımşak agı- 
sınga arturıp, öküş Türk 
budun öltiğ. Türk budun 
ülesiking, biriye Çogay Yış 
tügültin. (157) Yazı kona- 
yın tiser, Türk budun ülesi- 
kig anda ayıg kisi, ança 
boşgurur ermis. Irak erser, 
yablak agı birür; yaguk er. 
ser, edgü agı birür tip ança 
boşgurur ermis. Bilig bilmez 
kisi ol sabıg alıp, yagru 
barıp; öküş kişi öltig. (1 S8) 
Ol yirgerü barsar, Türk bu- 
dun ölteçi sen; Ötüken yir 
olurıp, arkış tirkeş ısar, neng 
bung og yok Ötüken Yış 
olursar, benggü il tuta olur. 
taçı sen. Türk budun tokra- 
kıka sen; bir açsar todsar 
umaz sen, bir todsar açsar 
umaz sen. Andagıngın (1S 9) 


öçün igedmiş kaganıngın sâ- 
bın almatın yir sayu bardıg, 
kop anda alkındıg, arıltıg. 
Anda kalmışı yir sayu, kop 
turu ölü yorıyur ertig. Tengri 
yarlıkadukın öçün; uzm, 
kutım bar öçün kagan olur- 
tım. Kagan olurıp (1510) 
yok, çıgay budunıg kop ko- 
burtdım; çıgay budun'g bay 
kıldım, az budunıg öküş kıl 
dım, Azu, bu sabımda igid 
bargu Türk begler, budun, 
bunı esiding: Türk budunıg 
tirip , il tutsıkıngın bun- 
da urtım; yangılıp ülesi- 
kingin yime (1511) bunda 
urtım. Neng neng sabım er. 
taşka urtım; 
angar körü biling, Türk 
amıtı budun, begler; bödke 
körügme begler, igü yangıl- 
Menbx«..,... 

Tabga » ç kaganda bedizçi 


ser, benggü 


daçı siz. 


kelürtim, bediztim , mening 
sabımın sımadı; (1 S 12) Tab. 
gaç kaganıng içreki bedizçig 
ıttı. Angar adınçıg bark 
yaratturtım ; için, taşın adın- 
çıg bediz urturtım; taş to. 
kıtdım , köngülteki sabımın 
u«<... . unuk oglıng» ga, 


ULUDAĞ 17 


tutınga tegi bunı körü biling. 
Benggü taş (1S 13) tokıtdım, 
bundag erser, ança takı erig 


yirte irser, ança erig yirte 


benggü taş tokıtdım, bitid 
im. Anı körip ança biling; 
oltaş. .. . dim. Bubitig 
bitigme atısı Yolıg tigin. 


Kuzey yanı 


(1N10) Kül tigin yok er- 
ser, kop ölteçi ertigiz İnim 
Kül tigin kürgek boldı Özim 
sakındım; körür közim kör- 
mez teg, bilir biligim bilmez 
teg boldı. 


Öd tengri yasar : 


Özim sakındım. 
kisi oglu 
kop öligli törimis. (ıN11) 
Ança sakındım, közde yaş 
kelser; tında, köngülte sıgıt 
kelser. o Yandru 
katıgdı sakındım: iki şad, 


sakındım, 
ulayu in yigünim. oglanım, 
beglerim, budunım közi kaşı 
yablak boltaçı tip sakındım. 
Yogçı, sıgıtçı, Kıtay tat abı 
budun, başlayu (1N12) Udar 


Sengün kelti. Tabgaç kagan- 
da Isiyü Likeng kelti, bir tü- 
men agı, altun, kümüş, ker- 
geksiz kelürti. Tüpüt kagan- 
da bölün kelti. Kurıya kün 
batsıkdakı Sogud böriçik er, 
Bukarak ulıs budunda neng 
sengün ogul Tarkan kelti. 
(1N13) Unuk oglm Türges 
kaganda mangırçı, tamgaçı, 
Oguz bilge tamgaçı kelti. 
Kırkız kaganda tarduş, ınan- 
çu, çor kelti. Bark itgüçi, be- 
diz yaratıgma, bitig taş it. 
güçi Tabgaç kagan çıkanı 
Çang sengün kelti. 


Kuzey dogu yanı 


(INE) Kül tigin koy yıl. 
ka yiti yigirmike uçdı ; to- 
kuzınç ay yiti otuzka yog 
Parkın, bedizin, 
bitig taşın biçin yılka, yitinç 


ertürtimiz 


ay yiti otuzka kop alkadımız. 
Kül tigin öz, kırk artukı yiti 
yaşıg boltı, bulıtka taşıkdı . 
..... bunça bedizçig, 
veliyi iltüb.er kelürti 


18 ULUDAĞ 


Batı yatı 


“Thomsen,, in okuyuşuna göre: 


(AW1) Kur. dar. ug.. örti 
inim Kül tigin 
isig küçig birtük 


n Türk 


bilge kagan anuk. ka inim 


Kül tiginig közedü olurt - - 


(UW2) Inançu apa yargan 


tarkan atıg... rt m.i - - 


Batı yanı 


Yine kitabe metinlerinden bizim okuyuşumuz : 


(W1) Imançu apa, yaru 
gan turukan atıg yügürt, 
minglüg törüt ............. 


(1W2) Kurı danlug dörüti, 


in emikin isigin imitlig il tö- 
rüsinge isig küçig birtük 
öçün, Türk bilge kagan anu- 
kınga inim Kül tiginig közedü 
Olur ağ eilke 


Ötüke nyış'tan bir ses; 
Ata'nın sesi. 


Atatürk aramızdan ayrılalı çok 
olmadı. Gittiğinin acısı onu bilen, 
onu duyan gönüllerde onulmaz 
bir yara gibi kanayor. Onun canlı 
hatırası, sevdiklerinin yüreğine 
bırakılmış en kıymetli emanettir. 


Ben bu hatıralar arasında onun 
« Gençliğe hitabe ” si üzerinde 
Onun 


çok defalar durdum. 


kalplerin ( derinliklerine (o inen 
gür sesi, millet ve vatan için, 
onların istiklâli için şahlanan Türk 


kahramanlığının yüksek ifadesi 


halinde ruhumda akisler yapıyor. 


Atatürk bu hitabesinde Türk 
varlığının, Türk istiklâlinin biricik 
temeli olan Cümhuriyeti en bü- 
yük bir hazine diye tavsif ettik- 
tın sonra, bunun muhafazası uğ- 
runda icab ederse imkân ve şe- 
raitin fevkine çıkılarak ilâhi bir 
cehd ile çalışmak ve çarpışmak 
lâzım geldiğini Türk gençliğinin 
en birinci vazifesi diye gösteri- 
yor. Onun hu sözleri, ilkin ken- 
disinin en yüksek misalini verdiği 


ULUDAĞ 19 


milli feragat, asalet, kiyaset ve 
kahramanlığın temellerine — da- 


yanır. 


O, imkân ve şeraitin çok na- 
müsait bir mahiyette göründüğü 
sıralarda, bir sıyanet meleği gibi 
sevgili milletinin başına geçmiş, 
ana vatanın, yaralı ve makhur, 
içinde ümitsiz çırpındığı felâketli, 
karanlık günleri ; Onun dış- 
tan, içden uğradığı hakaret ve 
hıyanetleri; o zamanki en büyük 
iktidar sahiplerinin dış düşman- 
larla el ele vererek onu hasis 
menfaatleri ve alçak emelleri uğ- 
ruga nasıl bir pula satmak iste- 
diklerini; milletin, silâhsiz, alda- 
tılmış, mazlum, fakir ve avare 
milletin acıklı vaziyetini en veciz 
ve müstesna bir kalem darbasile 
tasvir ediyor. Ve istikbalde dahi 
sevgili milletinin başına böyle 
umulmadık felâketler gelmek ih- 
timali, onun asil ve kahraman 
ruhunda, ölümünden sonra da kab- 
rinde kemiklerini sarsacak en 
büyük bir azab ve kaygu oldu- 
gunu sezdiren bir üzgünlükle, 
fakat kendisine yüksek ilham ve 


heyecanlar veren Türk ruhunun 
kalbine bıraktığı derin; bir imanın 
tesellisile söylüyor. Öyle anlarda 
genç nesillerin de, kendisinin yap- 
tığı gibi, gözünü hiç bir şeyden 
kırpmadan, bin bir tehlike, bin 
bir belâ, bin bir müşkilât ve ak- 
silik tufanı içinde kayıtsız, şart- 
sız yüzerek vatanı her ne baha- 
sına olursa olsun kurtarmalarını 
tavsiye ediyor; en sonunda da 
bütün bunları yapmak için lâzım 
gelen kudretin, Türk damarların- 
daki asil kanda var olduğunu 
söylüyor 


Türk damarlarındaki asil kan, 
evet, Türkün asil kanı, Atatürkün 
kanı ve ruhu bunu böyle istiyor, 
Atanın bu sesi, Türklüğün ta 
kendisidir. 


Bu ses uzun Türk tarihinden 
yükselen kahramanlıklarla dolu 
bir sestir. Asıl Türk ruhunun ifa- 
desidir. Bundan bin iki yüz yıl 
evvel ,, Ötüken yış” da taşlara 
kazılan şu hitabeye bakınız. O 
da ayni emellerle dolu, ayni en- 


dişe ile çırpınıyor ve bağırıyor: 


Güney yanı 


(4S1) Tanrı gibi, Tanrıdan ok 
muş Türk (ün) hakim hanı (ben), 


bu zamanda makama geçtim. Hi- 


tabemi tamamile işit, sirasile: en 
üstün (gelenler) im, oğlanım ön- 


ce aşiretim, milletim ; beride şad 


20 ULUDAĞ 


apıtbeğler; uzakta güzideller),amir 
( memur )beyler , otuztatar...... 
ss (182) Dokuz oğuz beyleri, 
milleti ! bu hitabemi eyice işit, 
kuvvetlice dinle: ileride gün do- 
ğusuna, beride gün ortasına, ge- 
ride gün batısına, uzakta gece 
ortasına doğru ( sınırlanan yor- 
lerdeki ), ora (lar ) dan içerideki 
millet (leri), hep bana bakar (o- 
lan ) e kadar milleti (153 ) hep 
eyileştirdim. O vakarlı, uyanık, 
yüce Türk hanlı) mazi yokuşlun- 
da) otur(ur)sa, ülkede sıkıntı yok. 
İleriye Şantung ovasına değin 
sefer ettim, denize geç kalmış 
(olarak) değmedim; beriye Dokuz 
ersin'e değin sefer ettim, Tibet'e 
geç kalmış (olarak) değmedim. Ge- 
ride İnci ırmağ (ını) (154) geçerek 
Demir kapı'ya değin sefer ettim; 
uzakta yer ayrılığı yerine değin 
sefer ettim; bukadar yerlere de- 
ğin at koşturdum , ( anladımki ) 
mazi yokuş (un) dan eyi memle- 
ket yok imiş, ülke tutacak yer, 
mazi yokuş (u) imiş. Bu yerde 
oturup, Çin millet (i) ile (155) (a- 
rayı) düzelttim. Altın(ı), gümüş 
(ü), bahart (1), mubarek turuncu 
atlas (1 ) zahmetsiz (ce) o kadar 
verir (olan) Çin millet (inin) sö- 
zü tatlı, 
tatlı sözle, yumuşak mata'la iğ- 
fal edip, uzak milleti öylece yak- 


mataı yumuşak imiş; 


laştırır o imiş. Oo Yakına Okoh- 
duktan sonra uyanıklık, şuur o- 
rada söner imiş. (156) Eyi (bir) 
âlim kişiyi, eyi (bir) kahraman 
kişiyi yörütmez imiş. Bir kişi ye- 
nılsa, aşireti, milleti beşik (deki 
çocuğ) inedeğin geri gelmez i- 
miş. Tatlı sözüne, yumuşak me- 
tana (tama'la) azgınlaşarak, çok 
Türk milleti öldü. Türk millet(i)! 
bölüşüklüğün (ile) beride Çogay 
yokuş (una) düğümlendin. (157) 
Ovaya konayım dese, Türk millet 
(inin) bölüşüklük (ür) ü (görerek), 
orada uyanık kişi (yi) öylece başı 
boş bırakır imiş; uzak ise kem mata 
verir, yakın ise eyi mata verir 
deyip öylece serbest bırakır imiş. 
İrfan bilmez kişi (ler) o haberi a- 
lp yakına varınca çok kimse (ler) 
öldü. (158) O yere varınca ( ey ) 
Türk millet (i) öleceksin, 
yer (inde) oturup kârvan, kâfile 
gönderince, her hangi bir sıkıntı 
bile yok (olan) mazi yokuş (unda) 
oturunca, ebedi ülke tutarak du- 


mazi 


racaksın; (eyi Türk millet (i), da- 
ha doymuş olacaksın. ( Sen ) bir 
aç gözlülyü)tok gözlü (yapmaga) 
muktedir değilsin ; bir tok gözlü 
(yüde) aç gözlü (yapmağa) muk- 
tedir değilsin. Öyle ( olanlar ) ın 
(159) için muhalefet etmiş (olan) 
hanının reyini almadan , (onlar) 
yer sayıklayarak vardı (lar) , hep 
orada harab oldu (lar), yoruldu 


ULUDAĞ 21 


(lar). Orada kalmış (olanlar) 1, 
yer sayıklamakla hep zayıflaya- 
rak, ölerek yörüyor (gidiyorlar)dı. 
Tanrı ferman buyurduğu için, 
aklım (maharetim),, taliim var 
(olduğu ) için han ( olarak) ma- 
kama geçtim. Han (olarak) otu- 
runca (1510) fakir, yoksul milleti 
hep ayağa diktim; yoksul milleti 
zengin kıldım; az ( kişili ) milleti 
çok ( kişili ) kıldım. Şu halde bu 
hitabemde, edep ve terbiye gi- 
diş (li) Türk beyler (i), millet (i), 
bunu işidin: Türk millet(in)i der- 
lediğimi, (senin) ülke tuttuğunu 
buraya urdum (kazıdım): yanılıp 
bölüşüklüğünü hem (1511) buraya 
kazıdım. Her ne tebliğim ise ebe- 
di taşa kazıdım. Ona bakarak 
bilin (ey) Türk vekarlı millet (i) , 
beyleri); ve ( siz ey ) bu zamanı 
gören beyler, muhalefet ederek 
yanılırsınız. Ben ,. .. . . . .Çin, 
hanından (ressam , 
nakkaş, heykeltıraş ) getirttim, 


tasvirci 


nakş ettirdim; (0) benim sözümü 
kırmadı, ( 1512 ) Çin han (ın)a 
mensub (saray) içindeki nakkaştı) 
gönderdi. Ona | abideye ) ayrıca 
mesken yaptırdım; içini, dışını 
ayrıca nakışlattım ; taş işlettim. 
Gönüldeki söz(ler)ümüo....... 
u sevgili ogul ,, (ların) a / 1513 ) 
kerimetleri) ne değin bunu görüp 
bilin (diye ) ebedi taş işlettim.. 


« Böyle olunca, ( ve kendisi ) 


o kadar da yüksek iktidar mevki- 
ine irişmiş bulununca, ( ben de ) 
ona yakışır yüksek yerde ebedi 
taş işlettim, yazdım. Onu görüp 


öylece bilin: otaş ........ dim. 


Bu yazı (yı) yazan, lalası Yo- 
luğ Tigin » 


Bilge hanın talii, Atatürkün 
karşılaştığı müthiş şeraitten daha 
çok ehvendir. Kaldıki o, kahra- 
man kardeşi Gül tekinin, kolun- 
dan tutup Türk milletinin başına 
geçirdiği bir hükümdardı. Asıl 
rol, büyük rol Gül tekindedir. Hü- 
kümdarının, ağabeyinin kendisine 
yine birakmak istediği saltanatı 
istemeyen, yalnız Türk milletini 
yaşatmak ve yükseltmek için ma- 
nialarla çarpışmayı zevk edinen 
ve bu uğurda ona daima el ayak 
olan odur. 

Atatürk, karşısında Bilge han 
gibi ruhan eyi bir insan, şefkatli 
bir kardeş yerine, o mevkide ken- 
disine her cihetten yüz çeviren, 
onun ölümünü isteyen, ona yar 
olmadıktan başka, ona ve milleti- 
ne karşı düşmanlarla el birliği 
eden namus ve haysiyet düşkünü, 
iğrenç ruhlu son bir hanedan mü- 
messiline rastladı. 

Bununla beraber o, her şeye 
rağmen milletinin başında,vatanın 
muazzez ruhu gibi yükseldi. Onu 
kolundan tuttu, korudu ve kal- 


22 ULUDAĞ 


dırdı, Onun Bilge hanı, onun mane- 
vi kardaşi, yin: Türk milletinin 
kendi gibi ayni ruhta doğurduğu 
aziz ve müdebbir bir evlâdı, asil bir 
kahramanı, İnönü oldu. 

Bilge hanın, ömrü çok vefa 


etmeyen; sevgili kardeşi GüLtekiii 
için söylediği şu samimi sözlere, o 
zamanki Türkcemizin duru güzel- 
liğini aks ettiren şu elemli ve 


iniltili sözlere bakınız : 


Kuzey yanı 


(1N10)Gül tekin yok olsa(ydı), 
hep ölücü idiler. Küçük kardeşim 
Gül tekin gürlemiş oldu, kendim 
(ce) düşündüm: Görür gözüm gör- 
mez gibi, bilir şuurum bilmez gi 
bi oldu. Kendim (ce) düşündüm, 
Zaman (IN11) tanrısı hükm edi- 
yor: kişi oğlu hep ölmek üzere 
var olmuş. O kadar düşündüm (ki) 
gözlümle yaşllar)gelecek,ruhfum)a 
gönllüm)e ağlamallar)gelecek (idi). 
Yine düşündüm, kuvvetli (ce) dü- 
şündüm : iki şad (ve) sırasile en 
üstün (gelenler) üm (in': oğlanım 
(şehzadem), beylerim, milletimlin) 
gözü, kaşı kötüleşmiş olacak (dı) 
deyip düşündüm. (1N12 matem- 
ci (cenazeye iştirak eden-ler), ağ- 
layıcı (lar), Hatay (ın) yabancı, 


ucra millet (eri), başlarında U dar 
Çin han (ın) dan 
İsyiü Likeng geldi, bir tümen 


sengün geldi . 


atlas, altın, gümüş, zinet eşyası 
getirdi. Tibet han (ın) dan he- 
diyeller) geldi. Geride gün batı- 
sındaki Sogudlun) kurd gibi er 
(leri), Buhara halk(ı) millet (in) 
den Neng Sengün oğl (u) Tarkan 
geldi. (IN13) Sevgili oğlum Tür- 
ges handan mangırcı (parabasan), 
damgacı ( mühürdar ) , Oğuz ('n) 
âlim damgacılsı) geldi. Kırgız han 
(ın)dan tartıcı(veznedar-lar),mute- 
metller), hanende (ilâhiciler) geldi. 
Mesken yapıcı, tasvir (resim, 
nakış, heykel) imal edici, yazı 
taşlı) yapıcı Çin hanlının) yegeni 
Çang Senyün geldi. 


Batı yanı 


(İNE) Gül tekin koyun yıl 
(n) da yedi yirmide uçtu. Do- 
kuzuncu aylın) yedi otuzlın)a ma- 
tem erdirdik. Bark ( türbe) ını, 
tasvirini, kitâbe taşını maymun 


yıl (n) da yedinci ay (ın) yedi o- 
tuz (un) da hep alkışladık (küşad 
resmini yaptık ). Gül tekin (in ) 
ruhfu) kırk artığı yedi (de) gizle- 
nik oldu, buluta çıklı...... ...., 


ULUDAĞ 


Bunca tasvirci ( nakkaş, ressam, 
heykeltraş (0) duygulu (anlayışlı ) 
eşraf getirtti. 

( Kendi okuyuşumuza göre : | 
(1W1) (Ey) inanılan baba , (onun) 
parıldayan, 
olan), adı(nı)yörüt, binlerle (ebedi 
İL öle MM ar; 

. (W2) Mertebesi harikalı (olarak) 
yaratılan, geniş (bir) arzu ve ha- 
raretle hiç düşünn.eden ülke (sinin) 
ürf ve âdetlerine (tarih'ne ) işi (ni) 
gücülnü) verdik (i) için, Türk (ün) 
hakim hakanı huzurunda küçük 


kardeşim Gül tekini gözetip mev- 
b ği 2 er 


durulaşan ( — sabit 


Uununla beraber, Bilge hanın 
sesinde kardeşi için inleyen me- 
tem, bu gün Atatürk için mille- 
tin duyduğu derin matem yanın- 
da az kalır. Atatürkün « gençli- 
ğe h'tabe » sinde kütün Türk ta- 


Kutlug hanın oğlu Gül tekin, 
amcasının vefatından sonra eski 
ordusunu toplayarak büyük kar- 
deşi Bilge hanı tahta geçirdi. Bu 
hanın ordu arasında adı, küçük 
Şad ( pit kia khohan (11 Küçük 
han ) idi. Hilkaten insaniyekâr 
ve kardeş muhabbetile dolu idi. 
Saltanata ermiş olması, ancak 


kardeşi Gül tekinin liyakat ve 


23 


rihinin tekâsüf etmiş kırgın emel- 
leri. Türklüğün gördüğü, geçir- 
diği badirelerin, uğradığı haksız 
talihsizliklerin ıztırabı , belli edil- 
meyen asil bir acılığı var. Onun 
sesinde Türk tarihinin ruhu var, 
şehametler, asaletlerle dolu yük- 
sek bir ruhun akisleri var. Ben 
bunda o ruhu dinleyorum 
Atatürk, büyük Türk tarihinin 
sonsuz ummanı içine daha dün 
katılan canlı vefeveranlı bir kay- 
bir 


denizinin 


naktı, feyizli | ve heyecanlı 


Türklük 


müselsel nesillerini 


çağlayandı. 
örecek olan 
kuvvetli ve yüksek dalgalar üze- 
rinde onun gür sesi, yine ve ebe- 
diyen çağlayacak; o dalgalar ü- 
zerinde köpüklenen onun mavi ba- 
kışları, bize bu günlerimiz ve ya- 
rınlarımız için ve her zaman ışık 
tutacaktır. 


meziyeti sayesinde idi; hattâ ken- 
disi saltanatı her ne olersa olsun 
ona bırakmak istediği halde, o 
bunu katiyen istememiş, o za- 
man han ona (Tso - hun - wang)2) 
sol hakim  pirensi ) unvanını 
ve münhasıran ordunun kuman- 


danlığını vermişti. 


Bilge han saltanat işleri için 
müşavere etmek üzere Tun - yo” 


24 ULUDAĞ 


kukf3ju davet etmişti. Bu zat 
yetmiş yaşında bir ihtiyar olup, 
her kese saygı ile karışık bir 
korku, bir heybet veriyordu. Han 
Çine hücum etmek istedi. Fakat 
o, Çinin cesur bir hükümdarı ol- 
duğunu, Çinlilerin uzun müddet- 
ten beri derin bir sulh içinde mü- 
reffeh yaşadığını, Türklerin ise 
uzun savaşlardan yorularak din- 
lenmeğe muhtaç bulunduklarını 
ve esasen kendi ordularının yeni 
devşirilmiş askerlerden müteşek- 
kil olduğunu göz önüne koyarak 
bundan vaz geçirtti. 

Bilge han oturduğu şehri sür- 
larla çevirmek ve otada Buda ve 
Lao - tseu namına ibadethaneler 
kurmak istiyordu. Tunyokuk o- 
na dedi ki :“bütün Tunyokuklar bir 
araya gelse Thanglara kafa tuta- 
mazlar. Onların harb edecek hal- 
de olanları - ki sayıları yüzde 
birdir - su ve otlak ararlar, av- 
cılık ederler. Sabit bir durakları 
yok, harp idmanı yaparlar. Bun- 
lar kendilerini kuvvetli bulunca 
ileriye giderler, zaif görünce ka- 
çıp saklanırlar. Bu suretle Çin- 
lilere çok asker lüzumsuz gelir. 
Siz sürlarla çevrilmiş bir şehirde 
yerleşirseniz ve bir kere de onlara 
yenilirseniz ellerine düşmekten 
kurtulamazsınız Buda ve Lao- 
tseu'ye gelince: onlar insanlara 
gevşekliği ve boyun eğmeyi öğ- 


retirler, bunlar ise cenk erlerinin 
öğreneceği şeyler değildir. » 

Bilge han bu projeyi tasvip 
ederek hemen sulh yapmak üze- 
re Çine bir elçi gönderdi (718). 
Fakat İmparator onur bu arzusunu 
red ile beraber ona karşı hücum 
emrini verdi. Çin Generalı Wang 
- tsun tsun (720) baharında or- 
dusunu toplamakla beraber, bir 
taraftanda Pa-sı-mı ve Khı-tan- 
lara başka başka yollardan gide- 
rek Bilge hanın ordusuna baskın 
yapmalarını ve kendisini yaka- 
lamalarını emretti. Bilge han 
bundan ürktü. Fakat tonyokuk 
onu temin ileberaber akıl öğret- 
ti, ve onun dediği gibi yapıldı. 
Pasımılar ansızın baskına uğra- 
tıldı, Sonra Bilge han Çine girip 
düşman ordusunu tamamile mağ- 
lüb etti. Bundan sonra Tukyu'lar 
çok kuvvetlendiler. 


(731) de Gül tekin öldü. Çir 
imparatoru Kin-kinn veya Tsian 
-kinn unvanlı yüksek bir memu- 
runa ( İmparator saraydan çık- 
tığı zaman melhuz tehlikelere 
karşı elinde kin-Wou adlı iki ucu 
yaldızlı bakırdan bir değnek ol 
duğu halde onun önünce giden. ) 
kendi mübrünü havi bir hattı ha- 
milen büyük hana taziyetlerini 
bildirmesini emretti. Ona bir ni- 


şan taşı üzerinde bir kitâbe hâk 


ULUDAĞ 25 


etmesini, müteveffa için bir hey- 
kel dikmesini, bir bark ( ecdad 
salonu, türbe ) yapmasını emretti. 
Dört duvarı üzerinde muharebe 
resimleri yapılmasını, altı yüksek 
sanatkârın bu işle meşgul olarak 
bunları bu memlekette o vakta 
kadar hiç görülmemiş bir sarette 
tıpkı tıpkına ve tam benzer bir 
şekilde, hanın görüp te heyecana 
gelebileceği bir mükemmeliyette 
yapmalarını istedi. (734) de Bilge 
handa zehirlenerek öldürüldü. 
İmparator onada hanedanın baş 
kâhyasını gönderdi. Ona da büyük 
matem gösterdi, taziyetler ettir- 
di , takdimeler Ona 
da bark yaptırdı. Nişan taşı için 
bir kitâbe kaleme alması husu- 
suna Li - biong adlı 


sundurdu. 


tarihçisini 
memur etti. 

Sonra halkın umumi isteğile 
Bilge hanın oğlu İyen han oldu. 
Fakat saltanatın sekizinci yılında 
oda öldü. Memlekette karışıklık- 
lar çıktı. Nihayet (745) de Uygur 
Türkleri gelip bütün Tukyu ül- 


kesini zaptederek son hanlarını 
da öldürdüler. 
“Inseriptions de VOrkhon,, dan 


Li) Pit kin—lekçemizde nâdiren pit- 
ka suretinde ve küçücük manasında 
kullanılır, 


Pit: (çö), yavru, bala manasında 
“büte,,sözünde; lehçemizde bodur, bıdık 
sözlerinde, Divan lugat-üt-türkte 1.315, 
14.105, LI 15, 44, 67, butik ( Kâşgarda 
küçük “tulum,,) sözünde, Il. 164 butuk 
1.103, 11,274 batu (deve sıpası, köşek 
“yani küçük,,) sözlerinde de görülüyor. 
Yine Tehçemizde küçük ve dar yol 
için kullandığımız “ paleka , sözü 
bu“pit kia, ile çok yakından ilgili gö- 
rünüyor. Nihayet lehçemizde bit—kü- 
çük böcek, Son“kia,parçası, eski Türk- 
çede tasgir lâhikasınınkalın şeklidir, 
incesi kiye dir; bunların kine, kına şekil- 
leri de var: Gakine( kak, kine—kadid- 
cik), kaknem (kak, kinem—kadidelğim). 


(2) Türkçe olmak lâzım gelen bu 
söz yokungan ( y .ç değişimile ) mü- 
teali, kendi kendine yükselmiş, mana- 
sını okşayor: Divan yokmak 1.269—yu- 
karı yükselmek 


(3) Tun-yokuk divan: tun 1l,100 
itmi'nan, kalp huzuru; yokuk : divan 
yokmak 1,269 yükselmekten ; mürekkep 
görülen bu iki söz mütemmimli sıfat 
halinde bu şahsın vasfı ve unvanı olmak 
gerek : itminani , kalbinin huzuru 
yüksek ( şahs) 


— orersi aaa —— 


İNKILAPÇILIK 


İnkılabın tutuşturduğu al- 
tı meşale, ruhlarımızda bütün 
hıziyle yanıyor. 

Onlar, gelişi güzel birdü- 
şünüşten, rastgele bir keyf 
ve hevesden, kitaplarda ya- 
zılı cansız teorilerden değil, 
doğrudan doğruya Türk ca- 
miası içinde ve ana yurdu- 
muzun bağrında beliren s0s- 
yal ve tarihi hadiselerden 
doğmuştur. Ulus organize 
oldukça, ileri hamlelerini ol- 
gunlaştırdıkça bu Altıok da- 
ima sosyetenin kılavuzluğunu 
yapan ebedi birer ideal ola- 
rak kalacaktır. Çünkü onlar 


NAMDAR R. KARATAY 


sosyal bir realitenin mahsulü 
ve sosyolojik odetermizmin 
canlı birer ifadesidir. 
(Altıok ) ssmboliyle gös- 
terilen bu prensipler, milli 
varlığımızın dinamik seyri 
için zaruri olan şartlardır. 
Daha başka türlü düşün- 
ceye yer verilirse denilebilir 
ki bu Altı ışık, tek bir realite 
halinde duyulan varlığımızın 
şuurudur ki , tıpkı güneşin 
tayfları gibi , milli vicdanın 
pürüzmasından süzülerek ay- 
rı ayrı ışıklar halinde ken- 
dini gösterir, veyahut bir o- 
büsün ağzından çıkar çıkmaz 


ULUDAĞ 27 


patlıyarak kollara ayrılan 
şarapneller gibi, tek bir mil- 
li hayat kaynağından fışkı- 
rıp çıkan varlığımızın ileriye 
İ atılırken aldığı istikametler, 


hedeflerdir. 


Halkçılık , Cümhuriyetçi- 
lik, Devletçilik, Milliyetçilik, 
Lâyiklik.. Bunlar bir birini 
tamamlayan mefhumlar, da- 
ha doğrusu realitelerdir. Bun- 
lardan biri inkâr edilince, 
diğerlerinin teşkil ettiği kül, 
sakat bir uzviyet gibi eksik- 
leşir, ve başka hiç bir yama 
bu tabii birliği tamamlaya- 
maz. 


Zoraki, yapmacık bir te- 
şekkül olarak değil, tarihi 
ve sosyal vakıaların zaruri 
seyrinden doğmuş ideolojik 
bir sentez olan bu beş Oka 
diğer bir altıncısı ilâve edil- 
: meyecek olursa bu mecmua 
* bütün tamamlığına rağmen 
' hareketsiz ve sitatik bir hal- 
de kalacaktır. 


İnkılâpçılık ! 

İnkılapçılık, bu realiteler 
sentezinin yürümesi, gelişme- 
" si, ilerlemesi demektir. 

İnkılâpçılık, beş okun di- 
namizmi demektir. 


Ferdi veya sosyal enerji- 


nin gerginliği nisbetinde ileri 
atılma hamleside şiddetli 
olur; bu enerji akımı gev- 
şerse o zaman mütereddit , 
kararsız, sürüklenen bir pi- 
sikolojik hal hâsıl olur. 


Böyle durgun bir batak- 
lık haline gelmiş olan Türk 
sosyetesi, inkılâbın şiddetli 
bir dönemecinde hayatının 
haiz olduğu bütün hızı aldı 
ve hamlelerini yaptı. 

İnkılâpcılık, Türk cemi- 
yetini, tekâmül kapıları, ileri 
hamleleri ebediyen kapatıl- 
mış, donmuş bir cemiyet ha- 
line düşmekten koruyan ye- 
gâne mekanizmadır. 

Altıok sembolünün ruhla- 
rımızda yaşattığı fikirler, 
dünkü tarihin sıkıcı ve bu- 
naltıcı hadiseleri arasında 
müphem, hüviyeti belirsiz, 
isimsiz bir takım temayüller 
halinde sezilmekte idi. 


İstiklâl savaşının, benli- 
ğimizi en derin köşelerine 
kadar sarsan kasırgası, ce- 
miyetin bünyesinde saklanan 
en canlı temayüllerin bir- 
denbire serpilmesine, filizle- 
nip yeşermesine imkân ver- 
di. En hayati kabiliyetleri- 
mizin etrafında porsumuş, 
kurumuş, kabuk bağlamış bir 


28 ULUDAĞ 


takım köhne müesseseler , 
kendilerini sosyeteye bağla- 
yan sonliflerin kopmasiyle 
çöküp parçalandı. 


An'aneler, cemiyet bün- 
yesini kolay kolay terk et- 
mezler, fakat o cemiyet ta- 
bii bir seyr ile tekâmül ve 
inkişaf ettikçe eskiden bir 
hayatiyeti olan bu müesse- 
seler, bütün fonksiyonlarını 
kaybederek birer (survivance) 
halinde kalırlar. 


Bir cemiyetin bünyesin- 
deki müesseselerden hangi- 
lerinin canlı ve ileri hayata 
namzet, hangilerinin ölüme 
mahküm olduklarını göster- 


mek vakıa sosyolojinin vazi- 
fesidir 

Fakat bu yönden Türk 
milleti büyük devrimde, ileri 
hayatın canlı müesseselerini, 
geri hayatın çürük ve kof 
müesseselerinden bir hamle- 
de ayıran yüksek bir hads 
ve iradeyi doğurmuş olmakla 
bahtiyardır. 


İşte bu yüksek hadsin 
yarattığı ve cemiyetin vic- 
danı demek olan Halk Par- 
tisinin formüle ettiği bu Altı 
Ok, genç Türk neslinin önün- 
de parlak ve ihtişamlı, 
atiye doğru uzanan bir bü- 
yük yoldur. 


Dil meselesine dair bir kaç söz 


Türk dilinin yabancı ke- 
limelerden kurtarılarak sade 
haline 
meşrutiyetten 


ve öz türkçe bir dil 
getirilmesi , 
sonra başlıyan milliyetper- 
verlik hareketlerinin tabii 
bir neticesi olarak meydana 
çıktı. 

Selânikte ( genç kalem- 
ler ) , bu düsüncenin taraf- 
darlarını etrafında toplı- 
yarak neşriyata başladı. İlk 
zamanlarda terkipsiz yazı 
yazmak şeklinde başlıyan bu 


hareketten başka, bazı mil- 


Doktor Şemsettin DORA 


liyetperver muharrirlerin sa- 
de türkçe ile yazılmış yazı- 
larını da okuduk. 

İkdam sahibi omerhum 
Ahmet Cevdetin temiz türk- 
çe ile yazılmış baş makale- 
leri, ( Haristan ve Gülis- 
tan ) sahibi merhum Ahmet 
Hikmetin Türk derneğin- 
de çıkan ( Yakarış ) gibi 
yazıları, münferit teşebbüs- 
ler ve kalem tecrübelerinden 
birer nümunedir. Türk oca- 
ğının açılmasile bu ceryan 
daha genişledi, ve genç mil- 


30 ULUDAĞ 


liyetperverler (o bunun çok 
âteşli taraftarı oldular. (1) 
Fakat bu hareketler, ni- 
hayet bir zümre teşebbüsle- 
rinden ileri geçemiyerek çok 
agır bir şekilde devam etti. 
Yazılarını ancak ( Terkibi 
tavsifi ) ve ( Vasfı ter- 
kibi ) lerin tumturaklı ve 
şa'şaalı kılişelerile süsliyerek 
yazı yazan, ve hatta Türk 
tarihinin çok uzak kökler- 
den geldiğine inanmıyarak 
kendilerini, yalnız osma lı 
saltanatının başlangıcından 
itibaren Türk sayan, ve türk- 
çenin arabça ve acemceden 
müstağni kalamıyacağı;edebi, 
ilmi ifade kabiliyeti olmadığını 
iddia eden bir çok osmanlı 
muharrirleri, bu ceryana şid- 
detle aleyhtar kesildiler. 
İttihat ve Terakki hükü- 


(1) Tıp Fakültesinin Türkçülük 
mürşidlerinden (oaskeri tibbiyeli 
merhum « Haşim Çinili * girdiği 
cerrahi imtihanında bir adelenin is- 
mini Türkçe olarak « karga pazı 
eti » dediği için sıfır aldı. Bu mil- 
li ruhu anlamıyan zavallı hocanın, 
böyle bir isim yoktur demesine 
rağmen O yine ayni Türkçe tabiri 
tekrar, ve sıfır almayı, temiz dilinin 
ifadesine tercih ederek büyük bir 
huzur ile imtihandan çıktı, Burada 
büyük ruhlu aziz mürşidin hatı- 
rasını tebcil etmeği mukaddes bir 
vazife bilirim. 


meti, milliyetperverliği hi- 
maye eden bir siyaset takip 
etmekle beraber, asıl siyasi 
hedefi osmanlı vahdeti siya- 
siyesini idame ettirmek ol- 
duğundan milliyetperverliği 
bir hükümet prensibi olarak 
ileri süremedi, ve bu dil me- 
selesinde müessir bir rol 
oynayamadı. İtalya harbi, 
balkanlar harbi ve büyük 
harp ve bir çok siyasi gai- 
lelerle memleketi alt üst et- 
tikten ve osmanlı hükümeti 
tarihe karışıp Türk Cümhu- 
riyeti kurulduktan sonra hü- 
kümeti eline alan Halk Parti- 
si ve hükümeti, pirensiplerini 
kati işaretlerle ortaya koy- 
du, ve milliyetçilik de hükü- 
metin esas umdelerinden biri 


oldu. 


Türk milleti binlerce sene 
evvelki zamana dayanan es- 
ki bir tarihe, ve Türk dili de, 
bu tarihle beraber yaşamış 
ve yaşayan eskilik, zenginlik 
ve enginliğe sahipti. Ken- 
dine milliyetperverliği siyasi 
gaye edinen bir hükümetin, 
ve o hükümeti kuran Türk 
milletinin; tarihini asırların 
içinden bütün asalet ve par- 
laklığıle meydana çıkarması, 
ve sahip oldugu dilin bütün 
zenginliklerini ortaya dök- 


ULUDAĞ 31 


mesi; güdülen ülkünün mec- 
buri 
liyetperverliğin bir vazifesi 
idi. 

Türkün yalnız at üstünde 
kılıç sallıyarak ülkeler istilâ 
eden akıncı bir millet değil; 
medeniyetler kurmuş, mede- 
niyetleri bir birine aşılamış, 
ve bugün Avrupa terekki- 


bir neticesi, ve mil- 


yatının esası olan medeni- 
yetlere müessir olmuş bir 
millet, ve bütün bu medeni 


varlığı ifade edebilecek bir 
dile sahip olduğunu göster- 
mek, ispat etmek milli bir 
borç, ve bir zaruretti. Atatür- 
kün yüksek irşadı ile başlı- 
yan Tarih ve Dil araştırma- 
ları, dünya âlimlerinin önü- 
ne bu davayı atarak Tarih 
ve Dil kurultaylarında mü- 
nakaşa edilebilecek bir konu 
haline getirildi; tarihin göğ- 
sünde, toprağın altında saklı, 
ve Türk dünyasının dilinde 
yaşıyan bu zenginlik, safha 
safha meydana çıkarılmağa 
başladı. 

Yalnız İstanbul lehçesin- 
den başka türkçe ve bir ifa- 
de kudreti tanımıyan, ve 
buna inanmıyan, Anadolu 
halkının bir kaç yüz kelime- 
den ibaret bir konuşma dili- 
ne sahip oldugunu zanneden- 


lerin önüne, yalnız hudutların 
içinde yapılan ( çok roksan 
bir kısmı) dergi ve tarama- 
lar öyle bir hazine çıkardı- 
ki, mznsup oldukları milletin 
dilinin ne gibi bir zenginliğe 
malik olduğundan habersiz ve 
bilgisiz bulunanlar, ku engin- 
liğin önünde cehillerinin dere- 
cesini anlamış olsalar gerek- 
tir. «Kaba türkçe» diye tehzil 
ve tezyif ediler Anadolu türk- 
lerinin dili « eğer Türk dili 
diye yalnız İstanbulda konu- 
şulan muharrir ve Şairlerin 
kullandıgı arap, acem keli- 
melerinden mürekkep melez ve 
sun'i dil haricinde bir dil ka- 
bul ediyorsak» bizim öz ve 
temiz dilimizdi. 

Türk dili, bir zümrenin, 
bir şehrin dili değil, milletin 
umumi oheyetinin ( dilidir. 
Halkla anlaşamıyoruz diyen- 
ler, kendilerini halkın dışın- 
da ve ondan ayrı bir zümre 
telâkki edenlerdir. Ve bu 
osmanlı dilinin omüteassıp 
tarafdarlıgı ile elbet Türk 
halkı ile anlaşmağa imkân 
yoktur. Çünkü birisi osman- 
lıca konuşur, öteki Türkçe. 
Türk milliyet perverliği bize 
halkın içine girmeği, ve hal- 
kın diline aşına olmayı em- 
reder. Yine onunla konuşur- 


32 ULUDAĞ 


ken yabancı milletlerin keli- 
meleriyle değil, onun kullan- 
dığı kelimelerle hitap etmek 
mecburiyetindeyiz. Dilde bir 
nevi aristokrasi yaratmağa 
kimsenin hakkı yoktur. Kar- 
şılığını kendi dilimizde bul- 
dnğumuz kelimeleri 
başka bir dil 
çelim. 


Öz dilde bulduklarımız, 
belki bu gün kulaklarını ve 
kalemlerini yabancı kelime- 
lerin ahengine ve akışına 
alıştırmış bazı muharrir ve 
şairlerimizi müşkül mevkie 
sokabilir. Çünkü onlar belki 
alıştıkları bir yazı tarzından 
ayrılıp sade bir lisanla 
yazmakta müşkülât çekerler, 
ve kudreti kalemiyelerini kay- 
bederler. Fakat dava bir 
kaç muharrir meselesi değil, 
bir millet davasıdır, bir 
istikbal davasıdır. 


Bugün kullanılan 


neden 
arasından se- 


gayri 
türk kelimeler mânâ itiba- 
rile Türkçe mukabillerinden 
başka bir şeymi ifade ediyor. 
Dil araştırmaları sırasında, 
Bursa Halkevinde dört sene- 
dir (12000) ni geçen Tıp ıstı- 
lahlarının Türkçe karşılıkla- 
rını bulmak için çalışan iki 


kıymetli arkadaşımız (1) 
bunları (O ararken Oo ( greko 
lâtin ) mukabillerini de tahlil 
etmek lüzumunu hissetiler, 
Bu tahlil bazı kelimelerin o 
kadar garip ve gülünç mâ- 
nâlar ifade ettiğini göster- 
diki, beynelmilel ıstılah olan 
bu tabirlere verdiğimiz kıy- 
metten sukntu hayale uğra- 
dık. Son günlerde gazete- 
lerde dil meselesi hakkında 
bazı tenkitler ve yazılar gör- 


dük. 


Türk dili hakkında şim- 
diye kadar sarfedilen mesai 
hareketlerini geri döndürmek 
maksadile yapılan bu neşri- 
yat arasında tahkir ve tezyif 
yollu yazı ve resimler de neş- 
redildi. Bunları okurken her 
hangi bir ecnebi gazete- 
sinden dilimiz aleyhinde ya- 
zılmış bir yazının tercüme 
edildiğini zannederek imza- 
ları tetkik etmek mecburiye- 
tinde kaldık. Evet heceliye he- 
celiye ve büyük bir dikkatle 
tekrar tekrar o imzaları oku- 
duk, yanılmadığımızı anla- 
dıktan sonra maalesef bun- 
ların Türk muharrirlerinin 
kaleminden çıkmış olduğunu 


li) Doktor Şefik İbrahim İşçil 
ve Türkçe öğretmeni Ali Ulvi 
Elöve 


ULUDAĞ 33 


acı acı öğrendik. Her hangi 
bir kanaatle dil meselesinde 
bir münakaşa mevzuu bahis 
olabilir. Ancak bunu yapar- 
ken Türkün öz dilinden alı- 
nan kelimeleri tezyife milii 
izzeti nefsimiz asla müsaade 
etmez. oBunları yazarken 
kendi hesaplarına bu noktayı 
düşünmedilerse, o dili konu- 
şan bir Türk milletinin iz- 
zeti nefsini inciteceklerini 
düşünm:diler mi? 


(Bir kayış gibi Türk dili- 
nin kursağına takılmış) ta- 
birinin, (sayın) derken hay- 
van sürüsünü aklına getir- 
menin nekadar nezih bir 
tavsif olduğunun takdirini 
okuyucularımın ince hisleri- 
ne terkediyorum. (Akbaba- 
da) çıkan bir karikatür (dil 
meselesini meşhur darbı me- 
sel mucibince yine yapanlara 
hallettirelim) diyor. Vakıa 
bu bir mizah mecmuasıdır, 
fakat mizahın da bir terbiye 
ve nezahet hududunu aşma- 
ması lâzımdır ki mizah ola- 
bilsin. Bu şekilde bir resim 
ve yazı, sahibinin milli duy- 
gudaki hassasiyet derecesini 
meydana koymaktan, ve mu- 
hitinde bir tiksinti uyandır- 
maktan başka bir şey yap- 
maz. 


Bu gün Türk diline giren 
kelimelerin sun'i ve yaşamı- 
yan kelimeler olduğunu iddia 
ediyorlar. (Bakan kelimesi) 
vekil ve nazıra mukabil çok 
çirkin imiş. 

Belki muharririne öyle 
geliyor ama, manada ahenk 
itibarile halkın dilinde o ka- 
dar munisleşmiştir ki hiçte 
nahoş bir tesir yapmıyor. 
(Kıvanç ) o diyemiyormuşuz. 
Halbuki bu kelimenin Ana- 
dolu halkı arasında (kıvan- 
mak ) mastarile o kadar 
bol bir kullanılişı var ki. 
Evet halkın içine girmemiş 
olanlar bu kelimelere alışa- 
maz amma ne yapalım, biz 
Türk halkının dilini konuş- 
mak istiyoruz. Biz yalnız 
kendimizi değil, istikbali dü- 
şünmek (o mecburiyetindeyiz. 
Bu gün bize alışmadığımız, 
ve halktan ayrı yaşayanlar 
için bazı kelimeler kulağa 
nahoş geliyorsada, onlar bi- 
zim öz malımız, ve Türk dili- 
nin öz mallarıdır. 


Ve bugün bizim alışma- 
dığımıza çocuklarımız o kadar 
güzel alıştılar ki.. 

Terimlerde bazı kelime- 
lerin mukabilleri daha baş- 
ka bir şekilde bulunabilirdi 
iddiası makbul bir iddia 


34 ULUDAĞ 


olabilir. Fakat yine Türkçe 
mukabilleri bulunmak şartile. 

Fakatartık (üçgen) yerine 
(müselles ), (eşit) yerine ( mü- 
savi), (dikey) yerine (amut) 
ve sair gibi arapça kelimeler 
koymağa tahammül edilemez. 
(İltihabı sahayayi dimağiyi 
şevki ) yerine ( bulaşık beyin 
zarı hastalığı » demek ka- 
dar güzel bir şey olurmu? Ne- 
batat okuyan bir çocuga (mü- 
tekabilül kadem) yerine (ta- 
ban tabana), ( hültesikul 
vüreykatı tüveyciye ) yerine 
(bitişik yapraklı tümeçler) i 
öğretmek her halde daha 
kolay, ve çocuğun anlayacağı 
bir tabirdir. (Mecmuai azayı 
tezkir) in (ercik takımı) na 
ne üstünlüğü, ve kolaylığı, 
ve nede güzelliği vardır . Bu 
kadar dolaşık ve karışık 
arabca ıstılahın kulağa ne- 
resi hoş gelir? Buna henüz 
körpe çağda çocuk dili de- 
gil, oldukça olgun ve müte- 
kâmil okur yazarların bile 
dili güç döner. Bir (mikyası 
rutubete) (nem ölçer) den 
daha güzel ve ahenkli bir 
tabir bulunabilir mi? 


Bu misalleri çoğaltmak 
çok mümkündür. Kendimizi 
değil, çocuklarımızı düşün- 
mek mecburiyetindeyiz. Biz 


mektepte iken bu arapça 1s- 
tılahları öğrenmekte çekti- 
gimiz müşkülâtı unuttuk mu? 
Bu gün öğretmenlerin çeke- 
ceği sıkıntı, çocukların öğ- 
renme kabiliyetindeki kolay- 
lık karşısında nihayet bir 
zevk olur. Yaşamayanı di- 
riltmek doğru değildir der- 
ken o kelimenin oyaşamadı- 
gına nereden hükmediliyor. 
Gazetelerde son tenkidleri 
yapanların hangisi Anadolu 
lehçesinde (o yaşıyan o keli- 
melsr hakkında bir bilgi 
sahibidir. Biz onların böyle 
bir bilgiye sahip olmadıkla- 
rını, son yazıları ile öğren- 
miş oluyoruz. Bu gün İstan- 
bul lehçesinde bile öyle ke- 
limeler vardır ki onların ha- 
kiki manalarından ayrı bir 
şekilde bilmeyerek kullanıyo- 
ruz. (Halka verir talkını - 
kendi yutar salkımı) darbı 
meselindeki (talkını) kelime- 
sinin,Divanı -lügatüt-türkde 
koruk manasına gelen tal- 
kan olduğunu bilen kaç mu- 
harririmiz vardır. Divanda 
yazıl: bir kelimenin hâlâ İs- 
tanbul lehçesinde yaşadığını 
gürünce yaşıyan ve yaşamı- 
yan kelimeler üzerinde söz 
sahibi olabilmek için ulu or- 
ta kalem sallamak değil, 


ULUDAĞ : 35 


biraz tetkik ve bilgi icabe- 
der. (Akide şekeri) dediği- 
miz bir cins şekere ad veril- 
mesini hiç incelediniz mi? 
Anadoluda buna (akıt şe- 
keri) derler. Ve bu şeker 
hamur halinde, bir yere ası- 
larak akarken makasla ke- 
silir. Bunun için akıt şekeri 
denmiştir. Fakat o İstanbul 
lehçesinde arap kisvesine 
bürünerek (akide) olmuştur . 
Ben burada dilimizde kulla- 
nılan kelimelerin kaynakları 
hakkında uzun tetkik ve tah- 
liller yapacak değilim. An- 
cak yaşıyan ve yaşamıyan 
kelimeler üzerinde (iddiada 
bulunmak için Türk dili hak- 
kında esaslı bir bilgiye ihti- 
yaç vardır. Türk dili hiç bir 
dile nasip olmıyan bir işti- 
kakzenginliğine sahiptir. Bu 
zenginlik ona bütün ilmi 
mefhumları ifade edebilecek 
bir kudret verir. Fakat her 
şeyimizi küçük görmek gibi 
osmanlı saltanatının bize bı- 
raktığı kötü mirası, bu en 
mukaddes davada olsun ileri 
sürmiyelim. İyi veya kötü, 
ahenkli veya ahenksiz bizim 


dilimizdir. Ve biz bu gün 
kendimiz için değil, istikbali 
hazırlamak için oçalışmak 
mecburiyetindeyiz. Bunu ya- 
parken (tekâmül) ve (yavaş 
yavaş) ı kabul etmiyen bir 
devrin, ve bir inkılâbın için- 
de yaşadığımızı bilmemiz lâ- 
zımdır. Lâtin harflerinde ay- 
ni iddia yapıldı. Tekâmül ve 
sindire sindire yapılmak lü- 
zumu ileri sürüldü. Eğer o 
zaman bu düşüncelere iltifat 
edilseydi, bu gün hâlâ arap 
harflerinin esaretinden kur- 
tulamazdık. Dil meselesinde 
de vaziyet aynidir. Bu gün 
kabul edilen kelimeler ve 
ıstılahlar içinde tashihe muh- 
taç bir kaç tanesi bulunursa, 
daha iyisi bulunduğu zaman 
yerlerine konur. Yoksa bu 
gün tedrici bir şekilde falan 
kelimenin türkçesi budur. O- 
nun yerine bunu koyalım 
diyerek ileri sürülecek bir 
fikir, bu inkılâp yürüyüş ve 
hızını tamamen geriye çek- 
mek, elbette menfi bir kuv- 
vetten başka bir şey olamaz. 

Milli aşk ve iyman, gizli 
kalmış kıymetlerimizi mey- 


36 ULUDAĞ 


dana çıkarmağı emreder, Bu 
ateşin yaktığı gönüller, bu 
emri yapmakla ve yapanlara 
hürmet etmekle mükelleftir. 
Tenkit bilgiye dayanmak, ve 
nezih olmak suretile makbul - 
dür. Tezyif onu yapanlara 
karşı muhitte bir tiksinti 


uyandırmaktan başka bir ne- 
tice vermez. Biz dil müna- 
kaşasına iştirak edecek mu- 
harrirlerden hakiki bir bilgi, 
ve mevzuun milli ehemmiyet 
ve kudsuyetine yaraşır ne- 


zih ve vakur bir ifade bekle- 
riz .. 


— 


HALKEVLERİ 


19 Şubat münasebetile 


Yaklaşmakta olan mesut 
bir yıldönümü; Halkevlerinin 
kuruluş yıldönümü münase- 
betile bu satırları yazmağa 
başlarken henüz geride bı- 
raktığımız çok şerefli ve en 
bahtiyar bir günümüzün ha- 
zin yıldönümünü, içim sızla- 
yarak ve kalbim kanayarak 
hatırlıyorum: 

Geçen sene bu günlerde 
Halkevi yıldönümü için ha- 
zırlanırken kabımıza sığa- 
mıyacak kadar mesuttuk.. 
Çünkü O; yalnız Halkevle- 
rini, ve yalnız Halkevlerinin 
anası olan Cumhuriyet Halk 


“ Halkevleri, kurulan bütün mede- 
niyetlerin üstüne yeçmek iddia- 
sında bulunan Türkiye Cümhuri- 
yetinin hayatı için aziz bir toplan- 
ma yeri, bütün kabiliyetleri inki- 
saf ettiren bir mihrak sayılmalıdır.,, 

İNÖNÜ 


FAHİR KOMMAN 


Partisini değil, bütün Türk 
yurdunu yeni baştan kuran 
ve yaratan Adam; ölmez 
Atatürk bizim aramızda idi.. 

O, “inkılâbın ilk günle- 
rindeki heyecanı tekrar ya- 
şıyorum.,, diyecek kadar bi- 
zim içimizde idi ve biz, ara- 
mızdaki güneşin etrafında 
gece gündüz demeden, sabah 
akşam bilmeden, soğuk sıcak 
düşünmeden, yağmur kar 
kaygısına varmadan tıpkı 
birer pervane gibi dolaşı- 
yorduk. 

Geçen sene bu günlerde 
üç gün aramızda yaşadı. 


38 ULUDAĞ 


Sabahtan akşama kadar ve 
akşamdan sabaha kadar bi- 
zimle konuştu, bizimle güldü. 
Bir iltifat kelimleri, bütün 
bir memleketi tarih dur- 
dukça mesut etmeğe yeter- 
ken O, üç gün ve üç gece bi- 
ze mütemadiyen iltifat etti. 


Hem nasıl? “ Bursalılar 
arasında yaşamaktan mesu- 
dum diyecek kadar.. 


Şimdi bu sene Halkevi 
yıldönümüne © hazırlanırken 
geçen yılın engin saadetini 
hatırlamamak, ve bu mesut 
yıl dönümüne bir damla göz 
yaşı katmamak mümkünmü? 


Geçen sene Halkevi baş- 
kanı altıncı yıl dönümü- 
müzü bir kaç sözle açarken 
göğsü iftihardan kabararak : 
“ Arkadaşlar, çok mesuduz. 
Bu seneki saadetimizin ayrı 
bir hususiyeti de var, Çün- 
kü Atatürk daha bir kaç 
gün evveline kadar aramız- 
da idi, bugünkü sevincimiz- 
de hâlâ o sevincin ve o he- 
yecanın hızı var. “demişti, 

Haklı idi.. Bu kadar se- 
vinç ve iftiharla çarpan kal- 
bimizin göğsümüze nasıl sığ- 
dığına hâlâ şaşarım..” 

Bu yıl da başkan yıl dö- 
nümümüzü açarken belki de 


“Arkadaşlar, ilk defadır ki 
Atatürksüz bir bayram yapı- 
yoruz. Bunun derin elemini 
ifade edemiyorum.,, diyecek, 
ve gözleri nemlenecek.. 


Ben Halkevleri yıl dönü- 
mü için bu satırları yazarken, 
geçen yılın bu mesut hatı- 
rasını yad etmeden geçeme- 
dim.. Her vesile ile olduğu 
gibi bu vesile ilede ölmez 
Şefin aziz ve her zaman sağ 
kalacak olan hatırası önün- 
de saygı ile eğiliyorum. 


* 
## 


Bir kaç günsonra 19-şu- 
bat-1939 günü Halkevleri ku- 
ruluşunun yedinci yıl dönü- 
münü kutlulayacağız. 


Atatürk devrimini yay- 
mak ve bütün inkılâpları ile 
Cümhuriyet rejimini her gün 
biraz daha olgun bir şekilde 
kökleştirmek gibi temiz ül- 
küler uğrunda yıllardır müte- 
vazi çalışan Halkevlerinin bu 
yıl dönümünü ulusal bayram- 
larımızdan birisi olarak te- 
lâkki etmekte çok haklıyız. 


Dokuz şubesi ile sessiz ve 
mütevazi, fakat durmadan 
ve dinlenmeden çalışan Halk 
evlerinin vazifesi yurttaşın 
manevi duygularını büyült- 
mek ve yaymaktır. 


ULUDAĞ 39 


Ferden her birimizin in- 
kılâp rejimi için ödemeğe 
mecbur bulunduğumuz vazi- 
felerimiz vardır. Fakat ayni 
zamanda bu ferdi vazifeleri- 
mizi birleştirmek ve cemiyet- 
leştirmek lâzımdır. Ancak bu 
şekildedir ki o çalışmalarımız 
umduğumuzdan daha verimli 
ve daha olgun neticeler do- 
gurabilir. İşte Halkevleri bu 
ferdi çalışmaları bütünleşti- 
ren ve cemiyetleştiren ulu- 
sal ocaktır. 


Cümhuriyet idaresi bu a- 
ziz yurdu Osmanlı hüküme- 
tinden ve binbir düşmandan 
kurtardığı zaman, yurttaşın 
ne maddi ve nede manavi 
refahı için bu memlekette hiç 
bir şey mevcut değildi.. On 
beş yılda on beş asıra sığ- 
mayan muazzam işler görül- 
dü.. Yurt gittikçe güzelleşi- 
yor, yurttaş günden güne 
refaha kavuşuyor.. Yurttaşın 
maddi refahının yanında ma- 
nevi varlığını da olgunlaştır- 
mak, ve iç duygularını bü- 
yütmek lâzımdır. 

İşte bu ikinci iş de Cüm- 
huriyet hükümetinin en bü- 
yük yardımcısı Halkevleridir. 


Halkevleri; aziz Şefin ya- 


rattığı Cümhuriyet Halk Par- 
tisinin, bilgili ve olgun yurt- 
taş yetiştirmek için kurduğu 
kültür müesseseleridir. 

Halkevleri münevver yurt- 
taşın cemiyetleşerek çalışma- 
sı için bütün imkânları ha- 
zırlamış, ve olgunlaşacak yurt- 
taşın bütün aradığı vesaiti 
ortaya koymuştur. 

İnönü nün dediği gibi : 
“İlim ve fennoktai nazarın- 
dan Halkevleri, muhitlerinin 
okumuş, bilen, öğrenmesini 
ve öğretmesini sevenlerin ça- 
lışması için; hazır bir vası- 
tadır. ,, 


Münevver yurttaş, Halkevi 
çatısı altında yapıcı ve ya- 
ratıcı olacaktır. 


Tarih sahasında, edebiyat 
sahasında, fen sahasında, gü- 
zel sanatlar sahasında vel- 
hasıl ilim sahasında cemiyet- 
leşen münevver ferdin Halk- 
evi çatısı altındaki çalışma 
ve araştırmaları, her gün ye- 
ni bir kültür tohumunu do- 
ğuracak, ve inkılâp rejiminin 
sıcak güneşi altında yeşeren 
bu tohum, bütün memlekete 
filiz salacaktır. İşte bu filiz 
her gün olgunlaşan yeni bir 
dimağdır. 


40 ULUDAĞ 


Büyüklerimiz: « Biz, Halk 
evlerinin arkadaşlık havası- 
nın hararetiyle ısınan çatı- 
ları altında ulusumuzun tek 
tek olmaktan çıkarak; sulb- 
leşerek, cemiyetleşerek, irti- 
faı ve cevheri ile kendisini 
bir granit kütlesi halinde 
istikbale arz edeceğine kani- 
yiz..» diyorlar. 


Evet, buna kaniiz: Çün- 
kü bu ulusal teşekkülü ku- 
ran, bu kültür ocağını yara- 
tan Atatürktür.. Her işde 
olduğu gibi Ona inanıyoruz.. 


Çalışan: O nun yetiştir- 
diği bir nesildi, Türk genç- 
liğidir, inanmaya mecburuz.. 
Bu iki başlı itminan her yı- 
lın veriminin, geçen yildan 
biraz daha fazla olacağına 
inanmaklığımız içinde bir 
sebeptir. 


Halkevlerinin tarihi eski- 
dikçe istediğimiz, ve yetistir- 
meğe çalıştığımız olgun ve 
münevver milyonluk kütlenin 
sayıca devamlı bir çoğalma 
arzedeceğine de şüphemiz 
yoktur. 


İstek 
EMİN ÜLGENER 


Sahibi bulunduğum bir yerde yalnız kalmak , 
Unutmak saatlerin geçtiğini bir anda. 
Pençeremden misafir gelen akşamı almak ; 
Bir insan yokmu, diye arandığım zamanda . 


» 
Saçlarıma sarılan rüzgârlarla uyumak, 
Ve nihayet uyanmak gölgelerle beraber . 
Açılan hafızamı toplamak yumak, yumak, 
Sonra gelen sabahtan beklememek bir haber. 


“ 
id 


Hatıra kapısını çevirmek ellerimle ; 
Sükünu, düşünceme bir düğümle bağlamak. 
Hayâl ağaçlarını devirmek ellerimle, 
Ağlamak yanlızlığa, yanlızlığa ağlamak!. 


Tarihte Bursa : 


Bursanın, Türk tababeti 
tarihinde yeri 


(Darüttip) ve (Darüşşifa) 
diye anılan Tıp fakültesi 12 
mayıs 1400 tarihinde Yıldırım 
Beyazıt tarafındae Bursada 
inşa olunmuştur. Bu fakülte, 
Osmanlı Türklerinin ilk tıb- 
biye mektebidir. Bina müs- 
tatil bir saha üzerinde inşa 
olunmuştur. Boyu 70, eni 37 
adım sayılmıştır. Yıldırım 
camiinin doğu kuzeyine te- 
sadüf etmektedir. Kapısı şi- 
male doğrudur. Kapının her 
iki yanında geniş birer oda 
mevcut olup binanın batısın- 
da dokuz oda sayılmıştır. 
Güney tarafında ortada bir 
büyük, her iki tarafında on- 


Nazım YÜCELT 


dan küçük iki oda vardır. | 
Doğu tarafı tamamer yıkıl- 
mıştır. Pek tabiidir ki, | 
doğu tarafında da batı ta- 
rafında olduğu gibi odalar 
mevcut idi. 

Bina bir katlı olarak gö- 
rünmektedir. Ortada vasi 
bir bahçe, bahçede bir de 
kuyu vardır. Yandaki oda- 
ların her birinin eni ve boyu 
dörder metredir. Sağ tara- 
fında bir ocak, kapının kar- | 
sısında bir pençere vardır. 
Pençere şimdi örülüdür. Ta- 
lebe bu hücrelerde yatarlar, | 


zamanın tedris şekillerine 
uyarak derslerini camide 
okurlardı. 


ULUDAĞ 43 


Bina, ayni zamanda has- 
tahane idi. Binanın küçük- 
lüğü nisbetinde mahdut bir 
hey'eti sıhhiyesi vardı. Bursa 
Evkaf Direktörlüğünde mev- 
cut Yıldırım vakfiyesine gö- 
re, (1) hey'eti sıhhiye: bir 
baş hekim, iki hekim, iki 
şerbetçi, iki eczacıdan iba- 
retti. Bundan başka bir aşçı 
ve bir de ekmekçi mevcud- 
du. 

Bu memur ve müstahdem- 
lerin tahsisatı şöyle idi: 

Baş Hekim günde 12 dir- 
hem gümüş akçe, senede 240 
kile Buğday, 48 Kile pirinç; 2 
Hekimden her birine günde 
8 dirhem gümüş akçe, sene- 
de 180 kile buğday, 24 Kile 
pirinç; 2 Şerbetçiden her bi- 
rine günde İ dirhem gü- 
müş akçe, senede 144 kile 
buğday; 2 Eczacıdan her 
birine günde 2 dirhem gü- 
müş akçe, senede 144 kile 
buğday; Aşçıya günde 2 dir- 
hem gümüş akçe, senede 144 
kile buğday; Ekmekçiye gün- 
de 2 dirhem gümüş akçe, se- 
nede 144 kile buğday. 

Darüşşifadaki (o hastalar 
için her gün 260 dirhem gü- 
müş akçe üzerirden senede 

(1) Yıldırım vakfiyesi arapça 
olarak oyazılmışlır, (o Tercümesini 
dergimizde dercedeceğiz. 


93600 dirhem gümüş akçe 
tahsisat konulmuştur. Hasta- 
lar için her gün üç kile pi- 
rinç üzerinden senede 1080 
kile pirinç tahsis olunmuştur. 
Kâfi mikdarda da ekmet ta- 
yin edilmiştir. Bundan başka 


ihtiyaca göre sair erzak alı- 
nırdı. 


Bu tahsisatı idare ede- 
bilmek için köyler, mezralar, 
çayırlar, binalar, bahçeler, 
kırlar, dükkânlar ve bu ara- 
zide kullanılmak için koyun, 
inek ve mandalar da vakfo- 
lunmuştur. Mevcut kayıtlara 
göre hastahane 100 sene ev- 
veline hadar çalışıyordu. Eli- 
mizdeki vesikaların noksan- 
lığı yüzünden fakülte ve has- 
tahanede çalışan doktorların 
tam kadrosunu bulmak maa- 
lesef mümkün olamadı. An- 
cak elde ettiğimiz doktorla- 
rın isimleri şunlardır. 


Tabibi Hâzık Ömer efen- 
di (Ömer Şifai) 


(Eczayı anasırı erbaabi vü- 
cudü Rumeli bilâdından bir 
beldede tekevvün ve masak- 
katı reislerinden peder ile 
Darüssaltanatülaliyyei mah- 
miyei Kostantaniyeye hicret 
edip (2) orada yerleşmiştir. 

12) Zübdeytülvakayi der beldei 
celilei Bursa, Fatih Millet kütüp- 
hanesi, yazma tarih kısmı : 89 


44 ULUDAĞ 


İstanbulda bir müddet kasap- 
lık etmiştir. Bilâhara Şamda 
(Hanne) nam yahudiye intisap 
ederek andan tababet tah- 
sil etmiştir. Şamdan Fren- 
gistana gitmiş bir çok dok- 
torlardan sitaj görmüştür. 
İlmi teşrihi tamamen öğren- 
dikten sonra Bursaya gel- 
miş, Yıldırım Darüşşifasında 
Reisületibba olmuştur. (1159) 
Ramazanının 27 inci günü 
ölmüştür. (3) Pınarbaşında 
Mevlevihane hizasında med- 
fundur. Darüşşifa baş hekim- 
liği Levhi zade Şair Hüseyin 
efendiye verilmiştir. 


Merhumun fenni hikmette 
mahareti vardı. Vefatına ya- 
kın nabzını eline alıp ölümü- 
me iki saat kaldı, bir saat 
kaldı, yarım saat kaldı diye- 
rek son dakikalarını saymış- 
tı. Abbas efendi adında bir 
oğlu vardı. Abbas efendi ba- 


(3) Tabip Ömer Efendinin me 
zar taşını bir frenk doktorun dik- 
tiği Türk tababet tarihinde yazı- 
lıdır. Bu taş Ömer Şifainin ölü- 
münden pek çok zaman sonra di- 
kilmiş ve yanlış olarak merhumun 
vefat tarihi (H.1155) gösterilmiştir. 

Bakırcı zadeRaşi! Mehmet adında 
biri tarafından yazılıp 1229 tarihinde 
sona ermiş bulunari Zübdetülva- 
kayide (1159) gösterilmektedir, Mi- 
lâdi (1813) tarihine tasadüf eder, 


basından tababet öğrendi. 
Babasının ölümünden sonra 
İstanbula hicret etti. Üçün- 
cü Mustafanın hastalığını 
iyileştirdi. Bu suretle meşhur 
oldu. 

Ömer Şifainin edebiyat 
ve tasavvufa da vukufu var- 
dı. Türk Tababeti tarihi, 
merhumun 12 parça eserini 
saymaktadır ki bunların için- 
de (Ettıbbülcedit ) sekiz cilt- 


ten ibarettir. 


Çiçekçi Ebu Bekir zade 
Tabib Ali Efendi 


Bursada doğmuştur. Bur- 
sada Balıkpazarında dükkân 
açmıştır. Hastalara orada 
ilâç verir, tedavi ederdi. Şeyh 
İsmail Hakkının sohbetine 
dahil idi. (M.1800—H. 1147) 
tarihinde öldü. Pınarbaşı me- 
zarlığında Babıssiccin « Zin- 
dan kapısı » haricinde yol 
başında medfundur. 


Çörekçi Zade İbrahim 
Efendi 


Bursalıdır. Hattat Kürt- 
zade İbrahim Efendiden yazı 
dersi almıştır. Nesih ve sülüs 
yazıda mahir (Rub'u daire 
fenninde hud naziri nadir ) 
idi. Bir çok hastaları tedavi 
ederdi. Bir gün bir saralı 


ULUDAĞ 45 


hasta kendisine geldi. Halin- 
den şikâyet etti. Başına ge- 
lenleri hikâye eyiedi. ( Sar'a 
gelirken bir çil yüzlü kız gö- 
rünüyor. Gözü gözüme geli- 
yor. Hemem vücudum raşe- 
dar oluyor ve bana yakla- 
şınca raşem artıyor. Karar- 
İki ellerile 
beni sarınca o zaman biyhut 


sız kalıyorum. 
ve biyhuş oluyorum.) dedi. 
Doktor kendisini o gün gön- 
derdi. Ertesi günü için ça- 
gırdı. Ertesi gün hasta ge- 
lince; ağzı kapalı bir pulluk 
şişesi kendisine gösterip (İş- 
te düşmanın bunun içinde- 
dir. Lâkin bir külhancı dost 
bulup külhanının tam sıcak- 
lığında bu şişeyi içine koy, 
inşallah hastalıktan kurtu- 
lursun ) dedi. Hasta dediği 
gibi yaptı. Dülgerler hama- 
mı külhanına koyduktan son- 
ra bir daha 
gelmedi. 


adama sar'a 

Hanesi ( Mücmaıurefa ve 
zürefa ve menba'ı şuara ve u- 
lema ve meclisi bezmi baykara 
olup Tabib Ömer efendi ve 
Asım ve Mustafa Efendi ve 
Levhi Hüseyin efendi ve ku- 


nun emdali zevatı saadet si- 
mat, yaranı sadakat nisabet- 
ten idi. (1815-1161) de öl- 
müştür. 


Ağa zade Nakşi 


Adı Mehmet tir. Bursada 
sırayı âmire ağası Mustafa 
bey, babası olmak hasebile 
(Ağa zade) denmekle ma- 
ruftu. Sınaâtı cüz'iyede ka- 
biliyeti olup nakkaşlıkta da 
mahirdi. Tababet semtine 
rağbet edip Bursa hastaha- 
nesi için çok çalıştı. Niha- 
yet 2Zinci doktor oldu. Metr- 
titos eczasını cem ve ter- 
tip ile meşgul iken 1056 sa- 
ferinin ( Milâdi 1646 ) onun- 
cu günü ömrü tamam oldu. 
Kurd oğlu makberesine defn 
edildi. Vefatı hakkında Ni- 
'meti çelebi şu tarihi söyle- 
miştir : 

Gitti Nakşi Çelebi Dünyadan (4) 

Bursa evkaf mahzeninde 
mahfuz şer'i mahkeme sicil- 
lerinde Sadullah Efendi Bin 


(4) Buraya kadar verdiğimiz 
malümat dağnık bir şekilde( Züb 
detülvakayi der beldei celilei Bur- 


sa ) da mevcuttur. 


46 ULUDAĞ 


Sunullah adında bir doktorla 
daha rastladık. Bu doktor 
1619 tarihinde Bursada Rei- 
sületibba imiş. Tercümei ha- 
line bir yerde tesadüf ede- 
medik. 

Türk tababeti tarihinde de 
şu isimlere rastladık : 

Hüsnü efendi — Hocata- 
bib ünvanile meşhurdur. Bur- 
sa Tıp fakültesinde ilk baş 


hekimdir. Adına Bursada bir 
mahalle vardır. 


Acem Ali çelebi—Tebriz- 
de doğmuş Bursada reisüle- 
tıbba olmuştur, (160 - 1100) 
tarihinde Bursada ölmüştür. 
Üftadede medfundur. 

Ali efendi — Ömer Şifai- 
nin talebesidir. ( 1814-1160 ) 
de ölmüştür. 

Yedi parça eseri vardır. 


—— e 


RESİM 


Garpta ilk resim sergisi 
1663 de, bizde ise 1878 
de açılmıştır. Aradaki bu u- 
zun fark, resim dünyasında 
ne kadar gecikmiş oldugumu- 
zu gösterir. 

Zaferi müteakip ilk sergi, 
ressamlar cemiyeti tarafından 
1923 de Galatasaray Lisesin- 
de açılmıştır. Bu serginin kü- 
şat resminde Atatürk namına 
bulunan Bay Hamdullah Sup- 
hi; Çallının bir hitabını mü- 
teakip kürsüye çıkarak: Türk 
mevzuunun, düne okadar, 
Türk olmıyanların fırçasından 
çıktığını, ve şimdi ressamla. 


Kenan ÖZBEL 


rımızın bu sahayıbizzat ken. 
di ellerine aldıklarını söyle- 
miş ve yeni Türkiyenin yeni 
Reisinin mektuplarından şu 
satırları okumuştu : 

« Sanatkârlarımızın müte. 
madi ye feyyaz (mesaisinin 
daima takdirkârı bulunduğu- 
mu selâm ve hürmetlerimle 
beraber cemiyet azasına teb- 
liğ etmenizi rica oederim... 
Gazi MustafaKemal » ve ar- 
zuları üzerine jiri heyeti ta- 
rafından ayrılan üç (tablo, 
namlarına satın — alınmıştır. 

Bundan sonra 1924 yılın- 


da yeni kurulan resim cemi. 


48 ULUDAĞ 


yetinin ilk sergisi gelir. 25 
Mayısda İstanbulda açılan bu 
sergi Cümhuriyetten hız alan 
Cümhuriyet çocuklarının ser- 
gisi idi. 21 sanatkârın iştira. 
kile açılan 115 eserlik bu 
sergi, yeni duyuşu ve büyük 
bir heyecan kaynağını taşı- 
yor, büyük bir takdir ve a. 
lâka görüyordu. Artık mem- 
lekette sanat zümresi çoğal. 
mağa ve bir sanat faaliyeti 
yol almeğa başlamıştı 

Bu sergi, yeni Türkiyenin 
resim sahasında yep yeni bir 


hareket olarak karşılandı. 
Kazandığı omuvaffakiyetin , 
eskileri gayrete getirdiğini 


altıncı Galatasaray sergisinde 
görüyoruz. Fakat (o yedinci 
Galatasaray sergisinde (o bu 
gayretin gevşediğini ve bir 
sene evvelki sergiye nazaran 
küçük bir yenilik bile mev. 
cut olmaması gazeteleri müt- 
tefikan şikâyete sevketmiş, 
yeni tahassüslerle , o bellen. 
miş ve ezberlenmiş etüdler. 
den, artık eskilerin bir zevallı 
olarak karşılanmasına kadar 
gidilmişti. 

O zaman tesadüfen mem. 
leketimizde bulunan “ Frank 
Ford Saytung ,, gazetesi tah. 
rir heyetinden felsefe dokto- 


ru Herr Buh hun bu — sergi 


hakkında yazdığı ve Cüm- 
huriyet gazetesinde o tarih. 
lerde tercümesi intisar eden 
yazısı, çok acı bir hakikati 
ortaya koydu. Ressemlarımı. 
zın hiç birini tanımıyan bu 
zat, eserleri milli üslüp ve şah- 
siyetten uzak buluyor, yalnız 
genç ressamlardan (oo Eşrefin 
eserleri üzerinde (durarak 
Türk okulunun ilerde bir üs- 
tadı olabileceğini söylüyordn. 


Her sene yeni ve genç 
elemanlar kazanan sanat mu- 
hitinin genişlediğini ve bunun 
neticesi olarak Güzel Sanat- 
lar Birliğinin teessüs ettiğini 
görüyoruz 

12 eylül 1926 da icra ve- 
killeri kararile yalnız İstan- 
bula inhisar eden resim ser- 
gilerinin Ankarada açılması. 
na başlanıyor ve bu sergi- 
lerde, hükümetin ve halkın 
rağbetini kazanan bir çok 
resimler satılıyordu. o Artık 
Galatasaray sergisi eski rağ- 
betini ve değerini kaybetme. 
ye başlamıştı. 

1927 senesinde Ankarada 
açılan dördüncü resim sergi. 
sinden Maarif Vekâleti, diğer 
vekâlet ve müesselerden ma- 
da 2300 liralık resim satın 
almak suretile sanata lâyık 
olduğu değerin verilmesine 


ULUDAĞ 49 


başlandığını göstermiştir. 

1929 senesinde , Halkevi- 
mizin daveti üzerine geçen 
sene sergilerini gördüğümüz 
“ Müstakil ressam ve heykel. 
traşlar birliği ,, teşekkül etti. 
Bu birlik Ankarada açtığı 
ilk resim sergisile Galatasa- 
ray sergilerine benzemiyen, 
garbın resim sanatındaki yeni 
cereyanlarını memlekete ta- 
nıttı. Artık Oo ressamlarımız 
yalnız resim yapmak ve sergi 
açmakla kalmıyarak neşriyat 
ve konferanslarla sanat da- 
valarını gazete ( sütünlarına 
nakletmeğe başlamıştı. 1931 
senesine bn bakımdan neşri- 
yat ve münakaşa senesi de- 
nilebilr. 

Zeki, Halil, Zühdü, Hâmit 
gibi daha anlayışlı bir züm- 
renin de Avrupadan avdetle- 
ri, buişe kuvvet vermekle 
beraber sanat hareketlerinin 
Rusya ve Balkanlarda da ser- 
giler açmakla ( genişlediğini 
görüyoruz. 

Artık bizde sanat ve sa- 
natkârın mevcut olmadığına 
inananların düşünceleri, bu 
haraket ve farliyetlerin neti- 
cesi, son senelerde akademi 
direktörü bay Burhan Top- 
rağın 50 yıllık Türk resim 
ve heykel sergisinin açılmasi- 


le nihayet buldu vetahakku- 
kunu bu kadar çabuk ümit 
etmediğimiz resim müzemiz, 
Büyük Şefin işaretlerile Dol- 
mabahçe sarayının bir daire- 
sinde açıldı. Artık o sanatı, 
sanatkârı ve müzesi oolan 
Türk milletinin sanat saha- 
sındaki hareketleri seneden 
seneye artmağa başladı. 


Geçen sene Akademide 
merhum Nazmi Ziyanınresim 
ve Türk tezyini sanatlarını, 
Güzin Fehimanın o karagöz 
motiflerini, ve Mitat Özarın 
afiş sergisini, birbirinden ta- 
mamile ayrı Türk sanatının 
canlı panaromasını bir. kül 
halinde gördük. 

Bu sene Ankarada açılan 
birleşik resim ve heykel ser- 
gisine gösterilen alâka (o ve 
gördüğü rağbet, Cümhuriye- 
tin yurtta sanatı ve sanatkârı 
himaye için neler yaptığını 
göstermektedir. 

Bilhassa Cümhuriyet Halk 
Partisinin ressamlardan bir kıs. 
mını vilâyetlere göndererek 
resimler yaptırmak suretile 
halkı ve sanatkârı biribirine 
yaklaştırmak gibi toplu ha- 
reketler yanında mevzii ve 
münferit çalışmaları koruyan 
Halkevlerinin yakın alâkala- 
rını da göz önüne (alırsak 


50 ULUDAĞ 


Cümhuri- 
müstesna 
etmek lâ- 


sanatine 
verdiği 
işaret 


resim 
yetin 
değeri 
zımdır. 
Ankara, İzmir, Mersin, 
Balıkesir Halkevlerinin tedris 
faaliyetlerini, bu (o yerlerden 
mada Manisa, Samsun, Ada. 
na, Zonguldak, Trabzon ve 
Erzurum gibi yurdun en u- 
zak yerlerinde bile bir çok 
resim sergilerinin açıldığını 
ve büyük bir rağbet gördü. 
günü işidiyor ve okuyoruz 


Yalnız Bursamızda son 
dört sene zarfında dokuz 
resim sergisi açılmıştır. Ve 
bütün amatörlere her zaman 
açık ve çalışmalarını kolay. 
laştıran vasıtalara malik Hal. 
kevimizin bir resim atelyesi 
vardır ve buraya yazılanların 
sayısı 100 ü bulmuştur. 


Bu atölyede çalışanların 
Cümhuriyet Halk Partisi ku- 
rağındaki salonda açtıkları 
ikinci resim sergilerinin bir 


hafta zarfında 10,000 kişi 


tarafından gezilmesi, halkın 
güzel sanatlara karşı göster 
diği alâka bakımından kayda 
değer ve C. H. P. İlyönkur 
başkanımızın sergiye iştirak 
edenlerden her birinin iki 
eserini satın aldırmak sure. 
tile gösterdikleri yakın alâ. 
kanın bu işin ilerisine daha 
büyük bir emniyetle bakıla- 
bileceğinin en büyük delili. 
dir . 

Vilâyetimiz dahilinde he. 
men hiç bir kazaya nasip ol- 
mamış sistemli ve metodlu 
bir çalışma neticesi olan İne- 
göl Halkevinin resim sergisi 


de, resim hareketleri 
arasında büyük bir değer 
taşımaktadır. 


Yukarda çok geç kaldığı. 
mızı işaret ettiğim resim sa- 
natımıza diğer umumi hare. 
ket ve faaliyetlerimiz arasın- 
da Cümhuriyetimizin, lâyık 
olduğu değeri verdiği ve bu 
nisbette de resim sanatımı- 
zın ilerlediğini görmekteyiz. 


——> em 


Abolyont akşamları 
NİZAMİ NEFESLİ ARMAĞAN 


Gizli bir lisan olur 
Abolyont akşamları. 
Sular hep mercan olur 
Abolyont akşamları. 
» 
Mehtap gölde bir kandil, 
Göl: sihirli bir mendil, 
Göz konuşur ; susar dil, 
Abolyont akşamları. 
©» 
Işık odolunca sular, 
Hülyalar otağ kurar, 
Ruha arzular sorar, 
Abolyont oakşamları. 


— e. 


İpek böcekçiliği 


Türkiyeye ipek böcekçili. 
ğinin girmesi tarihi, milâdın 
52 inci yılında ve imparator 
Jüstinianüs O zamanındadır. 
Memleketimize ilk defa bu 
suretle giren ipek böcekçiliği, 
Marmara havzasile Bursa, Bi- 
lecik ve Kocaeli vilâyetlerine 


dağılarak buralardan Ana. 
dolu ve Trakyanın ipek bö- 
cekciliğine müsait olan yerle- 
rine kadar yapılmıştır. Umu. 
mi harpten evvel ipek bö- 
cekciliği azami inkişafını bu- 
larak bu harbe tekaddüm 
eden yıllarda umumi yaş ko 
za hasılatı 18 milyon kilog- 


Tahir YETMEN 


ramu kadar yükselmişti. 
Umumi harpten evvelki 
zamanlarda Türkiye ipek bö- 
cekçiliği, kendisine varidat te- 
min eden deyunu umumiye 
tarafından idare edilmekte 
ve ipekçiliğin inkişafı için 
mezkür müessese tedbirler 
almakta idi. İpek böcekçili- 
ğinin memleketimizde, böcek- 
lere arız olan hastalıklar yü- 
zünden, inkıraza yüz tutması 
münasebetile bu san'atın tek- 
nik kısımlarını halka öğret. 
mek ve hastalıksız tohum 
yetiştirmek üzere deyün u- 
mumiye tarafından Bursada 


ULUDAĞ j 53 


1888 yılında Harir Darüttali- 
mi isminde bir mektep tesis 
olunarak bu mektepte yeti- 
şen yeni tohumlar vasıtasile 
hastalıksız tohum istihsaline 
başlanmış ve bu yüzden ge- 
rilemeğe yüz tutan ipek bö- 
cekçiliği yeniden  dirilmeğe 
başlamıştır. Umumi harpten 
evvel memleketimiz koza ve 
ipek istihsalâtı hemen tama- 
men denecek derecede Av. 
rupaya ihraç olunmakta idi. 
Koza ve ipeklerimizin iyi has- 
saları oavrupada kendisine 
mahsus bir pazar temin ede. 
rek bu yüzden memleketimi- 
ze hayli servet getirmekte 
idi . 

Umumi harp devam ettiği 
müddetçe bir taraftan ihra- 
cat imkânlarının ortadan kal. 
ması diğer taraftan bu hu- 
sus için memleket içinde is- 
tihlâk sanayii olmaması yü- 
zünden. ipek böcekçiliği san'- 
atı azalmaya ve istihsal olu- 
nan koza miktarı düşmeğe 
başlamıştır . Bu hâl İstiklâl 
harbi sonuna kadar devam 
etmiştir. Şu suretle umumi 
harpten evvelki umum Tür. 
kiye yaş koza istihsali, yuka- 
rıda söylendiği gibi, 18 mil. 
yon kilogram iken bu miktar 
istiklâl (o harbinin (o sonunda 


80,000 kiloya kadar düşmüş- 
tür. İstiklâl harbini müte- 
akip (Türkiye Cümhuriyeti 
Hükümeti, diğer memle- 
ket işlerinde olduğu gibi, 
ipek böcekçiliğini de ele ala- 
rak bu san'atin memlekette 
ilerlemesi imkânlarına o baş 
vurmuştur. 


Türkiye Cümhuriyeti Hükü- 
metinin oteessüsünden sonra 
ozamana kadar düyunuumu- 
miye tarafından idare olunan 
Bursa harir darüttalimi mek- 
tebi 1926 yılında hükümetin 
idaresine alınarak ismi: ipek 
böcekçiliği mektebine tahvil 
olunmuş ve bundan maada 
Antakya, Elâzığ, Trakya ve 
Bilecikte ayrıca birer ipek 
böcekçiliği mektebi açılmış- 
tır. 


İpek böcekçiliğinin mem- 
leketimizde, Cümhuriyet reji- 
minin icabettirdiği disiplinle 
idaresi ve himayesi için bir 
taraftan 1926 yılında ipek 
böceği tohumu istihsal, mua- 
yene ve satışını tanzim eden 
bir kanun çıkarılmış ve bu 
kanunda müstahsili himaye 
edecek bir çok tedbirler alın- 
mıştır. Bundan maada ayrıca 
memleket koza ve ipek istih- 
salinin emniyet altına alın. 
ması için ipeğe, yaş ve kuru 


54 ULUDAĞ 


kozaya gümrük hiyamesi vaz 
edilmiştir. (Evvelce düyunu 
umumiye tarafından idare 
olunan ipek böceği kontrol 
memurları ziraat müdürlükle- 
rine ve bilâhara ipek böcek. 
çilik mekteplerine verilerek 
bu memurların daha faydalı 
ve verimli çalışmaları imkân 
altına alınmıştır. ) 


Memlekette daha fenni ve 
ilmi çalışmak ve ihracat 
yapmak için tedbir olarak 
hükümet 1925 yılında avru- 
paya bir talebe göndererek 
iki sene İtalya ve iki sene 
Fransada ihtisas tahsil ettir- 
miş ve bütün memleketin 
ipek böcekçiliğini tanzim et- 
mek üzere 1930 yılında Bur- 
sada bir ipek (böcekçiliği 
enstitüsü açmıştır. o Ayrıca 
İtalyaya diğer bir talebe gön- 
derip ihtisas yaptırtarak mem- 
lekette bir böcekçilik mües- 
sesesinin başına koymuştur. 

Enstitü teşekkülünden son. 
ra bu enstitü orijinâl etütler 
yapmak ve memlekette yeti- 
şen kozacılığı islâh etmek 
üzere faaliyete geçmiştir. İlk 
iş olarak şimdiye kadar to- 
humların gayri fenni olarak 
fena şartlar altında muhafa- 
zalarından doğan zararın ö- 
nüne geçmek üzere Bursada 


iki yüz bin kutu (bir kutu 
25 gram tohum) istiabında 
bir ipek böceği tohumu kış- 
lağı tesis etmiştir. Bu kışlağa 
25000 lira sarfile en modern 
soğutma techizatı konulmuş 
ve bütün sıhhi tertibat alın. 
mıştır. Halen Türkiyede is- 
tihsal olunan bütün tohumlar 
vaktinde bu müesseseye cel- 
bolunarak kışım muntazam 
bir sıcaklık altında muhafaza 
edilmekte ve yazın tam za- 
mauında köylüye verilmekte. 
dir 

Enstitünün çalışmasile mem- 
lekette beslenen ırkın tasfi- 
yesine girişilerek sanayiin ih- 
tiyacını karşılayacak tip tes- 
bit olunmuş ve bu tip üze- 
rinde uğraşılarak ırkta safi- 
yete ve ünüformiteye doğru 
gidilerek müstahsili ve sana-' 
yii memnun edecek derecede 
müsbet ve ideal neticeler a. 
lınmıştır. 


Tohumlarla irsen intikal 
eden ve besleme tekniğinin 
noksanlığı yüzünden hasıl o. 
lan hastalıklarla (o mücadele 
edilerek son zamanlarda has- 
talıklar ve bilhassa irsen in- 
tikal edenler tamamile orta- 
dan kaldırılmıştır. 

Besleme tekniği üzerinde 
Enstitü memurlarile beraber 


ULUDAĞ 55 


bizzat mustahsilin ayağına 
kadar giderek noksanları iş 
başında düzeltilmiş ve bu su- 
retle ayni masraf ve emekle 
iki misline yakın denecek 
derecede köylünün istihsal 
kudreti arttırılmıştır. Bundan 
başka ayrıca teknik ve pra- 
tik broşürler yazılarak köy- 
lüye parasız olarak dağıtıl- 
maktadır. 


Memleketin ipek böcekçi- 
liği mektebi bulunmıyan yer- 
lerinde de busan'atin tamimi 
ve ıslahına medra olmak üze 
re mevcut mektepler seyyar 
halinde mevsim kurslari aç- 
mak suretile halkın ayağına 
kadar giderek vazife gör 
mektedirler. 

İpek beceği tohumlarının 
müstahsil tarafından iyi fış- 
kırtılamaması üyzünden hasıl 
olan noksanları önlemek üze- 
re ilk defa olarak Bursada 
ve Antalyada birer fışkırtma 
istasyonu açılmış ve burada 
fenni nezaret altında halkın 
tohumları parasız olarak fış- 
kırtılarak halka tevzi edil. 
miştir. Bütün böcekçilik böl. 
gelerinde bu istaseonların 
fazlalaştırılması için yeni ted. 
birler alınmaktadır. 

Umumi harbin içinde tah- 
rip olunan bir çok dutlukla. 


rın yeniden ihyası için Hü. 
kümet yeni ihdas olunan dut- 
luklara vergi muafiyeti koy- 
duğu gibi diğer taraftan ge- 
rek Hükümet fidanlıklarından 
ve gerek koza borsalarından 
halka meccanen fidan dağıt. 
mıştır. Bursa Borsasının bu 
hususta yaptığı yardım en 
ileride gelir. Bursa Borsası 
1927 yılından 1938 yılına 
kadar parasız olarak halka 
3,700,662 fidan dağıtmış ve 
1928 yılından 1938 yılına ka. 
dar halka dağıttığı fidan, 
kozacılara verdiği ikramiye, 
tenvir ve irşat ve böcekçile- 
re parasız termometre ver. 
mek suretile 25456 lira sar- 
fetmiştir. 

Hükümet, Türkiyede ipek 
böcekçiliğine müsait olan yer. 
lerde böcekçiliği teşvik için 
ve fakir olupta tohum ala. 
mıyacak olanlara verilmek 
üzere her yıl Eriklicede to. 
hum istihsal evinde yetiştir- 
diği 2000 kutu kadar böcek 
tohumu halka parasız olarak 
dağısmaktadır. 

Hükümet, müstahsilin ma- 
lını emniyetle satabilmeleri- 
ni temin için evvelâ Bursada 
1926 yılında bir borsa kur- 
wuş ve müteakiben memle- 
ketin diğer yerlerindede ko- 


56 ULUDAĞ 


zalarının borsa veya mizan 
yerlerinde ve resmi kontrol 
altında şatılmas'nı temin et- 
miştir. 

İpek böcekciliği bu suret- 
le intizama ve disipline gir- 
dikten sonra ipek sanayiinin 
ilerlemesi için oHükümetin 
tanzim ettiği teşviki sanayi 
kanunu memlekette yeniden 
dohumacılık san'atının doğ. 
masına sebep olmuştur. U 
wumi harpten evvel yok de- 
nzcek derecede az ve iptidai 
olan ipekli doknma sanayii 
İstiklâl mücadelesinden sonra 
artarak son senelerde Bur- 
sada dokuma fabrikalarında- 
ki tezgâh adedi 592 ye, İs- 
tanbuldakilerde 450 ye yük- 
selmiştir, Bunlardan mâda 
Bursada 27 filâtür fabrika- 
sındaki mancınık adedi 1176 
ya baliğolmuştur. Süğütte 
2, Osman ilinde 1, Adapa- 
zarında ayrıca 2filâtür fab- 


rikası yeniden tesis olun- 
muştur. 
Memlekette istihsal olu- 


nan koaa, ipek ve emsali 
evsafını bitaraf olarak yeni. 


den tayin ve iespit etmek 
ve bu yüzden vuku bulacak 
itilâflarda hakem  vazifesi- 
ni görmek üzere Bursada 
İpek Böcekçiliği Enstitüsür. 
de bir Kondisyorman dairesi 
kurularak oObu daire için 
lâzım olan vasıtalar alın. 
mış ve büro işlemeğe başla” 
mştır. 


Bundan maada memleke. 
timizde istihsal olunan ipekli 
kumaşların evsafının ıslahı ve 
gayrı meşru orekabetlerin 
önüne geçmek üzere bir 
ipekli kumaş istandart nizam- 
namesi yapılarak muayyen 
tip ve muayyen evsafta ipekli 
kumaşlar dokunmaya başla. 
mış ve buda Hükümetin kont 
rolü altına girmiştir. 


Görülüyor ki, Cümhuriyet 
Hükümetimiz memleket ipek 
böcekçiliği üzerinde istihsal. 
den istihlâke kadar en ince 
teferruatile meşgul olarak bu 


uğurda alınması icabeden 
bütün tedbirleri almış ve 
müsbet neticeleri de ( elde 
etmiştir. 


— — ekine - 


Tahlil: 


Türk ve Fransız Cümhuriyetleri 


1789 tarihindeki Fransa 
ihtilâli ardından Fransa meş- 
rutiyet oldu. Fakat meşruti- 
yet idaresi esnasında kral re. 
jime ihanet ve mutlakiyeti 
iade için memleket içinde 
tefrika ihdas etmekten geri 
kalmadı. 

Hattâ maksadını elde et- 
mek arzusile düşmanla el ele 
vermekten de çekinmedi. Bu- 
nu, gören. Fransız inkılâpçı- 
ları Cümhuriyeti ilân ettiler. 
1792 de Fransanın düşman. 
ları hududu geçmiş idiler. 

Cümhuriyet; imtiyazlı sı- 
nıfın ve Fransız kral ailesi- 


Nazım YÜCELT 


nin hiyanetlerine ve düşman- 
ların taarruzuna rağmen hu- 
dutları ve istiklâli korudu 
1793 te de düşmanla iş bir. 
liği yaptığı tahakkuk eden 
kralı idam etti. Ayni sene 
Cümhuriyet esaslarına uygun 
bir kanunu esasi yapıldı. Fa- 
kat zamanın fevkalâdeliğin- 
den dolayı tatbiki geri bıra- 
kıldı. Ve memleket meclisi 
azası arasından seçilen (selâ- 
meti umumiye komitesi) tara- 
fından idare olundu. 1795 de 
memleketin durumu iyileşti. 


Düşmanlar huduttan dışarı 
atılmıştı. Ve bazı düşman. 


58 ULUDAĞ 


larla galip şeklinde sulh im 
zalanmıştı 


Dahilde de köylüyü se- 
vindiren tedbirler alınmıştı. 


İmtiyazlı sınıfın elinde bu. 
lunan araziden mühim kısmı 
köylüye satılmıştı. Bu suretle 
nisbeten müreffeh bir köylü 
sınıfı meydana gelmişti oŞe- 
hirlerde orta sınıf zengin 
oluyordu. 


1795 de yeni bir kanunu 
esasi yapılarak ( direktuar ) 
adında yeni bir hükümet 
şekli kuruldu. Ve bu devirde 
(milli hakimiyet) Cümhuriyet 
devrine nisbetle mahdut idi. 
Filhakika orta sınıf halk mil 
letin. mukadderatına hakim 
olmuştu. Fakat muhtelif dev. 
let kuvvetleri arasında bir 
rabıtasızlık vardı. Ve bu se. 
bepten çıkacak olan ihtilâf. 
ları halledecek kuvvetli bir 
makam yoktu. Milli idarede 
mekeziyet usulü yerine ade- 
mi merkeziyet usulü konul. 
muştu. Siyasi fırkalar ordu. 
yu da siyasete karıştırmıştı. 
Bu idare parasız ve aciz kal. 
mıştı. Nüfusu her gün bir az 
daha kırıldı. Direktuar hü. 
kümeti yıkıldı 


1799 da konsüllük kurul- 
du . 


1815 den sonra irtica ga- 
lip gelmişti. Fakat Frasız ih- 
tilâlinin ortaya attığı hürri- 
yet fikirleri 1830 da Fran 
sada ve Avrupanın her ta- 
rafında yeniden canlandı ve 


irtica yenildi. Ve münevver 


halk zümresi iş başına geçti | 


hayata taallük 
eden meseleler hürriyet esa 
sına göre halledilip devletin 
iktisadi işlere müdahalesine 
taraftar olmadılar. Bu tarih. 
lerde sanayi gittikçe inkişaf 
ediyor ve amelede o nisbette 
artıyordu. Amele ile köylü 
hürriyet adına yapılan ihtilâ 
lin kendi maddi vaziyetlerin- 
de bir değişiklik oyaptığını 
görüyorlardı. İntihapta ser- 
vetin esas tutulması içtimai 
müsavat isteyenleri hürriyet- 


ve içtimai 


çlerden soğuttu ve buna 
mukabil cemiyette ahalinin 
bilâistisna Ohukukca müsavi 


olmalarını ve devletin idare- 
sine iştirak etmelerini isteyen 
halkçılar, herkesin mal ve 
servet kaydına bakmayarak 
intihaba iştirakini, tedrisatın 
meccani olmasını, vergilerde 
müsavatı, devlet vazifelerinin 
şubelendirilmesini ve çoğal. 
tılmasını, fakirlerin devlet ta- 
rafından himaye olunmasını, 
devlet tarafından cemiyet ef- 


ULUDAĞ 59 


radı arasındaki müsavatsızlı- 
ğın azaltılmasını istiyorlardı 
ve memleketin tek reyle in- 
tihap olunmuş tek meclis ta 
rafından idare olunmasını is- 
tiyorlardı. 


Nihayet 1848 tarihinde 
halkçı ve müsavatçı fırkalar 
krallığı yıktılar ve yerine 
muvakkat Obir Cümhuriyet 
idaresi kurdular. 


Bu cümhuriyet hükümeti 
matbuat ve içtimai hüriyeti 
ile reyiam usulünü kabul etti 
ve ameleyi memnun etmek 
için “iş evleri, açtı. İşsizlere 
iş bulunması “devletin bir va 
zifesi addolundu. Fakat dü. 
şünülen şeyler tatbik sahasına 
geçmeye başladıkça amele 
fırkası ile ocümhuriyetçilerin 
arası açıldı. Müessesan mec. 
lisi için yapılan seçimde cüm- 
huriyetçiler kazandılar. Bu 
zamanda amelenin arzusile 
açılan “işevleri, iyi işlemedi. 


Parasızlık ve Fransız şe- 
hirlerindeki amelenin uyan- 
dırdığı itimatsızlık “iş evleri, 
nin hükümet tarafından ka- 
panmasını mecburi kıldı. Bu 
amele hükümete karşı cephe 
aldı. Bu hareket hükümet ta- 
rafından bastırıldı. Amelenin 
menfaatine uygun olarak alı- 


nan kararlar bozuldu Bunun 
üzerine amele de hükümetten 
yüz çevirdi. Köylülerle mü- 
nevver halk da hükümete 
karşı itimatsızdılar. Bunlar 
kiliseye dayanan bir hükümet 
sistemi istiyorlardı. Velhasıl 
cümhur başkanı olan Lüi.Na. 
polyon cümhuriyetçilerle ame- 
le arasındaki bozukluktan ve 
halkın siyasi terbiyesinin henüz 
teşekkül etmemesinden isti. 
fade ederek sağda solda tah- 
rikâta başladı. Fırkalar ken. 


disinin cümhur başkanlığını 
temdit etmiyorlardı. Bunun 
üzerine zorla (o cümhuriyeti 
lâğvederek Fransada ikinci 
imparatorluğu kurdu. «1851» 


Üçüncü Napolyon adını 
alan Lüi Napolyon imparator 
olunca bazan papaslara da. 
yanarak irtica yolunu tuttu, 
bazan da hürriyetçilik tasladı. 
Dahili bozukluğu harici siya- 
setteki muvaffakiyetlerle ört- 
tü. Nihayet 1870 harbinde 
Almanlara mağlüp oldu ve 
esir düştü. Kendisi de impa- 
ratorluktan ıskat edildi ve 
Fransada milli bir hükümet 
kuruldu 


Bu hükümet Almanlar ile 
sulhü temin edince devletin 
şeklini kat'ileştirmeğe koyul. 


60 ULUDAĞ 


du. Muhafazakârlar kırallığı 
istiyorlardı. 

Fakat çalışmaları fayda 
vermedi. 1875de yapılan 
kanunu esasi yeni hükümet 
şeklini cümhuriyet olarak tes- 
bit etti. 

Bu cümhuriyet Fransanın 
üçüncü cümhuriyetidir ve za. 
manımıza kabar devam et. 
miştir. Bu devirde : 

1 — İlk tahsilin mecburi 
olduğuna dair kanun 

2 -— Cizvitlerin hükümet- 
ten izin almadan tedrisat 
yapmalarını meneden kanun 
“çünkü papaslar saltanat ta. 
rafdarlarile birleşerek cümhu- 
riyeti devirmek istemişlerdi,, 
Ayan meclisi bu kanunu red- 
detti o Bunun üzerine hükü- 
met; 

3 — Tarikatların lâğvına 
ve Fransadan tardına 

4  Manastırların kapan- 
masina 

Si Mekteplerden dini 
tedrisatın kalkmasına 

6 — İlk tahsilin meccani 
olmasına 

7 — Ruhanilerin mektep- 
lsri teftiş etmelerinin 
nuiyetine dair kanunlar ya- 
pıldı o Ayan meclisinin mu. 
hafazakâr hareket etmesi yü- 


mem- 


zünden 1884 de kanunu esasi 
tadil edilerek mansup ayan 
lıklar kaldırıldı 


Cümhuriyetçilerden bazı- 
ları « A — İrad üzerine vergi 
konmasını. B— Din ve dev- 
let işlerinin oayrılmasını. 
C — Büyük iktisadi işlerin 
devlet tarafından yapılma- 
sını. D — İçtimai ıslahat ol- 
masını, istiyorlardı. Bilhassa 
içtimai ıslahat ekseriyetin 
hoşuna gitmedi ve meclis 
iki zümreye ayrı'dı. Ve iste- 
nen şeyler münakaşa vazi- 
yetinden kurtulmadı. 


1889 - 1899 da mufedil 
Cümhuriyetçiler idarei mas- 
lahat yolunu tuttular. Sen- 
raları sosyalizm o öereyanı 
kuvvetlenmeğe © başlayınca 
Cümhuriyetçiler sosyalistler- 
le iyi geçinmeğe başladılar. 
Bu defa diğer partilerle teş- 
riki mesai ettiler, 


Fakat sonraları müfrit 
Cümhuriyetçiler kuvvetlendi. 
Bunlar iş başına geçtiler. 
Fırsat Obuldukça tedrisat 
yapan papasların sureti ka- 
tiyede tedrisattan men olun- 
malarını kararlaştırdılar. Bu 
sebepten papa ile Fransanın 
arası açıldı. Fakat müfrit 
Cümhuriyetçiler «1905» dün- 


ULUDAĞ 61 


ya işlerile din işlerini birbi- 
rinden katiyen ayırdılar. 


2 


1 — Mütareke yıllarında 
Türkiye itilâf devletleri ta- 
rafından işgal edilmiş ve 
yurtseverler Büyük Şef ile 
Anadoluda kurtuluş savaşına 
hazırlanırken İstanbulda pa- 
dişah Vahdettin düşmanla 
birlik olmuş ve Anadoludaki 
Türk hareketine ihanet et- 
miş, zaferden sonra 17 teş- 
rinisani 1922 tarihinde İngi- 
liz gemisine binerek Türki- 
yeden kaçmıştır. 

Vahdettin kaçmasa idi 
ne olurdu? Buna cevap ver- 
mek için, Vahdettinden son- 
ra halife olarak tanınan ve 
bilâhara hilâfetin lâğvı ile 
hilâfetten uzaklaştırılan Ab- 
dülmecide yapılan muameleyi 
hatırlamak kâfidir. 

Abdülmecit 16 ıncı Lui 
gibi idam edilmedi, yalnız 4 
mart 1924 tarihinde bütün 
hanedan efradile memleket- 
ten uzaklaştırıldı. 

2 — Türkiye, Fransada 
olduğu gibi muhtelif devre- 
lerde muhtelif idareler tara- 
fından değil yalnız halkın 
mümessillerinden mürekkep 
«Türkiye Büyük Millet Mec- 


lisi Hükümeti» 
idare edilmiştir. 


tarafından 


3 — Türkiyede imtiyazlı 
sınıf saltanatın lâğvı ile ta- 
mamen kaldırılmıştır. 


4 — Fransada olduğu gibi 
devlet kuvvetleri ve bunların 
arasında Obir rabıtasızlık 
mevzuubahs değildir. Ve bu 
sebepten dolayı orlaya çı- 
kacak ihtilâf yoktur. 

5 — Türkiyede Cümhu- 
riyet devrinde ordu. hiç bir 
zaman siyasi fırkalara ka- 
rıştırılmamıştır. 

6 Türkiyede irtica 
mevzuubahs değildir. Fran- 
sa gibi bir rejim hazımsızlı- 
ğı yoktur. 

7 — Türkiyede ( sanayi 
işleri bir metod içinde gö- 
rülmekte ve buda idare sis- 
teminde bir mesele ihdas 
etmemektedir. 

8 — Türkiyede intihap 
kanunu 1923 te değişmiş ve 
bilâkaydüşart 18 yaşını ikmal 
etmiş vatandaşlar intihaba 
işlirak etmişlerdir. 


Bilâhara bu kanun tadil 
edilerek kadın ve erkek her- 
kes kanun dairesinde intihap 
ve olunma hakkına 
maliktir. 


9 — 1830-1848 ihtilâlle- 


etme 


62 ULUDAĞ 


rini yapan sebeplere Türki- 
yede tesadüf olunamaz. 

10 — Fransada 1792, 
1848, 1875 Cümhuriyetleri 
görülür. 

Türkiye yalnız 1923 Cüm- 
huriyeti görülür. 

11 — Türkiyede fırkala- 
ra, binaenaleyh siyasi fikir 
ayrılıklarına tesadüf oluna- 
maz, 

12 — Fransada inkılâba 
1789 da başlanmış ve ancak 
bu tarihten 81 sene sonra 
(ilk tahsil) mecburiyeti, pa- 
pısların tedrisat yapmaktan 
men'i, tariklerin lâğvı, ma- 
nastırların kapanması, mek- 
teplerJlen dini tedrisatın 
kalkması, ilk tahsilin mec- 
cani olması kanunları yapıl- 
mıştır. 

Türkiyede bunlar Cümhu- 
riyetin ilânından sonra iki 
sene içinde yapılmıştır. Bu- 
na ilâve olarak kendi bün- 
yemizde mevcut (âşarın kal- 
dırılması, kiyafet birliği, 
beynelmilel takvim ve saat- 
lerin kabulü ilâh) gibi ka- 
nunlar da yapılmıştır. 

11 — Fransada (din ve 
devlet işlerinin ayrılması, 
büyük iktisadi işlerin dev- 
let tarafından yapılması) in- 


kılâba başladıktan 95 sene | 


sonra yapılmış, Türkiyede ise 


yukarıda söylediğimiz gibi 
Cümhburiyetin ilânından iki | 


sene sonra tesviye edilmiş- 
tir. 
3 


Türkiye Cümhuriyeti Ata- 
türk ve onunla tek bir in- 
san gibi çalışan 16 milyon 
Türkün eseridir. Türkün in- 
kılâbı asırlarca yapılan iş- 
leri senelere sıkıştırmıştır, 


Atatürk kendi eseri olan 
inkılâbı mili sır olarak mu- 
hafaza etmiş ve zamanı ge- 
lince tatbik etmiştir. 

Türk inkılâbı kendinden 
önce yapılanı Fransız, Ame- 
rikan ve diğer milletler in- 
kılâp hareketlerinden şüp- 
hesizdir ki örnek almıştır. 


Türk halkının zekâsı ve 
bu inkılâbın hazmına kabi- 
liyeti müsait olmakla bera- 
ber unutmamalıdır ki asırla- 
rın onun mefküresini dini 
bir çerçeve içine almış ve 
onu iskolastik bir terbiyeye 
de bağlamıştır. 

Türkler yetişkin bir mil- 
let gibi iskolastik terbiyesini 
bir tarafa bırakarak yüksek 
zekâsiyle büyük (o Atasının 
gösterdiği yollardan hiç arı- 


ULUDAĞ 


za göstermeden bir kaç se- 
ne içinde akıllara hayret 
veren inkılâbını yapmıştır. 


Bu inkılâbın oluşunu yal- 
nız Türk milletinin olgunlu- 
ğunda değil, o inkılâbın ku- 
rucusu Atamızın çok yüksek 
şahsiyetinde aramak lâzım” 


dır. 


Atatürk vatanı kurlar- 
dıktan sonra milletin aydın 
ve aydın olmıyan zümresini 
kendi etrafında toplamıştır. 
Binaenaleyh yaptığı işleri 
kâfi görebilirdi, fakat Ata- 


türk en mühim işine milli 
savaşlardan sonra başla- 
mıştır. 


Türk sosyal ve ekonomik 
varlığını daha yakından bü- 


— 


63 


tün teferruatile bilen Ata- 
türk, Türk içtimai ve ikti- 
sadi hayatındada milli sır 
olarak sakladığı inkılâplarını 
sıra ile tatbik etmiştir. Ve 
inkılâbın büyük hamlelerini 
1928 senesine kadar hızlı 
olarak yürütmüştür. 

Türk Cümhuriyet ve in- 
kılâbının asıl mümeyyiz vasfı 
buradadır. Ve Cümhuriyet 
ile inkılâbın vasıflarını ev- 
velâ Atatürkün çok yüksek 
şahsiyetinde ve Türk mille- 
tinin büyük kabiliyetinde 
aramalıdır. 

Avrupalılar Türk istiklâl 
savaşına bir mucize ve Ata- 
türkün yaptığı inkılâplara da 


diğer bir mucize olarak 
bakmaktadırlar. 


« Münazarai Sultanı - Bahar 


bâ Şehriyarı-Şitâ » 


Yazan : 


Bursalı Lâmii ÇELEBİ 


Kitabı yazan Lâmii Çelebi 
Bursalıdır . Asıl adı Mah- 
muttur. (Lâmii) mahlâsıdır. 
Bursada yetişmiş, Bursada 
ölmüştür. Demir Gürkanın 
Bursadan Semerkande götür- 
düğü meşhur (Nakkaş Ali) 
nin torunudur. Babası Os- 
man Çelebi, ikinci Beyazıdın 
defterdarı idi. Babası da ken- 
disi gibi âlim, şair, derviş 
bir zattı. Nakşibendi tarika- 
tındandır. 

Lâmii, Kanuni Süleymanın 
zamanında yetişmişti. Dedesi 
Nakkaş Alinin Hisarda yap- 
tırdığı Nakkaşali (omesçidi 
mezarlığında gömülüdür. 


Çeviren ve kısaltan : 
Mümtaz Şükrü 


Mevlânâ (Cami) nin eser- 
lerini Türkçeye çevirdiği için 
kendisine(Câmii-Rüm)ünvanı- 
nı da vermişlerdi. Âlim, fâzıl, 
şair, edip ve hakim bir zattı. 
Lâmii; Bursanın yetiştirdiği 
bir çok büyük adamların en 
ön safında gelenlerdendir. 

Eserlerinin başlıcaları şun- 
lardır: 

Tercemei Nefahatülüns , 
Hüsnüdil, Şerefülinsan, İbret- 
nüma, Menkıbei Üveysülka- 
rani, Tercemei Şevahidinnü- 
büvve, Şerhi Dibacei Gülistan, 
Şerhi Muammai Esmaülhus- 
na, Bahar ve Hazan, Münşeat, 


ULUDAĞ 65 


Mecmaülletâif , “Münazarai 
Nefs ve Ruh; İbrahim paşa- 
ya ithaf eylediği on bin be- 
yitlik divanı, Ferhatname, 
Vamık ve Azra, Veyse ve Re- 
min, Ebsal ve Selâman, Şem' 
ve Pervane, Cabername, 
Farsça Lügat, Heft Peyker; 
Şehrengizi Bursa, Güyü Çev- 
gân, Münazarai Sultanı-bahar 
bâ Şehriyârı-Şita... 

Bursa ve Uludağ için ya- 
zılmış olan (Münazarai Sul- 
tanı-Bahar bâ Şehriyarı-Şita) 
sını hülâsa ediyoruz: 

Bursamızın yetiştirdiği âlim 
ve şairlerden Lâmii Çelebi; 
bir gün, arkadaşlarile evinde 
sohbet ederken; söz Bursanın 
cennet gibi yaylaklarına, dağ- 
larına, kaynaklarına, nehir- 
lerine çayırlarına, çimenleri- 
ne, mesirelerine, çiçeklerine, 
havasına, suyuna intikal edi- 
yor. Kendi gibi zarif, şair ve 
âlim olan arkadaşlarının her 
birisi, Uludağın güzel yerle- 
rini anlatıyorlar. Lâmii Çe- 
lebinin Bursayı meth için 
yazdığı ( Şehrengiz ) inden 
parçalar okuyorlar. 

İçlerinden birisi, bu em- 
salsiz dağın güzel sularının 
gönüller açtığını, havasının 
canlara can kattığını, her 
köşenin cennet bağları gibi 


olduğunu söylüyor; fakat, 
yazık ki: adı Keşiş dağıdır; 
diyor. Papasların dağda bir 
çok manastırlar yaparak vz- 
let ve inzivaya çekilmiş ol- 
duklarını ve hâlâ zirvede cn- 
lardan eser ve alâmetler bu- 
lunduğunu anlatıyor.. Şimdi 
de dağla, dervişlerin, âlim- 
lerin, tarikat erbabının yer 
aldıklarını ve (Şehrengiz) de 
onların ahvalinden de bah- 
sedildiğini söylüyor. 
Bihamdillâh ki şimdi ol diyarı 
Makamı ehli islâm etti bari 
Olup bir yânı ilm ehline yaylağ 
Kıluriar cem'olup dağ üstünü 
bağ 
Dağın muhtelif yerlerinde 
yaptıkları yüksek sığınaklar- 
da ilim ve kemal erbabının 
toplandığını, dersler verdik- 
lerini; ilmi mübahaselerde 
bulunduklarını; dünya ve ahi- 
ret hakkında kıymetli mü- 
nakaşalara giriştiklerini; in- 
zivaya çekilmiş olanların Ulu- 
dağı mesken edindiklerini; 
yer yer inziva ve vahdete 
çekilmiş dervişlerin bulunduk- 
larını anlatıyor. Ve böyle 
olduğu halde, yazık ki adı 
hâlâ Keşiş dağıdır. Bu ad 
yalnış ve ayıptır; diye acı- 
nıyor. 
Lâmii: — Evet; diye cevap 
veriyor; bütün söylediklerin 


66 ULUDAĞ 


doğrudur. Fakat (Keşiş) ke- 
limesi belki de (papas) ma- 
nasıra olan (Keşiş) değildir; 
de, fariside (keşiden) masda- 
rından ismi masdardır. (Çe- 
kişmek) manasınadır. (*) Çe- 
kiş dağı niçin olmasın? Zira; 
bu gö«lere baş veren Uludağ; 
havalar kayn.ğı, deryalar 
nefeslerinin uğrağıdır. Bazan 
lâtif bir havada, bahar eser- 
leri heyecanla görünür; ba- 
zan; kükrer taşar... Çekişir, 
dururlar: Dünya daima inkı- 
lâp üstündedir. Bazan saa- 
det,. bazan nühusst tecelli 
eder. 


Bahar sultan, soğuklar 
süvarilerini ve kış askerlerini 
sürüp çıkardıktan sonra zevk 
ve safaya dalmışken kış şeh- 
riyarı cenup kabilelerini top- 
layarak Bahar sultana bü. 
cum eder; ve dağın doruğu- 
na zafer bayrağını diker. 
Bahar sultan da ( bu defa 
zevk ve safaya daldık; gafil 
avlandık) diyerek deniz ke- 
narlarına ve evlere çekilir. 
Ve yine fırsat kollayarak gü- 
neşle beraber kışı sürüp çı- 
karırlar. 


Bu didişip çekişmeler da- 
19) O halde buna (Çekiş dağı) da 


diyebiliriz: Turistleri safa, zevk; iyi ve 
temiz hava erbabını çeken Çekiş dağı, 


imi olduğu için bu dağa (Ke- | 
şiş) dağı demişlerdir. 

Lâmiinin bu tefsir ve bu- | 
luşuna arkadaşı pek memnun 
oluyor. Ve bunu uzun uzun 
yazıp tasvir eylemesini rica 
ediyor. Lâmii bu temenniye 
şu cevabı veriyor: 

— Temennan makul ve 
istidan makbul.. 


*. 
Bahar sultanla ünlü Kış 
şehriyarının karşılaşması 


Güzeller güzeli; eşi ve 
emsali bulunmayan bu cen- 
net Bursanın toprağı, lâtif 
rüzgârlardan daha güzel; su- 
ları kevserlerden daha lâ- 
tiftir. 

(Bu mübarek yurt, âlimler 
durağı, evliyalar medfenidir.) 


Gece ile gündüz bir oldu- 
ğu zaman, geceler ve gün- 
düzler itidâl bulur; fena ha- 
valar iyileşir. Güneş ve lâtif 
rüzgârlar intizam bulurlar. 
Nergisler açar. Rüzgâzlar 
güzel kokular getirir. Cece 
ve gündüz fitneler koparan 
kar ve şiddetli soğuk rüz- 
gârlar, ihtiyarlar; kuvvetten 
düşerler. Anber kokulu rüz- 
gârlar, cevher saçan bulutlar 
âleme taze hayatverir. Yap- 


ULUDAĞ 67 


raklar inci gibi şebnemlerle 
bezenir. Gülün yüzü ay gibi 
tazelenir. Sünbülün kokusu 
geceleri ta'tir eder. Lâlenin 
çehresi tüllenir, dünyanın 
yüzüne parlaklık ge'ir. Her 
an bu diyarda nice nice eser- 
ler baş gösterir.. 


Kış şehriyarı birdenbire 
gelerek dağları ve vadileri 
bastı; yağma etti. Bir çok 
zararlar ve ziyanlar yaptı. 


Bahar sultan; düşmana 
bir kaç günlük meydan ve 
imkân vererek, deniz kenar- 
larına ve cennet gibi yerlere 
çekildi. Zahiren tahammül 
ve sükün, vekar göstermişti. 
Fakat hakikatte askerlerini 
techiz ve tedvir ile meşgul 
idi. Hazırlıklarını kısmen ik- 
mal ettikten sonra, gece ve 
gündüz diyar diyar dolaşan 
(Bahar rüzgârı) nı, kışın is- 
tilâsından darma dağın olup 
köşelere saklanan tabiata 
ve civarda bulunan askerlere 
gönderdi. 


(Bahar rüzgârı ) şark ve 
garp memleketlerine gitti. 
Gece ve gündüz durmadı, 
dialenmedi: tabiatın gönlüne 
girdi. Ve Babar sultanın hü- 
cum edeceğini herkese bil- 
dirdi. Her birinin, vaadler 


ve iknalarla, gönlünü alarak 
dedi ki: 

«Ey korkmuş, sinmiş ve 
aldatılmış tayfa!,. Ey perişan 
ve şaşkın kavim!.. Bahar sul- 
tanın eski nimetlerini unuttu- 
nuz mu?. O eski zevk ve sefa; 
iş ü- işret demleri hatırınız- 
dan silindi mi? 

«Ya eyyühellezine âmenü 
ve üzkürü nimetullahi aley- 
küm..» 


Kış şehriyarının zulüm ve 
eziyetleri bunların canlarına 
yetmişti. Kıtlık ve fukara- 
lıktan her biri bir köşeye sin- 
mişti, Onlar da: 


«Allahım bizi bu zalimin 
diyarından çıkar ve kurtar» 
duasile cevap verdiler. 


Ve bahar rüzgârına hata- 
larını, kusurlarını, tedbirsiz- 
liklerini itiraf ettiler: 
Peşimanız şeha bu pişelerden 
Perişanız yavuz endişelerden 


dediler: 


Bahar rüzgârı, onları af- 
fetti Ve sevinçle Bahar sul 
tana gelerek müjdeler ve 
beşaretler getirdi; ve dedi: 


Yakında ve uzakta hür 
ve esir herkes, Kış şehriyarı- 
nın zulmünden muztarip ve 
bitkin bir haldedir. Sultanı- 


68 ULUDAĞ 


mın bücumunu dört gözle 
bekleyip hazır duruyorlar. 

Bu haberi alan Bahar sul. 
tan her tarafa mektuplar ve 
adamlar göndererek asker 
toplanmasını emretti. Ve ken- 
disi maiyeti halkını alarak 
sahraya gelip yerleşti. Bay- 
rağını dikti. 

“5 
Bahar sultanın Kış 
şehriyarına mektubu 


Eyigaddar Şehriyar! Sen 
ki kış kumandanısın!. Her 
zaman bir çok askerler top. 
layıp fitne ve fesat koparır; 
halkı canından bezdirir, mem- 
leketler yakar, yıkarsın Lâ 
netleme ayağının bastığı yer 
kurur. Halk; safa ve neşeyi 
unutur. Baykuş gibi her yu- 
vada ötersin; her zaman ve 
her yerde senin zu'mün ve 
fena işlerin sonsuzdur. Bil. 
mez misin ki zulmün sonu va- 
himdir. Ve zalim olanlar ce- 
hennemliktir. Şevket ve ik. 
tidar kibirle ve zorla olmaz 
Kalabalığa güvenme; sen düş. 
mansın!. 


Ben ki Bahar sultanım; 
gece ve gündüz adalet, ih. 
san, imarla meşgulüm. Yer- 
leri mamur ederim. Her ta. 
rafı şenlendiririm. Suyun ve 


toprağın verdikleri okenim 
eserlerimdir. Az z:manda çok 
iş başaran benim!,. Gördüğün 
bu güzellikler ve sanatlar 
benim sanatkâr ellerimin mah. 
sulleridir. Ben keşif ve ke. 
ramet sahibiyim. Şaşılacak 
madenler çıkarırım. Bedeh. 
şan taşına renk ve güzellik 
veren benim. Arının tükrü 
güne o şifayı ve o halâveti ! 
Bir dalda di 
kenle meyvayı, can veren 
suyum ve havamla, yetiştiri- 
rim; hülâsa: nurlarım yüzümde 
parlamaktadır 


ben veririm! . 


Dağları ve vadileri, dün- 
yanın her tarafını temiz ör. 
tülerim ve şerefli elbiselerim 
süslemektedir Bütün bunlar 
baştan başa, tamamen benim 
sanatkâr ellerimin yarattığı 
şeylerdir. 


Benim terbiyemle sünbü. 
lün kokusu o kadar güzel. 
dir?1.. Ve benim tasfiyemle 
gülün yüzü ay gibidir?!. 


Hülâsa: eserlerime ve yap- 
tıklarıma sayı ve son yok- 
tür. Emirlerimi ve hükümle- 
rimi yaptırmak ve parlak za- 
ferlerimin bayrağını yeşil kün- 
betin üzerine dikmek için 
zaferlere kanat açan asker- 


ULUDAĞ 69 


rimle üzerine yürüdüm ve 
(alât: harp ve esbabı darp) 
ile sahraları bürüdüm. Eğer 
mert isen hazır ol vaktine!. 
Yaptığın fitne ve fesadı, zu- 
lüm ve inadı allahın yardımı 
ile bir anda yok edeceğim!. 
Bundan sonra bir saat dura- 
cak değilim! İradesi kuvvetli 
seyyah; sabır demirini, ta- 
hammül denizinden çekip, 
ikdam sefinesine oalmıştır!.. 
Ve gidiş yelkenini himmet 
kanadı gibi açıp gayret ge. 
misini hedefe salmıştır 


Allahın yardımı benimle- 
dir. İleri karakollarım, çıkar- 
dığım uc ve pişdarlarım kuv 
vetli ve uğurludur. Kılıcım 
ve hançerim şark güneşi gibi 
yakıcıdır. Vuruşumun sarsın- 
tısı sesinden denizin dibinde 
ki canavarın yıldızı sönmüştür. 
Her yerde azmimin ve irade- 
min haşmetinden sahradaki 
kaplanın pençesi kana yun- 
muştur. Senin için gururu ve 
kibri kafandan çıkarmak ev. 
lâdır. Faydalı olan nasihati 
can kulağile dinle. Memleketi 
baştan başa bana teslim et. 
Tanrı; emanetleri ehline veri- 
niz buyuruyor. Bir ayak evel 
islim iklim başını al, git!.. 


* 
“» 


Bu mektup Kış Şehriyarı- 
nın önünde okununca göğsü- 
ne ok vurulmuş gibi gözlerin- 
den ateş çıkarak gök gibi 
gürledi. Mektubu (Tanyeli)nin 
elinden kaptı, yüz parça etti, 
Ateşe attı. İçine ateş düş- 
müştü. Hışım ve gazapla atına 
atlayarak: “Yediden yetmişe- 
dek herkes askerdir, toplan. 
sınlar!,, diye haykırdı 

«Gönül köşküne ateş dü 
şünce dimağın tavanı duman- 
la dolar». 


Fakat: faydasız cabalayış. 

Küçük, büyük; fakir ve 
zengin herkes kendisinden 
yüz çevirmişti Onun zulmü, 
eziyeti hepsinin canına yet. 
mişti. Herkes bir köşeye kaç- 
mış; çekilmiş, sinmiş, saklan- 
mıştı . 

“Mülk küfürle durur fa- 
kat zulümle durmaz,,. (Lâmii 
burada padişahlara uzun na- 
sihatler veriyor). 


* 
“ 


Casus (Tanyeli) nin Bahar 
Sultana Kış Şehriyarının ha- 
linden haber getirmesi 

Tanyeli, Kış Şehriyarının 
bu hiddet ve şiddetini gör- 
dükten sonra Bahar Sultanın 


katına geldi; hizmetine yüz 


70 ULUDAĞ 


sürdü. Kiş Şehriyarının canı- 
na ateş düştüğünü; içinin ga- 
zap ateşlerile (o tutuştuğunu 
söyledi Mektubunu yüz par 
ça ederek ateşs attığını an- 
lattı. Tanyelinin anlattıklarını 
Bahar Sultan sükünetle din. 
ledi ve «Kitabı yırtanların 
vallah mülkü yırtılır » diye 
mırıldandı. Tanyeline döne 
rek: 

— Biçare ne bilsin ki o 
yüz parça ettiği benim mek- 
tubum değil, kendi mülkünün 
bakası namesidir. Ömrünün 
ve hayatının yazısıdır. Dev 
leti sona ermiş, mahvı yak. 
laşmıştır. Saltanatı nihayet 
bulmuştur. Bana ve emrime 
itaat etmeyenler hüsrana dü- 
şeceklerdir. 


Kayıplara hitap ederek: 


- Ey biçare; henüz kol- 
larına güvenerek mağrursun. 
Bilmez misin ki kolunun kuv- 
veti canına mihnet ve işken- 
cedir. Alnının kara yazısı 
vücudunun belâ ve zahmet 
nakışlarıdır. e Askerden ve 
halktan; memleket çocukla- 
rından yardım ümidinden vaz 
geç; (...) âyetini oku! . 

“ Devlete irenlere idbar 
gelince her saati bir ziyan- 
dır., 


(Lâmii, burada padişah. 
lara bir nasihat daha veriyor) 

«Memleket halkla mamur 
olur. OHalksız hükümdarlık 
mümkün değildir». 


Bahar sultan bu delilleri, 
bu hikmetleri, bu nasihatleri 
söyledikten sonra askerlerinin 
toplanmasını emretti. 


Bahar sultanın Kış şehriya- 
rile savaşa karar vermesi 


Bahar sultanın maksadı 
etrafa yayıldı. Az zaman 


içinde bulunduğu sahra as- 
kerlerle doldu. 


Sultanın çadırı bir yeşil 
tepe üzerine kuruldu, her ta. 
raf süslendi; donatıldı. Dö- 
şendi. Yerleri o kadar güzel 
döşediler ve süslediler ki Çin 
ve Hatay nakkaşları solda 
sıfır kaldı. Zafer bayrakları 
her yerde kol ve kanat açtı 
Kuşlar sevinçle cıvıldaşarak 
Bahar Sultanın çıktığını her 
tarafa yaymağa ve bildirmeğe 
başladılar . Bahar Sultanın 
askerlerinin coşup çağlaması 
yeri göğü tuttu. Bahar sul- 
tanda yer altındaki gizli 
hazinelerini, mallarını çıkara. 
rak bütün askerlerine; büyük 
küçük, herkese dağıttı. Şöy- 
le ki karayer akçe ile örtül. 


ULUDAĞ 71 


dü. Zamanın kesesi yıldızlar 
sayısınca (Dinar) doldu. Müf- 
lis bağlar, bahçeler, çayırlar, 
çimenler, eteklerini doldur- 
dular, yoksulluğa ebedi tövbe 
kıldılar. Parlak lâaller, ya. 
kutlar ayaklar altında dö- 
küldü kaldı. 


(Lâmii; burada, hakimane 
sözlerle, uzunca bir nasihat 
daha veriyor). 


Bahar sultanın askerlerini 
techiz etmesi 


Bahar sultan: «Kutlu ve 
uğurlu bir vakit ihtiyar olun- 
sun » diye ferman etti. Ha. 
kim mühendis; takvim ve 
zayiceye göre parlak birgün 
ve gönül okşayıcı bir saati 
gelip bahar sultana arzetti 
Bahar Sultan da askerlerine 
(göç!) emrini verdi. 

(Çimen) piyadesini ve seb- 
zeyi bir yeşil deniz gibi öne 
sürdü, Ve kol kol lâleler, şa- 
kayikler, binlerce saz ve 
yapraklarla takviye etti. Ba- 
bunç, semen, nergis ve nes- 
teren yeniçerilerini silâhlar 
ve oklarla ve acaip harp 
aletlerile öyle techiz etti ki 
yer yüzü dalgalı denize ben- 
zedi. Semen, nestren, babunç 
yeniçeri; ağası yasemin; ket. 
hiidası da zanbaklardı. 


Her taifeden askere yar- 
dım için kollar gönderdi. 
Güneşten parlaklık alan Ni- 
lüfer, altın tolgalar giyip, 
alaylar bağladı; sanki cihan 
altına yandı. Gök renkli 
menekşe, dizi dizi saflar çekti. 
Sanki yer göğe boyandı. 

Âd soyundan olan (Süsen) 
ler, Buğdan askeri gibi; el- 
mastan ok ve teberlerini 
başları üzerine aldılar. Sikke 
yüzlü Rumi yiğitler olan ka- 
ranfiller; kalenderi ve hay- 
dari ayinleri gibi öteye beri- 
ye koşuşarak hizmette irtibatı 
temin ettiler. Hint ve Sint 
cemaatinden olan sünbüller 
(cami) ler kaidesi üzere imam 
tavırlarile yollarda naz ve 
edalar gösterdiler. 

Gül bahçeleri ; güneşler 
gibi altın feleği sinelerine 
çekip gonçelerden lâal ren- 
ginde miğferlerle yıldızlar 
gibi süsler gösterip bayrak- 
lar kaldırdılar. Çiçekler, a- 
ğaçlar gümüşten hünerler 
gösterdiler ; tuğlar sokunup, 
taylesanlar sarkıttılar. Ar- 
mut suvarileri, bayramlık el- 
biseler gibi, temiz ve lâtif 
elbiselerile yer yüzünü be- 
yazlattılar... 

Bu tertip ve süsleri gö- 
ren ünlü Bulut da Bahar sul- 


72 ULUDAĞ 


tana uyarak gök gürleme- 
sinden topçularını ve yıldı- 
rımlardan tüfenkçilerini be- 
rabe: yolladı; yeri ve göğü 
Bahar sultanın askerleri bü- 
rüdü. 

Bahar sultanın şöhreti 
her tarafa yayıldı. Her ta- 
raf rahat verici kokularla 
ve tatlı bahar rüzgârlarile 
doldu. Güller aynasından 
vahşet pası ve dehşet rengi 
silindi. 

Güneşle ayda altın ve 
gümüş deflerle raksederek 
ortaya atıldılar. 

Bahar sultan bütün bu 
debdebe ve ihtişam içinde 
menzilden menzile kona göçe 
az zamanda Uludağ etekleri- 
ne geldi. Başına kara bulut- 
tan külâh giymiş olan bu, 
dehşetli , ejder gibi dağı 
gördü. 

“Başı göklere değen bu 
dağa çıkmak ( kavi ikdam 
ve azim ihtimam ) la olur. Ba- 
husus Kış şehriyarının asker- 
leri bu dağlara tahassun 
eylemiştir. e Askerlerim bir 
kaç gün bu dağın eteklerin- 
de dinlensinler, yorgunluk- 
larını alsınlar » dedi. Kuman- 
danlarını toplayarak onlarla 
müşavere ve müzakere eyledi. 

# 


e 


Kış şehriyarının Bahar 
Sultana gece baskını 


Tepeleri sığınak yaparak 
bekleyen, fırsat kollayan Kış 
şehriyarı, Bahar sultanın ne 
yaptığını izleyerek, gözetle- 
yerek bekliyordu. 


Babar Sultan, kuvvetine 
itimat ve devletine istinat 
ederek gaflet içinde idi. Kış 
şehriyarı; tam vaktidir diye- 
rek soğuk mehtap ve yıldız- 
larla ittifak etti. Açık ve 
ayaz bir gecede Bahar sulta- 
nın askerlerine gece baskını 
yaptı. Kış Şehriyarının as- 
kerleri dağlardan inerek Ba- 
har sultanın etrafını yağma 
ettiler. Askerlerine bir çok 
zarar ve ziyanlar verdiler, 
her taraf kana bulandı. Fa- 
kat Bahar sultanın askerleri 
yıldızlar gibi sayısız ve der- 
yalar gibi hudutsuz idi. Bu 
baskından okadar müteessir 
olmadılar. Bahar sultan gu- 
rur uykusundan uyandı. Bi- 
raz müteessir oldu. Bu halin 
başına gurur ve gafletten 
geldiğini anladı. Dağılmış 
askerlerini topladı ve onlara 
maneviyetlerini takviye ede- 
cek uzun bir nutuk verdi. 
Askerleri her taraftan dağın 
yukarılarına doğru hücum 


ULUDAĞ Mez 


ettiler. Küçük büyük kuşlar 
askere refakat ediyor ; her 
tarafı seslerile dolduruyor- 
lardı. Bahar sultan, Kış şeh- 
riyarının üzerine yürüyordu. 


Bahar sultanın azim ve 
cezmi, kast ve rezmi bütün 
dünyaya yayılmıştı. Kış şeh- 
riyarının oakibetini herkes 
anlamıştı. Gerek kış şehri- 
yarının ve gerek Bahar sul- 
tanın dostu olan ve (Kızılca- 
yel) denilen şark rüzgârı; 
iki tarafın arasını bulmak, 
tavassut etmek istedi. Ve 
Bahar sultanın katına gele- 
rek uzun bir mukaddemeden 
sonra dağlar tepeler Kış şeh- 
riyarında, sahralarda Bahar 
sultanda kalmak üzere sulh 
yapılmasını teklif (e eyledi. 
( Kızılcayel ) sözünü henüz 
bitirmişti. Bahar sultanın en 
makbul bendelerinden olan 
ve (Akçayel) denilen cenup 
rüzgârı ortaya atıldı: (iş a- 
ğıza gelmişiken ve düşmanın 
boğazın almış iken ve düş- 
manın boğazın almış iken 
hamiyet pâyini tereddütle 
basmak; var kuvveti bazuya 
götürmüşken ve murat okunu 
nişana yetirmişken gayret 
yayını gafletle yasmak him- 
metsizliktir. Âkil olan fırsatı 
öldürmez) dedi. 


Garp rüzgârı olan Kara. 
yel, Cenup rüzgârına cevap 
verdi: “Epsem ol; salâhı âlemi 
bilmezsin ve teemmül ve te- 
enni yüzünden nazar kılmaz. 
sın. Boş lâflar esüp savurur. 
sun. Ve keman tedbiri kola. 
yına çekip çevirirsin; ki, bu 
kârı zarın aharı pür hatar- 
dır ve olkim ehli nazardır, 
sahibi hazerdir. Bi iştibah 
âkile nüktei intibahtır; tahkik 
oldur ki cenk ve cidalin me. 
ali malüm değildir ki ne ye. 
re irişe ve ruzigârı fethünus- 
ret, mehdi gaipten ne ca- 
nibe ese. Pes; mücamelet ve 
musalâhat, sıhhati hâl ve se- 
lâmete karindir.,, 


Şimal rüzgârı ilerledi: 


— Sözün sahihi ve kas- 
din sarihi oldur ki; egerçi; 
teenni imandan, ve acele şey- 
tandandır. Lâkin (hayır ge- 
ciktirilmez) mucebince cem'i 
bürhan ve delil ile bu emri 
celilde acele makbul ve düş- 
man hakkında ihmal ve düş- 
mana imhal gayri mâkuldür. 
Bir memlekette iki hüküm- 
dar kıtalden; ve bir yuvada 
iki arslan cidalden hâli ka- 
lamazlar. Bir kilim üzerinde 
on derviş barınır; fakat bir 
memlekette iki hükümdar 
âleme mihnet olur.,, 


74 ULUDAĞ 


Şark rüzgârı cevap verdi: 

— “Ey Şimal rüzgârı; doğ- 
ru olan budurki: her za- 
man senin soğukluğun arsa 
-i- ruzigâr ve sebeb-i. kârü 
zâr olur- Aceb budur kisen 
bir merdi pür haşyet ve müs- 
temendi bihamiyetsin. Akşum 
olmadan yatar, sabahlara ka- 
dar uyursun. Gündüzleri, 
kuşluk vaktine kadar, gizle. 
nirsin, Böyle iken yine mü 
bârezeden dem vurursun. İh- 
van ortasında muhalefeti, 
maslahat görürsün. Sen sus; 
bu meydan mertler meyda. 
nıdır. 


Merd olan meydana azmetmek 
gerek 
Her zaman merdane rezmetmek 
gerek 


Şimal rüzgârı hiddetlendi: 


— “Ey Şark rüzgârıl, sen 
iki yüzlü bir münafıksın; ni. 
fak davulunu kilim altında 
çalmak dilersin; ve muhale- 
fet okunu karanlık gece için- 
de salmak istersin. Bilmez 
misin ki: mızrak çuvalda giz- 
lenmez; ve karanlık gecede 
iz izlenmez. Atılmış ok geri 
dönmez; ve fırsat kuşu bir 
budağa iki kez konmaz. İş 
sona ermiş iken, geciktirme- 
nin faydası ne?. Senin işin 


hep hile ve dalaveredir. Mu- | 
radın fitneler uyandırmak ve | 
halâiki yakıp yandırmaktır . 
Bana uykuculuk ve gizlenmek 
töhmetin idersin. İşitmedin 
miki: mert olanlar günlük 
güneşlikte çarpışır, savaşır. 
Ehli tezvir akşam karanlığını 
tercih eder. Ve bu dahi ma. 
lâmdur ki kimseyi incitme. 
yen uyuyucu ; merhametsiz 
zalimden yektir. Nalbant çı- 
rağı gibi, bir nala bir mıhına 
vurmayı bırak. Hem Bahar 
sultan ve hem de Kış Şehri 
yarı ile olam dersin; iki baş- 
tan top verirsin. Yürü git; 
kendi âleminde ol; şimdiden 
sonra, bu iki Cihandarın ara- 
sını kılıçtan başka hiç bir 
şey ayırmaz. Muhakkak olan 
budur ki; bu iş sana kalırsa 
sonu gelmez. Maksadın artık 
belli oldu, sesini kesl.,, 


Şimal rüzgârını susturduk. 
tan sonra askerlerini topla. 
yarak Uludağa hücuma baş- 
ladılar. 

Evvelâ her köşesi ilim 
ehline yaylak olan cennet 
gibi ( Arsai abı hayat) a ve 
Molla alanına yöneldiler. 
(Memerri salikânı cihan ve 
makarrı ehli seyran ) olan 
Duğlubabaya revan oldular. 
Bahar Sultanın ( dilâverleri 


her taraftan ok gibi atıldılar; 
© ve Uludağı her taraftan ku- 
şattılar. Temaşasına can at- 
tlar . 


“ Tarifi makamı Duğlu- 
baba ve Alevibaba,, 
“Ve sahnı âbıhayat ,, 
Duğlubaba dedikleri, yük- 
sek yer; bir cennet tepesidir 
» ki: Uludağın ortasında ve 
— gidip gelenlerin yolunun batı 
kenarındadır. Orada, bir azi- 
zin mezarı ve bir sahibi tem- 
yizin meşhedi vardır. Derler 
ki: Bursanın fethi günlerinde 
Duğlubaba dedikleri aziz, 
dervişlerile orada otururmuş; 
gelenlere geçenlere ve (ehli 
seferden her ehli güzer ) bir 
çanak ( duğ-ayran) verirmiş. 
Velâyeti zahir ve kerameti 
bahir mürüvvetlü derviş imiş. 


j 
i 


Hâliya çamlar altında me- 
zarı görünmektedir. Misafiri 
eksik olmaz. Havası anber 
kokulu, yeri cennettir. 


Gül zamanında rüfekayi- 
kiram âzimlerdir. Dağın seyrü 
safasına ve gül kokulu ha. 
vasına mülâzimlerdir. Her 
yeri erbabı ehli safanın mec. 
maı, her köşesi eshabı vefa. 
nın meclisidir. Sabah rüz- 
gârları her taraftan gül ve 
menekşe kokuları getirir. 


ULUDAĞ 75 


(Alevi-baba) dedikleri yer de 
hâlen (Şehristan ve bağ ve 
bostan) olmuştur. Cennet ır- 
mağı gibi akan büyük bir 
su, bu güzel yeri ikiye böl- 
müştür. 


Nakiolunur ki Duğlubaba 
dedikleri derviş; Orhan beyin 
Bursa fethi zamanında bir 
kaç derviş arkadaşiyle Ulu- 
dağa gelerek dağın şark ta- 
rafında kapalı bir yerinde 
yerleşmişlerdi. Kurtlar kuş- 
lar kendisine alışmıştı. 

Kande gitse, bile gider- 
lerdi. Ve her yandan gelip 
onuziyaret ederlerdi. Üzlete 
ve inzivaya çekilmiş bir der- 
vişti. Kumandanlarından 
Turgut Alpın delâletile Orhan 
kendisine gönül bağlamıştı 
ve ol havaliyi kendisine 
Doğlubaba ölünce «anın üze- 
rine türbe ve yanında bir 
cami ve bir tekke bina etti 
ve ol makamı mübareki va- 
ridine ve zairine melâz ve 
melce kıldı. Hâliya tamam 
mamuri ziyaretgâh ve hasılı 
mevfurü ibadetgâhtır. 


Tutarlar kâbe âyin hüânikahın 
Çekerler sürme gibi hâkirahın 
Melekler sakfın etmiş âşiyane 
Periler sahnı içre mürg - hane 


* 
.. 


76 ULUDAĞ 


Zehi mecma, ki pür ehli vefadır 
Seritaba sima' ve hoş safadır 
Harimi - Kuds gibi devri anun 
Ziyaretgâhıdır halk -ı cihanın 

Servi ve  sanevberlerle, 
bir gelin odası gibi süslenmiş 
olan türbesinin üstünü gü- 
neş ve ay tavaf ederler. Ol 
diyarın ağaçlarla dolu bağ- 
ları; çayırları, çemenleri; cen- 
net bahçeleri gibi, yemişlerle 
doludur. Cennet ağaçları gibi 
olan ağaçları melâikeler gibi 
uçuşan kuşlara âşiyanedir. 

Her köşesinde hayat su- 
yu akıtan çeşmeleri; her ya- 
nında, içinde gümüş yapılı 
balıklar bulunan havuzları 
vardır. Bu balıklar, o havuz- 
lar içinde- gece ve gündüz 
parıldarlar. (Arsai abı ha- 
yat) tır. Cennet bahçesi de- 
nilse yeridir. Bir çeşmesinin 
adı (Abıkevser) dir. Cennet 
bahçesi denilse yeridir. Mol- 
lafenari cennet gibi olan bu 
yeri yaylak edindiği için 
(Mollaalanı) denilmiştir. Şim- 
di; muradına erememiş âşık 
gibi, harap olan Mollaalanı, 
(Mollayegân) ın da yaylağı 
idi. Orada talebesine ders 
verirdi. 

v. 

Bahar Sultanın askerleri 

menzilden menzile giderek 


bu cennet gibi olan yerleri 
baştan başa aldılar. Kış 
Şehriyarının askerlerine o 
kadar korku saldılar ki du- 
rup karşı koyamadılar. Sa- 
vaşa ihtimal kalmayınca fi- 
rar ettiler, Balıar Sultanın 
askerleri firarileri takip ede- 
rek Mollaalanından, Kurtbe- 
leninden, düzlüğü Felek mey- 
danından daha geniş olan 
mübarek Sarıalana eriştiler 
ve oralarda kimleri buldu- 
larsa affettiler. Vaatlerde 
bulundular.. 

Bir kol da Duğlubabadan, 
Şahimefendi pınarından, Ka- 
ragölcükten, Çatalhöyükten 
yürüyerek Sarıalanda birleş- 
tiler.. 

Orada günlerce kaldılar. 
Zevk ve safalar ettiler. Ye- 
diler, içtiler, güldüler, eğlen- 
diler. Çektiklerinin acısını - 
çıkardılar. Sarıalanda geçen 
güzel, eğlenceli, sazlı, sözlü, 
içkili zevk ve safa günlerin- 
den sonra oradan da göçüp 
Hızırbey yurdundan, Sobran- 
dan Kırkpınara vardılar. 
Kırkpınarda her kaya dibin- 
den birer güneş gibi sular 
kaynıyor; kol kol her tarafa 
gidiyordu. Dokuz kaynağın 
her biri safalar dolu bir 
kervandır. Yol yol yıldızlar 


ULUDAĞ 7 


katarı gibi kayalar arasın- 
dan yuvarlanarak, köpüre- 
rek akar gider. 

Kırkpınarda bir kaç za- 
man kaldıktan sonra (Çu- 
kurçemen) de karar kıldılar, 
arkadaşlarını beklediler. 

Duğlubabadan kalkan kol 
( Kuşoynağı ) ndan, ( Peyk- 
yaylağı) ndan, (Karagöl) den 
(Gülümgöl) e ilerledi. Ora- 
da buldukları kış askerlerini 
kırıp geçirdiler. O vadiyi 
kendilerine dar ettiler. An- 
dan sürüp gelip Çukurçe- 
mende arkadaşlarına kavuş- 
tular. 

Her tarafı aradılar, ta- 
radılar, Kış Şehriyarının as- 
kerlerinden kıyıda bucakta 
kalmış olan'arı yakalayarak 
temizlediler ve Kış Şehriya- 
rının tepelerde mevzi aldığı- 
nı anlayınca, sığındığı zir- 
veye dört taraftan yürüdü- 
ler. Bu hâli gören Kış Şeh- 
riyarı (kandesin Deşti-Kıpçak 
yaylakları?.) diye her şeyini 
Bahar Sultana birakarak 
kaçtı. Bahar Sultanın as- 
kerleri de bayraklarını ta 
tepeye diktiler. 


Bahar Sultanın istikbali, 
zevk ve safa, eğlence za- 
manları 


Kış Şehriyarının zulüm 


ve fesadı tamamen yok edil- 
dikten ve Bahar Sultanın 
adalet ve ihsanı ortalığı tut- 
tuktan sonra maksat hasıl 
olmuştu. Zevk ve safa, eğ- 
lence zamanları gelmişti. 


Güzel sesli kuşlar; sevinç- 
ler artıran seslerile dağları 
ve vadileri doldurdular. Ne- 
hirlerin iyi sesli hanendeleri, 
gönül açan teranelerle oku- 
dular. Ruh okşayan hafif 
rüzgârlar ahenkler yaptılar. 


Şadlıkla, şadanlıkla; se- 
vinç ile, ferah ile coşup taş- 
mayan hiç bir şey ve hiç bir 
yer kalmadı. Herkesin ve 
her tarafın baştan başa yü- 
zü güldü. Âlem hâstalıklar- 
dan, dertlerden, elemlerden 
tamamen arındı. Yalnız Me- 
nekşenin kulağında hafif bir 
sağırlık ve Nergisin gözünde 
(geceleri uyuyamamak) has- 
talığından eser kaldı. 


Havalar o kadar güzel- 
leşmişti. Hafif rüzgârlar san- 
ki insanın iliğine can vermek; 
canlara can katmak dilerdi. 


Bahçe sahiferenine safa 
kalemleri ve şakayık rakam- 
larile (Burası cennetler cen- 
netidir. Giriniz) kazıldı. Zevk 
ve safa tavusları bir daldan 
bir dala; bir yandan bir ya- 


78 ULUDAĞ 


na cilvelenerek (Ouçuşmağa 
başladılar. Muhabbet ve ve- 
fa kaknosları (*J gönül av- 
layan elhanlarla ötüşmeğe 
başladılar. Dünya sazla sözle 
sarhuş oldu. 


Günden güne saadet yıl- 
dızları doğdu. Şeref ve şan 
nurları taraf taraf parla- 
mağa başladı. Kâtip Felek, 
saltanat menşurunu, Bahar 
Sultan adına yazdı. Hatib 
Zaman, hutbesini Bahar Sul- 
tan adına okudu. Dokuyucu 
tabiat dibadan keramet hi- 
lâtını bu bahtiyar Sultan 
adına dokudu. Köhne kâina- 
tın yüzü tazelendi. Dünya 
şarkı seslerile doldu. 


Bahar Sultan; hazinelerin 
açılmasını ve askerlerine ni- 
metlerin yağma ettirilmesini, 
cevherlerin saçılmasını fer- 
man etti. 


Düşman malını yağma et- 
,meden sen onu dostlarına 
ikram et!. 


Ta ki: o kadar uzun za- 
man çektiklerinin, çalışıp 
çırpınmalarının; didinip uğ- 
raşmalarının; yoksulluk ve 
tahammüllerinin, müküfatı 


(“| Kanatları nakışlı, gagası 
delikli esatiri bir kuş imiş (Ka- 
kanoz)!, 


bunlar olduğunu yakinen bil- 
sinler. 

Hulâsa büyük, küçük; zen- 
gin, fakir herkes; kuşların 
neşeli seslerile cıvıldaşıp ö- 
tüştükleri yerlerde; su ke- 
narlarında zevk ve safaya 
daldı. Elleri açık sakiler â- 
yetler okudu. Güneşin asker- 
leri gam ve keder diyarını 
baştan başa harap ettiler. 
Ay yüzlü sakiler yakut renkli 
şaraplar sundular. Herkesin 
yüzü güneş gibi parladı. 

Semen çiçeklerile dolu 
çemenler üstünde zevk ve 
safa sahipleri felekten gâm 
aldılar. Muhabbet ve vefa 
erbabı tali ağacının altında 
cilveler gösterdiler. 


Çayırlar, çemenler, acip 
ve garip sanat eserlerile 
mahşere döndü. Yerler, tür” 
lü türlü nakış ve süslerle | 
mahşer yerine benzedi. Her 
yemişli ağaç; dallarında, cev- 
herlerden rengârenk avize- 
ler göstererek, yıldızlarla 
dolu gök üzerine sanat astı. 
Hoş akan her dere; gül bah- 
çelerinde, bin türlü oynak- 
lıklar ve akışlarla pehlivan- 
lığını ve üstadlığını gösterdi. 


Göz bayayıcı ağaçlar, içi 
kıvılcımlı kor ateşlerle dolu 


İ 


ULUDAĞ 79 
olan nar yemişinin tasını rinden herkes faydalanırdı. 
. kaparak en akıllıları bile (o Fakir ve zengin herkes onun 


hayretlere düşürdü. Minare 
- gibi dalları eteğinin altında 
saklayarak en açık gözleri 
bile aldattı. Beyin zindanın- 
da His Şehriyarını hapsede- 
rek düşünebilmeğe, tasavvur 
ve tahayyül edebilmeğe im- 
kân bırakmadı. İnsanları, 
cinleri, perileri baştan başa 
hayret, taaccüp ve ibret 
“aldı. 


Akıl ve canın şaşıp kal- 
dığı o âlemin hangi vasfını 
söyleyeyim?.. 

Hulâsa dağlar, tepeler, 
sahralar ve vadiler; her ta- 
raf ve her yer; ardı ve arası 
kesilmeyen eğlenceler, oyun- 
lar, âlemler, sevinçlerle dol- 
du. Her bülbül ve her cen- 
net tutusu bu coşkunluğa 
iştirak etti. 

Ev sahibi (Yaz) ın (Bahar 
Sultan) askerlerine ziyafeti 


Bu zevk ve safa, bu ne- 
şe ve eğlenceler bir çok gün- 
ler uzadı gitti. Bağlar bah- 
çeler, su başları, her taraf 
bir (işretâbât) oldu. 

(Ünlüyaz) derler bir kuv- 
vet ve kudret sahibi vardır 
ki, dünyanın hocası ve Za- 
manın sahibi idi. Nimetle- 


ihsan sofrasından rızklanır- 
dı. Lütufları ve nimetleri 
söylemekle bitirilemez. Kü- 
çük, büyük; zengin, fakir kim- 
seyi sohbetinden bıkmazdı. 

(Bahar Sultan ) ın can 
besleyen lütufları ve adale- 
tinden çok memnun oldu. 
Bahar Sultana bu lütuf ve 
adaletlerine, karşılık yap- 
mak istedi. Kurtların, kuş- 
ların, bütün mahlükatın is- 
tifade etmesini diledi. 


Her gün büyük ziyafetler 
verdi. Felek, atlas gibi ye- 
şil sofralar döşedi. Yıldız- 
larla dolu gökler gibi mü- 
cevherli kaplar sıraladı. Yer 
yüzünü şekerli yiyeceklerle, 
nimetlerle doldurdu, Yıldız- 
lar sayısınca çini kâseler 
içinde şerbetler sundu. 


O günlerin hanendesi ve 
o zamanın sazendesi bu âhen- 


ge uydular; çaldılar ve söy- 
lediler.. 


Bahar Sultanın hastalan- 
ması, zamanın değişmesi 

Kahırlarla dolu dehrin 
garip halleri her zaman 1z- 


tırap; şefkat ve merhameti 
olmayan feleğin acip şekil- 


80 ULUDAĞ 


leri, her an inkılâp üstün- 
dedir. 

Gayeti ve nihayeti olma- 
yan ne var ki?.. 


Ferah sıkıntı ile, neşe ke- 
derle arkadaştır. Gül bahçe. 
lerinde zevk ve safa kuşları 
dinlemek zahmetsiz olmaz. 
Safayı cefa takip eder. 


Bahar Sultan; askerlerile, 
maiyetindekilerle işi zevk ve 
safaya; içip eğlenmeğe, çalıp 
oynamağa vurdu. Tabiat ve 
kâinat gece gündüz eğlence. 
ye daldı. Gaflete ve dalâlete 
düştüler. Memleketin ahvali 
fenalaştı. 


Dünyanın göz bebeği olan 
Nergisin gözü kör oldu. Bil 
bülün sesi kesildi. Gül, za- 
manın sahifesinden silindi. 
Menekşe, gece gündüz içmek. 
ten çıldırdı; boynu vuruldu. 
Yasemn kendisini yele; ONi- 
lüfer sele verdi 


Bu sırada Bahar Sultan 
da keyfini bozdu. Gece gün- 
düz içip eğlenmekten ve sı. 
caklardan hastalandı. Gülüp 
eğlenme yerine ağlama, inle. 
me kaim oldu Çalımı, biçimi 
bozuldu. Her ne kadar ünlü 
doktor (Bulut) kendisine ca- 
na can katan, şifalar ve can- 
lar veren şerbetler içirdi ise 


de iyileşmedi. Hakim (Ruz- 
gâr) tebdilhava ile ilâç buyur- 
du. Fayda bulmadı. Bahar 
Sultanın şifasız hastalığı, yü- 
zünden anlaşılmadı. Şifa (Tan- 
yeli) tedavisine o kadar uğ- 
raştı; müfit olmadı. 


Şifa kanununda o kadar 
muvaffakiyetler göstermiş olan 
(Tanyeli) ümidini ve feyzini 
kesti. Dertler, mihnetlerle do- 
lu kafasına bir katı taşı yas- 
tık edinerek bağrına bastı, 
Gözleri ağlamaktan yağmur. 
suz bulut gibi kan doldu. Su- 
ların, derelerin yatakları dert 
ve mihnetle bağlandı. Ateşler 
saçan güneşin şualarile dün- 
yanın canı dağlandı. Gamdan 
benzi sarardı. Bostanların su- 
suzluktan ciğeri yandı. Yer. 
yüzü çayırlar, cemenler zağf- 
rana boyandı. 

Su dolapları gibi yaşlar 
dökerek ağlasa yeridir. Yazık 
ki, kahır rüzgârı vefa bağını 
soldurdu. Ellere taşıp gider- 
ken safa nehri bu gamdan 
kurudu; feyzini kesti. Yazık!. 

Kış Şehriyarı; her ne ka- 
dar uzaklara kaçıp Kıpçak 
yaylaklarına g'tmiş idi ise de 
her zaman Bahar Sultanın 
ne yaptığını, nasıl olduğunu; 
halini, ahvalini sorup soruş- 
turmaktan geri kalmayordu. 


ULUDAĞ 81 


Gece ve gündüz fırsat bekli- 
yordu. Bahar Sultanın hastalı- 
ğını ve ülkesinin haraplığını 
haber alınca sevinçten coştu. 
Kalktı oynadı, sima'lar etti. 


«Düşman uyuşmuş yılan 
gibidir. Fırsat onu canlandı. 
Tır.» 


Hemen: harp meydanları- 
nın saf kırıcısı olan, ateşler 
püsküren (Kasırga) yı çağırdı. 

Bahar Sultanın ülkesini 
tamamile yağma etmek ve ol 
diyarı tamamen yıkıp kavur- 
mak için, akıncı taifesile, bir- 
den bire Bahar Sultanın üze- 
rine varmasını: hiç kimseye 
inayet ve merhamet etmeme- 
sini; zaif ve kuvvetli, küçük 
ve büyük kimi ele geçirirse 
aşağı yukarı sürüp götürme- 
sini emretti. 


«Şu söz eşsizdir: Su uyur, 
düşman uyumaz.» 

Bahar sultan; dağın zir- 
vesinden ve tepelerinden sah- 
ralara, vadilere, cenup kış- 
lağına çekildi. Günleri de- 
ğiştiren terazinin kefesile ge- 
ce ve gündüz mahsulü tar- 
tıldı. Tanyelinin ve Şimal 
rüzgârının nabzı yine tabii 
bir halde atmağa başladı. 
Nehirlerin, derelerin soğuk 
suları canlara can bağışladı. 


Kehribar renkli güneş (itida- 
liharifi) noktasına giderken 
saflar kıran Kasırga da: 

— «Ben sizin üzerinize gön- 
derildim!. diyerek Bahar Sul- 
tanla cenge hazırlandı. 

Az bir zaman içinde bir 
çok dağları ve vadileri, sah. 
raları aşarak, Uludağa eriş- 
ti. Bahar Sultanın perişan 
kavminden kimine ümit, ki- 
mine korku vererek; kimine 
şiddet, kimine lütuf göstere 
rek: 

— Şimdiden sonra Bahar 
Sultandan inayet ümit etmek 
yersiz; himaye dilemek de ol- 
mayacak emeldir!. dedi. 

Bahar Sultanın şaşkın ve 
perişan kavminin bir kısmı 
korkusundan, bir kısmı da 
Kış Şehriyarından görecek- 
leri lütuf ve iltimas ümidile, 
Bahar Sultandan yüz çevir. 
diler. Kış Şehriyarına (mem. 
leket boştur; teşrifini gözler) 
diye haber gönderdiler. 

Gel, ey şaşkın ve perişan 
gönüll. Sevda demidir.. Ay- 
vanın yüzü güneş gibi sarar- 
dı. Ülker yıldızı gibi olan 
salkımlar, üzümlerini astı. 
Çayırlar, oçemenler safran 
rengine boyandı. Ağaçlar 
baştan başa altına bandı. 
Yere altın yaldızlı yapraklar 


82 ULUDAĞ 


dökülüyor. Her ırmak altın 
renkli balıklarla doldu. Her 
ağaç tutuşarak bir oldu. 
Havanin ateş saçması ondan- 
dır. Sarı yapraklar içinde 
saklanan siyah karga, safran 
rengine Oboyanmış, yüreği 
yanık, lâle gibidir. Her ağaç 
bir sarı kuştur: silkindikçe 
kanadının tüyleri uçuşur. Çı- 
nar ağacının eli kınalanmış- 
tır. Yeşil ağaçların sararan 
yaprakları yıldızlı gök gibi- 
dir. Gel ey şaşkın ve peti- 
şan gönül; bu dem, sevda 
demidir. 


* 
». 


Nihayet bir sabah, arsla- 
na binmiş olan güneş, nur- 
dan askerlerile ve altın işle. 
meli bayrağile Doğudan baş 
kaldırdı. Batı Şahı, Şark Sul. 
tanının askerlerini ve bayra- 
ğını görünce çekildi, kaçtı. 
Kasırga da ortalığı birbirine 
katarak Uludağın zirvesine 
altın işlemeli, ateşler gibi 
parlayan bayraklarını dikti. 

Birdenbire ouzaktan bu 
heybetli bayraklar görününce 
korku ve dehşet içinde kal- 
dılar. O vakur dağın tepe- 
sinde, ateş yanıyor sandılar. 

Bahar Sultanın süvarileri 
dağ tarafına bakıpda o ateş 
gibi olan bayrakları gördük- 


leri zaman içlerine ateş düş 
tü. Şaşkınlık ve ıztırap içinde 
kaldılar. Askerleri yoklama 
yaptılar. Dağ askelerinin ve 
saf kıran rüzgârların Kış 
Şehriyarı tarafına geçtiklerini 
öğrendiler. Hilekâr zamanın 
kendilerinden yüz çevirdiğini, 
bahtlarının döndüğünü anla- 
dılar. Kalan askeri toplaya 
rak Bahar Sultanın huzuruna 
geldiler. Vaziyeti ve şikâyeti 
anlattılar. Yanılıp yakıldılar. 
Kendisinden yardım ve im- 
dat istediler. Allahın inaye 
ti ile Sultanın himayesi ol 
mazsa düşmanın ayakları al- 
tında kacaklarını ve ülkenin 
baştan başa elden gideceğini 
söylediler. Her ne kadar Sul 
tanımız hasta ise de düşmana 
göz açtırılmadan hemen (hu- 
ruç) emrini vermesini dilediler. 

Bahar Sultan: 

— Eytoz toprak içinde 
sürünen perişan şaşkınlar; ne 
acip sevdaya düştünüz?. Gö. 
rüyorsunuz ki ben hastalıktan 
bitkin bir haldeyim. Bir şey- 
ler yiyip içemiyorum. Gece. 
lerim uykusuz geçiyor. Ben 
bu halde iken; siz, gece ve 
gündüz eğlenmekle meşgul- 
sünüz. Ülkeyi ihmalinizle ha- 
rap ettiniz. Askerlerin şevk 
ve ümidini kırdınız. Nefsinize 


ULUDAĞ 83 


uydunuz. Gaflete daldınız. 
Şimdi asker perişan. Kahra 

manlar ortada yok. Ben has. 
“ta ve bitkinim. Halkın gönlü 
ve ümidi kırık. Uğursuzlu- 
ğunuz ülkeye uğursuzluk ver- 
di. Düşmanla çarpışmak için 
benden yardım istiyorsunuz . 
Helâkiniz uzak değildir. Zira 
yaptıklarınız beğenilecek şey- 
ler değil! 

Sahralara, deniz kenarla- 
rına çekilelim. Orada yeni- 
niden kuvvet ve kudret bu- 
lalım ve düşmanla çarpışa- 
“ bilecek bir hale gelelim. 
Dağlar muharebe yeri değil- 
dir. Bu suretle düşmanı da 


muharebe meydanına çekmiş 
oluruz. 


Akıllı olan fırsatı gözler; 
cahil işi aceleden mahvolur. 

Yer yer baş kaldırıp: Re. 
yiniz makbul, fikirleriniz ma- 
kuldür. Her ne buyurdu ise. 
niz doğru ve her ne emretti 
iseniz yerindedir, hoştur; gü- 
zeldir. Ancak; o taifeye ağ- 
zı lâf yapmasını bilir, hakim 
ve üstat bir e'çi gönderelim. 


Sulh teklif edelim. Sulh olur- 


sa ülke rahata ve emniyete 
kavuşmuş olur,» dediler. 

Bahar Sultan; evet; dedi. 
Uyuşmak her zaman iyidir. 
Ancak devletlerini büyültmüş 
olmakla mağrur olan ve u. 
zun zamanlardanberi fırsat 
bekleyen bu korkmaz taife 
ile uyuşabilmek çok zordur. 
Ahmaklığı ve eşkiyalıkları 
malüm olan odüşmanımızın 
aklı zaiftir; zekâdan, idrak 
ve irfandan mahrumdurlar. 
Onlara hikmetten ve nasi- 
hatten bahsetmek akıllı işi 
değildir. Anadan kör doğan- 
lara gözlük bir fayda ver- 
mez. Hikmet cevherlerini zi. 
yan etmek akıllı insanlara 
münasip değildir. Burunları 
tıkalı olanlar güzel kokular: 
dan bir şey anlamaz. Sözü 
uzatmak neye yarar?.. 

Bahar Sultan sözünü kes. 
tikten sonra, Kasırganın hid- 
det ve şiddetini gördü (İnna 
lillâhi ve innâ ileyhi raciün) 
diyerek harap ve perişan 2s. 
kerlerile yavaş yavaş sahra- 
lara, vadilere çekildi. 

— Devami var — 


— —azpo — 


Cümhuriyet yıllarında zaman 
ve vasıtanın rolü ve turizm 


Sayın Konya Saylavı Dok- 
tor Bay Osman Şevki Ulu- 
dağ üstadımızın (Bursa ve 
Uludağ) adlı rehberini oku. 
dum. 


928 yılında yazılan bu e- 
serin Uludağa ait kısmını 
938 de okumak, Cümhuriyet 
yıllarında zaman ve vasıta- 
nın ne mühim roller oynadı- 
ğını ve on sene içinde ne 
kadar değişiklik yaptığını 
mukayese bakımından cidden 
pek istifadeli olur. 


Meselâ : 
kaleme 


Üstadın o gün 
aldığı bu malümat 


MUSA ATAŞ 


arasında teşrinlerden mayı- 
sa kadar Uludağ, kuş uçmaz, 
kervan geçmez bir haldedir. 
Oraya 9 ay kar yağmakta, 
bittabi bu aylarda Uludağa 
çıkılmamaktadır. Çıkılması 
da hiç tavsiye olunmamak- 
tadır. 

Şüphesiz 928 de vaziyet 
böyle idi. Sayın Bay Osman 
Şevkinin Uludağa çıkacak 
seyyahlar için bu rehberde 
bir çok tavsiyeleri var. Bun- 
lar arasında yazın gece ve 


gündüz sühunet farklarına 
karşı mücehhez olabilmek 
için kalın bir battaniye de 


ULUDAĞ 85 


beraber götürülmesi ehem- 
miyetle işaret olunmaktadır. 

Üstadın bu rehberi dağ 
hakkında çok değerli malü- 
mat vermektedir. Belki mem- 
leket eserleri arasında bu 
kadar güzeli yoktur. 

Bizim burada mukayese 
ve mevzuubahis etmek iste- 
diğimiz nokta: 928 den 938 
e kadar geçen on sene için- 
de Uludağda yapılanların 
azemetini tebarüz ettirmek- 
tedir. 

928 de dağda ne otel 
vardı, ne yol, ne işaret di- 
reği, ne de telefon... Binaen- 
aleyh Bay Osman Şevkinin 
seyyahlara bir çok tavsiyeler- 
de bulunması ve kendilerine 
sisli zamanlarda ihtiyatkâr- 
lığı elden bırakmamalarını 
hatırlatması, hattâ birer bat- 
taniye götürmelerini tavsiye 
etmesi elbette haklı birer 
mülâhazaya dayanıyordu. 

Fakat bugün artık dağın 
hemen her üç beş saatlik 
noktası arasında birer otel 
yükselmiştir. Zirveye yakın 
bir mahalle kadar mükem- 
mel bir şose açılmıştır. Da- 
gın telefonu vardır. Jandar- 
ması, karakolu, her türlü 
emniyet ve ihtiyat tedbirleri 
alınmıştır. Orada insanın kay- 


bolmasına imkân vermemek 
için Karabelenden zirveye 
kadar yol boyunca işaret di- 
rekleri dikilmiştir. Hattâ o 
kadar ki: Orman içlerinden 
kışın geçmek için bile yollar 
açılmış ve işaretlenmiştir. 

Orada artık, yaz günün- 
de sisten korkan ve kılavu- 
za ihtiyaç hissedenler değil, 
kışın sıfırın altında 28 de- 
recede ve en şiddetli tipiler 
arasında cirit oynayan ka- 
yakçılar dolaşmaktadır. İşte: 
Cümhuriyet yıllarında zama- 
nın ve vasıtaların oynadığı 
olr, we 


* 
». 


Cümhuriyetten evvel Tür- 
kiyede turizm mefhumunun 
(&) si bile yoktu. Bu güzel 
tarih memleketine, gezmek 
ve görmek için şöyle dursun 
da ya bir işi düşüp veya ya- 
nılıp da gelenler, parmakla 
gösterilecek kadar azdı. 


Cümhuriyetle birlikte Tür- 
kiyede bir turizm davası doğ. 
muştur. Avrupa ile Asyayı 
birleştiren en mühin bir geçit 
noktası üzerinde yükselen ye- 
ni Türkiye; sahillerile, kaplı- 
calarile, tabii manzaraları ve 
tarihi şehirlerile hakikaten 
cazip bir turist memleketidir. 


86 ULUDAĞ 


Fakat eski devirlerde buraya 
gelmek bir Avrupalı için, Af. 
rika çöllerine seyehat etmek- 
ten daha meçhul bir akibetin 
ifadesi idi Emniyet ve asayiş- 
ten, yoldan ve otelden mahrum 
bir memlekete yabancıların 
gelmemeleri çok tabii idi... 


Bugün vaziyet hiç de böyle 
değildir. Cümhuriyet Türki- 
yesinde emniyet ve asayiş; ilk 
plânda teessüs eden bir unsur 
olmuştur. Türkiye; asırlarca 
ve hattâ bu ülke kurulalıberi 
görmediği bir emniyete Cüm. 
huriyet yıllarında kavuşmuş 
bulunmaktadır. Bugün turizm 


davamıza temel olan emni. 


yet ve asayişimizle cidden 
iftihar edebiliriz. 


Cümhuriyetin daha ilk yıl. 
larında memleketimize vapur- 
larla akın halinde seyyah gel- 
meye başladıysa bunun ilk 
sebebini asayiş ve emniyete 
hamletmekte asla hata yok. 
tur. Zira: Cümhuriyetin on 
beş yılı içinde her sene mü. 
tezayiden artan turist adedi, 
bu emniyet ve aşayişin ver. 
diği geniş bir huzurla Türki- 
yeye seyehat edilebildiğini is- 
bat eden en canlı rakamlardır. 


Cümhuriyet yıllarında ele 


alınan turizm davası (İç ve 
dış) turizm olarak iki cephe. 
den mütalâa edilmektedir. 


Devlet, diş türzminden da- 
ha evvel iç turizmi teşvik için 
azami tedbirler almaktadır. 
M-selâ: Yurttaşlarımızın mem- 
leket demiryollarında ve de. 
niz yollarında asgari ücretle 
seyahatlerini temin için geniş 


mikyasta ve muhtelif zemin 


ve zamanlarda tenzilât yap. ! 


maktadır ki: bu tenzilâtlı ta- 
rifelerin verimi memleket için 
de memnuniyetle kayde de- 
ger oObu turizm hareketini 
doğurmuştur. 


Eski devirlerde, ömründe 
Üsküdardan 


İstanbula geçmemiş kimseler 


bir defa olsun 


yaşarken bugün hemen hemen 
memleketin bir kaç vilâyetini 
gezmeyen ve görmeyen pek 
az kimseler kalmış bulunmak. 
tadır. Bu hal de gösteriyor ki: 
Devlet, iç turizm davasını cez- 
ri bir şekilde ele almış ve 
bunda cidden büyük bir isa. 
betle muvaffak olmuştur. 
İzmir enternasyonal fuarı, 
İstanbul ve Bursa festivalleri, 
Bergamadaki kermes gibi ve- 
silelerle yurddaşların bu mem. 


ULUDAĞ 87 


leketlere ucuzca seyahatleri 
temin edilerek yurddaşların 
bu güzel yurt parçalarını gö- 
rüp tanımalarına, bittabi ta- 
nıdıktan sonra sevmelerine 
imkân verilmektedir. Yani bu 
sayede oyurddaşa yurdunu 
görmek, gördükten sonra ona 
karşı daha derin bir sevgi 
ile bağlanmak kültürü de ve- 
rilmiş olmaktadır. On beş cüm 
huriyet yılında Bursadaki tu 
rizm hareketlerine gelince: 


Evvelâ Bursayı, Türkiye- 
nin birinci sınıf bir turizin 
mıntakası olarak kabul etmek 


mecburiyetindeyiz. Zira: hiç 
kadar 
muhtelif ve cazip mevzularla 


bir şehrimiz Bursa 
turisti türlü sahalarda meşgul 
edebilecek bir zenginliğe ma- 
lik değildir. Meselâ: burada 
ne yoktur ki... Dağ vardır, 
deniz vardır. Kaplıca, tabii 
güzellik , mimari bakımdan 
şaheser san'at âbideleri, ta- 
rihi eserler, fabrikalar, göl. 
ler, camiler, serviler, türbe- 
ler ve saire ve saire... 

Bütün bunlar, Bursanın 
ayrı ayrı turistik hususiyet- 
lerini tebarüz ettiren mevcu- 
diyetlerdir. 


Bu itibarla Bursa emsal. 


siz bir turizm hazinesidir. Ne 
yazık ki: Cümhuriyet yılları. 
na kadar Bursaya hemen hiç 
ehemmiyet verilmediği için 
bu zengin hazineden istifade 
edilememiş ve kimseye de is. 
tifade ettirilememiştir. 

Cümhuriyet yıllarından iti. 
baren Bursada turizmi teş- 
vik bakımından yapılanlara 
bir göz gezdirecek olursak, 
bunların mübim bir yekün 
teşkil ettiğini görürüz. 


Evvelâ; Bursada Çelikpa. 
las gibi her türlü konforu 
havi modern bir otel yapıl. 
mıştır. Bu otelle yerli ve ya. 
bancı seyyahların her türlü 
istirahat vasıtaları temin edil. 
miş ve Bursa için bu otel 
yüz ağartan kıymetli bir mü- 
essese olmuştur. 

Çekirgedeki o hamamlar, 
banyolu oteller eskiden birer 
handan farksızken, Cümhu. 
riyet yıllarında ıslah edilmiş 
ve oturulabilecek oteller ha- 
line sokulmuştur. Şehrin ana 
caddeleri genişletilmiş, par- 
kelenmiştir. Çekirge - Bursa 
yolu asfalt yapılmıştır. Nakil 
vasıtaları, bir turist şehrine 


88 ULUDAĞ 


yaraşacak şekle kalbedilmiş. 
tir. 

Uludağda otel, sığınak, 
ve dağ evleri yap'larak 2zir. 
venin altına kadarda bir 
şose açılmıştır, 


Böylece Bursaya gelen 
ziyaretçilerin pek çoğunu ken- 
disine çeken Uludağ ayrıca 
kış mevsiminde Türkiyenin 
kış sporları bakımından da 
bir santıralı haline getirilmiş. 


tir. Hulâsa, Uludağda yapı- 
lan bu tesisat, Bursanın tu- 
ristik karakterine (yepyeni 
bir çehre vermiş bulunmak- 
tadır ki kış yaz buraya her 
yaşta ve her meslekte sey- 
yahla sporcunun çıkmakta 
bulnnması bunu isbat etmek. 
tedir 


İşte bütün bunlar Cümhu- 
riyetin on beş yılı içine sığ- 
dırılan turistik faaliyetlerdir . 


Atletizm 


Eski Yunanistanda atle- 
tizm iki ayrı devir geçirmiş- 
tir: 

Birinci devir klâsik atle- 
tizm devri ikincisi ise deka- 
dans devridir. Klâsik devrin 
atletleri ruh terbiyesile be- 
den terbiyesine müsavi de- 
recede ehemmiyet verirler 
ve ruh ile beden arasında 
tam bir müvazilik gözetir- 
lerdi. Meselâ meşhur filozof 
Eflâtun hem yüksek bir fi- 
kir adamı hem de bir atlet- 
ti. Klâsik atletizm devri 
Atina terbiyesinin en par- 
lak devirlerine tesadüf eder. 


HAYDAR TOLUN 


O zamanlar ancak jimnaz 
ve palestralarda büyük bir 
ihtimamla yetişen gençlerin 
fikir terbiyelerine başlanırdı 
ve bedenin terbiyesi ruhun 
terbiyesi için zaruri bir ha” 
zırlıktı. Fakat sonraları mü- 
sabaka meydanlarında alkış- 
lanarak şımartılan atletler 
bir nevi arivizme kapılarak 
kazandıkları birincilik dere- 
celerini kaybetmemek için 
atletizmi yegâne bir meşgu- 
liyet bir meslek haline sok- 
tular.. Yalınız beden terbi- 
yesile iktifa ettiler. Ruhi 
terbiyeleri aleyhine aşırı bir 


90 


fiziki kültürle müvazenelerini 
bozdular.. Bol bol yer ve 
uyurlardı. Hattâ Eflâtun bu 
türlü atletlere ( uykucular ) 
diyordu. Eski heykellerde bu 
iki devrin vücut tipleri pek 
açık olarak görünür. Klâsik 
atletizm devrinin atletlerinde 
vücut yumuşak adaleli ve 
mütenasiptir. Dekadans (in- 
hitat) devrinin atletleri ise 
gayri tabii bir inkişaf ka- 
zanmış şişkin adaleli iri yarı 
insanlardır. 


Klâsik devrin atlet tipi- 
ne Diskobol tipi, dekadans 
devrinin atlet tipinede Her- 
gül tipi misal olarak alına- 
bilir. 

Sporlar, sür'at koşuları, 
maraton koşusu, gülle, cirit, 
disk atmalar, yüzme, sırıklı 
sırıksız yüksek ve uzun at- 
lamalar, futbol, tenis, bas- 
keibol, eskrim, bisiklet, ata 
binme, boks, güreş gibi spor 
ve oyunlardır. Toplu bir 
halde yapılan İsveç jimnas- 
tikleri spor mahiyetinde ha- 
reketler sayılamaz. Beden 
ekzersizlerinin İngiliz terbi- 
yesinde geniş bir yeri var- 
dır.. Müsabakasız olarak 
ebeveynin ekserisi çocukla- 


ULUDAĞ 


rını mektebe ilim kazanma 
kadar oyun öğrenme için 
gönderirler denilebilirdi. Bu 
noktai nazardan İngilizler Yu- 
nanlıların ve Romalıların 
yegâne varisleridir. (1) (Cam- 
bridge) ve Oxford) üniversi- 
telerinin an'ane halini almış 
kürek çekme yarışları meş- 
hurdur. Bu gün asıl atletin 
ekzersizler denilen yürüyüş, 


manialı maniasız koşular, 
atlamalar, disk, cirit, gülle 
ve topuz atmalar, kürek 


çekme ve yüzmelerdir.. 

Atletizme hazırlanmak ve 
hazırlamak mühim bir ter- 
biye branşıdır. Karakterin 
teşkili ve tam bir sıhhat 
temini için çok düşünülmüş 
ve kabili istifade bir gıda 
rejimi ve hıfzıssıhha şartları 
aramak ve bulmak lâzımdır. 

(Sağlam vücutta sağlam 
ruh ) bulunacağına inanan 
muallimler çocuklarının ruhi 
terbiyelerile bedeni terbiye- 
leri arasında bir müvazilik 
teminine çalışırlar. 


(1) — 1810 Tarihine kadar İnçiltere 
başta yürüyüş olmak üzere bütün bes 
den ekzersizlerine Pedestrianism deni: 
yordu. Atletik oyunlar 1812 de başla- 
dı. Halihazırda bütün İngiltere atle- 
tizmini idare eden (London athletiç 
club) isimli bir cemiyet vardır. 


—>—- em — 


Geçmiş zamanlarda Bursa 


Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU 


Mühimme defterlerinden çıkarttığımız on vesika bize Bursanın geç- 
miş zamanlardaki durumunu aydınlatması itibarile çok önemlidir. Bu 
vesikalar NX, XI, Nil inci asra ait olup Bursanın içtimai, adli, zirai 
hayatına, inzibat ve emniyetine taalluk etmektedir. 


Geçmiş asırlardaki hayat şartlarının incelenmesi her bakımdan 
faydalıdır. Atalarımızın idare işlerinde hangi şeylere değer verdiklerini, 
ve Osmanlı saltanatının dayandığı ana prensiplerini bu vesikalar kadar 
bize gösterecek ne olabilir ? 


Bursanın ticaret âlemindeki yerini bu vesikalardan biri bize çok 
güzel göstermektedir. Leh kralına Bursadan gönderilen dört bin filori 
kıymetindeki eşya, 16 ıncı asırda Bursa mamulâtının ve bilhassa ipek- 
lilerinin bütün avrupada ne kadar haklı ve esaslı bir şöhret kazandı- 
ğının en büyük bir delildir” 


Vesikalardan bazıları eşhasa ait, bazıları da evkafı ilgilendirecek 
mahiyettecir 


93 © ULUDAĞ 


Vesika : 1 

Söğüd Derbendinin 

muhafazası hakkında 

Bursa Beyine hüküm ki, 

Hâliyâ dergâhı muallama mek- 
tup gönderüb livai mezbure tabi, 
Söğüd Derbendi namı...... ve mü- 
hatara mahallin hıfzı lâzundır de- 
yu arz olundukda Jüzim ise yaya 
ve müsellimden ve gayrıdan Der 
bendei yazasın deyu firmanı şerif 
varid olınağın üzerine varub görü 
lüb filvakı, ehli fesad eksik olma- 
yub her veçhile malhuf ve muhata- 
va olub hufz ve haraseti lâzım ol- 
mağın tedarik etdirilüb riâyâdan 
bir ferdi rağbet etmeyüb yaya ve 
müsellim tayfasından bazı kimes- 
neler ihtiyar idüb Derbend orta- 
sında ( Tekfür mağarası ) dimekle 
meşhur yerde birleşüp iki yerde 
Derbendi bekleyüb Miz etmelerin 
uhdelerine alub kimler idüki isim 
lerile yazılub defter olunmuşdur. 
Lâkin emri şerifdir yaya ve mü- 
sellime rulısat olmamağın gönde 
rilmedi deyu arz eylemiş siz imdi 
buyurdumki yaya tayfasından mez 
kür Derbendin hıfzına kifayet ide- 
cek ne mikdarı kimesne yazup def- 
terlerin mühürleyüb süddei seade- 
time gönderesin. 

Fi, 7 Recep 075 
Mühimme delteri ri 
S; 209 
9 
Vesika : 2 
İstanbula koyun 
gönderilmesi hakkında 


Bursa kadısına hüküm ki, 
Hâliyâ mahrusai İstanbulda Et 


babında ziyade muzayaka olmağin 
Bursa mühimmi içün ettaf ve ce- 
vanibden Eskişehire geldiklerinde 
Bursaya satılmağa varan koyun 
dan mahrusai İstanbul zahiresiçün 
gönderilmesin emridüp buyurdum 
ki dergâhı muallam çavuşlarından 
Mustafa çavuş vusül buldukda bu 
babda mukayyed olub mahrusai 
mezbure halkına sia'i maişet hasıl 
ola, Hususu mezbur mühimmatı 
umurdandır emrim üzere bizzat 
mukayyed olup ne mikdar koyun 
gönderildiğin yazub bildirsin 
Şevval 075 


Mühimme defleri 7 
Ss; 456 
o 

Vesika : 3 


Ayşe isminde bir kadına 
tecavüz eden iki edamın 
idamı hakkında 


Bursa Beğine hüküm ki 

Mektub o gönderüb o mahrusai 
Bursada kapucu Mustafa bid Ab- 
dullah ve diğer Mustafa bin Ab- 
dullah nam kimseler Ayşe binti 
Mustafa nam hatunu kendü mas- 
lahatına giderken çeküb makabiri 
müsliminde fili şeni, icra eldükleri 
udüli müslimin şehadetlerile sabit 
ve zahir olub kayıd ve sicil olu- 
nub lakin bundan akdem adaleti 
namei hümayunda dergâhı imual- 
lam kullarindan olan ehli fesad arz 
oluna deyu ferman olunmağin 
haklarından gelinmesi lâzım oldu- 
gundan gayrı sebebi intizam ah- 
vali nâs olmağın sureti sicil ihrac 
olunsun kendüler Yasakçı Başına 


ULUDAĞ 93 


teslim olunmuşdur deyu bildirmiş- 
sin, İmdi mezburlara siyaset olma 
sın emridüb buyurdum ki vusül 
buldukda mezburları siyaset idüp 


emrin yerine vardığında yazub 
arz eyleyesi. 
13 Rabiulevvel 075 
Mühimme 7 
$. 83 


o 
Vesika : 4 


Leh elçisine dört bin 
Jilorinlik eşyanın gümrüksüz 
verilmesi hakkında 


Bursa kadısına ve Gümrük 
Eminine hüküm ki 


Leh İlçisi süddei seadetime ar- 
zuhal idüp Krala bazı esbab almak 
içün dört bin filori ile « Yankoari 
tini) nam ademi Bursaya gön 
derilüb gümrük alınmamak babın- 
da hükmü şerri taleb e'düği ecil- 
den buyurdum ki vusül buldukda 
anun gibi kralı mezbur tarafından 
esbab almağa varan ademinin dört 
bin filorilik salun aldığı mata'dan 
gümrük taleb etmeyesin, Amma 
bu behane ile dört bin filorilikten 
ziyade meta, geçürmekde ve güm- 
rük virilmek içün aharın meta'ın 
meta'larına halt etmekden hazer 
edesin. 

Bir sureti İstanbul kadısına ve 
Gümrük eminine. 

13 Zilkade 


Mühimme defteri : 6 
486 


975 


Vesika : 5 


Bursada Bileciklâ mahal- 

lesinde oturan Arnavnd 

Alinin küreğe konulması 
hakkında 


Bursa kadısına hüküm ki 

Hâliyâ mektub gönderüb nefsi 
Bursa o mahallâtından (| Bileciklü 
mahallesinde sakin oArnavud. Ali 
nam kimesne şakavet ile ma'ruf 
olub mahalle halkını daima renci 
de, ve mahallei mezbure imamı 
Muslihiddin nam kimesne hakkında 
dahi her kim artında namaz kılar 
sa kendü kâfir; avreti boştur de- 
düği sabit olub sicil olunduği bil- 
dürmişsin, İmdi mukaddemâ mez. 
burın küreğe konulması içün hük 
mü şerifim verilmişdi. Bır tarikle 
halâs olub veyahud küreğe konul- 
mamış ise mezburın küreğe gön- 
detilmesin emridüb o buyurdum ki 
vusül buldukda emrim mukteza 
sınca mezbur Arnavud Ali yarar 
ademlere koşub süddei seadetime 
gönderesin ki küreğe konula. Am- 
ma bile koşub gönderdiğim adem- 
lere tenbih eyleyesin ki yolda gaf 


let ile gaybet itdirmekden hazer 
eyleyeler, 
Mezbur imama verildi. 
12 Cemaziyelâhır 066 
Mühimme defteri : N 
gi 934 
o 
Vesika : 6 


Piremir zaviyesine Vişne 
Meumedin tayini hakkında 
Mahrusai (oOBursada | Piramir 


94 ULTDAĞ 


zaviyesine mutasarrıf şeyhi hindi 
fevt olmağın zaviyei mezbure Gek- 
buzede Mustafa paşa camiinde vâız 
olan Vişne Melimelde o buyruldu. 
Hindi ne ile mutasarrıf ise. 


8 Rabiülevvel 079 


Mühimme 15 


5. 71 
e 
Vesika : 7 


Burusa oğlanlarının 
kıyafetleri hakkında 


Burusa kadısına hüküm ki. 


Süddei seadetime mektub gön- 
derüb  Burusada sakin olan kul 
tayfası meclisi şer'a gelüb Buru- 
sada şehir oğlanları sipahi tavrın- 
da yatar gümüş raht 
ile ve kemer kılıc ile ve bol şal- 
var ile ve ali âbâni sarık ile bü- 
tün karyelere ç'kub riâyâyâ zarar 
ve teaddi eyleyül kahr eyledikle 
rinde kul taifesi eyledi devğ mü- 
lâhaza olnnub kul olmayub tavrı 
mezbur olanları men eylemek hu 
susu — bildirmişsim. İmdi o buyur- 
dumki vardıkda bu babda mu- 
kayyed olub imukzddema o şehre 
münadiler tayin eyleyüb yer yer 
nida itdirüb tenbih eyleyesin ki 
kul ve sipahi olmayub şehir oğ- 
lani ve . . vechi meşruh 
üzere sipahi tavrında gezinüb si- 
pahiye mahsus olan eğer at esbabi 
ve eğer sipahi libasın geymeyüb 
olıgelüye muhalif iş etmekden ic- 
tiuab üzere olalar. Olvechile sipa- 
hi tavrında ata binüb karyelere 
varub teaddi eyleyenleri ala görüb 


haps eyleyüb arz eyleyesin, Sonra 
anlaa hakkında emrüm nevachile 
olursa mucibince amel oluna. 
Sipahiler kethüdasına verildi. 


17 Muharrem 979 


Mülimme defteri; 10 
SE 270 
» 

Vesika : 8 


Mumcu ve sabuncu 
esnafı hakkında 
Bursa kadısına hüküm ki, 


Bursada veki -mnmcu lalesi 
süddei seadetime arzuhâl sunub 
yine mahrusai merkumede sabuncu 
taifesi ordu teklifin bunlar ile 
viregelmişler iken Ooattar tayfası 
mücerred sabuncuları bikâder or 
du akçasın biz alıruz deyü kadime 
muhalif tecavuz eylediklerin bil 
dirub men'u def" olunmak babin- 
da emri şerifim rica eyledikleri 
ecilden OoOkadimden ola geldüği 
üzere amel olunmak emrim olmuş- 
dur. Buyurdum ki vusül buldukda 
emrim üzere amel idüb dahi hu- 
susı mezbure mukayyed olub gö- 
resin, Zikrolunan sabuncu hirefi 
kadimen mnmcu hırafinin yamak- 
lar olub bu âne dek vakı olan 
ordu tekiifin mumcularile veregel 
mişlerken hâliyâ attar taifesi ka- 
dimen olagelmişe muhalif o vechi 
meşruh üzere dahlü niza eyledik- 
leri vakı ise men'ü def idüb şer 
ve kanuna ve kadimden olagelene 
muhalif kimesneye iş itdirmeyüb 


ULUDAĞ 


işlemeyüb inad üzere olanları ya- 
Zub arz eyleyesin. 
4 Muharrem 1056 
Mühimme 01 
İN 30 


Vesika : 9 


Bursa ekmekçileri hakkında 
Bursa monlasına hüküm ki, 
Bursada vaki etmekciler ket 

hüdusı olan Mehemmed arzuhal 

edüb mahrusai mezburede etmek- 
cilik işleyenler hami dest olub 
üstada hizmet idenler etmekcilik 
idegelmişler iken (o Abdurraliman 
ve . . : . . ram kimesneler 
aslâ üstadıne hizmet etmeyüb ve 
etmekcilik sanatında aslâ haberdar 
değil iken firun açub etmekcilük 
idüb ihtilâle bâis olduklarını bil 
dirüb hükmü hümayunum rica 
eyledüği ecilden buyurdum ki vu- 
sul buldukda sadır olan emrim 
üzere amel idüb dahi hususi mez 
bure mukayyed olub göresin, Mez- 
bur üsşade hizmed etmiş olmayub 
hamı dest ise men'ü def idüb 
kethüdaları ve Viğitbaşıları mari- 
feti ile ehl ve üstad olmayınca 
mimba'd o makürelere benzer ki 
mesnelere iş itdirmeyesin, 

8 Şevval 1050 

Mühimme 91 
$. 142 


Vesika : 10 


Burla zahire anbarları 
hakkında 
Burusa monlasına ve Livai mez 
bürede vakı sair kadılara hüküm ki, 


EL ŞİŞy 


95 


Sen ki Burusa kadısı mevlânâ 
İbrahim zidet fezailihusın. Süddei 
seadetime mektub gönderüb işbu 
senei mübarekede di emrillâhi te- 
âlâ mezrual kılleti, mmatardan telef 
olub medinei Burusada bazı mu- 
kataat mültezimleri ve muhiekir 
taifeleri oObir kaç senedenberu 
cem'ü deranbar eyledikleri hintayı 
etmekci taifelerine bey İtmeyüb 
medinei mezburede belter İstanbul 
kilesi husta üç dört ay mukaddemi 
yirmişer paraya iken elyevin İki 
şer guruşa tecavüz etmekle fukara 
ve zuafâ muztaribülhâl olduklartı- 
dan dahi ziyade bella etmek fil: 
dile yine bey, itmeyfib ihtikâr ve 
fukaraya bu veclile gadr mutad 
itmelerile medinei mezburede ve 


civarında ashabı anbar yedlerinde 
olan hıntayı marhı carisi üzere 
elmekci taifesine bey, etmeklerine 
tenbih ve mütenebbil olmazlar ise 
zarureti fukara def'i içün emri 
şerifim sudurunu  İstid'âyı inayet 
etmekle bu makule zahire idhar 
ve deranbar eyleyüb tarıkı ihtikâra 
salik olmak memnu olmağla zik- 
rolunan mahallerde cem ve deratn- 
bar olunuü ihtikâr daiyesinde olan 
zahireler sefer vakii üzere medinei 
mezküre ehalisi ile habbaz taifesi- 
ne mu'tadı kadim olageldüği vecli 
üzere furuht eylemeleri tenbih 
ve mütenebbih olmayanların hak- 
larından gelinmek içün isim ve 
resimlerile arz ve ilâm olunmak | 
babinda 
fi evasıtı 1159 

Mühimme 

5 


152 


şasaaa——— 


Şer'i Mahkeme Sicilleri 


D. 37 8. 28/4 


Veçhi tâhriri sicil oldurki ıali- 
rusai Burusada hacı İlyas mahal- 
lesinde miütemekkin olan Davudu 
Sabbağ Karakâdı mahallesinde mü- 
temekkin olan Kıymet nam hatunun 


20 muharrem 925 


Şühudülhâu Dehmed çelebi bin 
elhacca Hüseyin ve Sinan bin 
Abdullah 


D. 38 5, 28/4 


Yeymissebti vehüve vevmül ihda 
ve ışrin ve tis'amie inin muharreni 
025 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah» 


rusdi Burusada Başcı İbralıl câ- 
ülilnin evkafı muhterik olub raka- 
beye tiiultaç oldukda efendi haz- 
retleri evkafi mezbureye fa4kabeye 
Tutuluağa emroluncak camii mez- 
kürün imamet cihetine İmametten 
elli akçe imamına verilüb bakisi 
rakebeye sari oluna ve Hatib olan 
Muhiddin halifeye otuz akçe Ve 
müezzin olana yirmi akçe ta'yin 
olundu bakisi cihetlerinden raka- 
be oluna ve sair ehli vazaif şimdi- 
yedek ne mmikdar vazifelerinden 
kabziderler ise olminval üzerine 
tasarruf iderler 


Şühudülhâl . . . . , Hawzebin 
Abdullah ezzaim BHurusa ve Sinan 
bin Bâli emini beytülmâl ve Sinan 
bin Abdullah elmuhzir. 


ULUDAĞ 97 


D. 40 S. 28/4 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada Habib oğlu ma- 
hallesinde o imüteveffiye olan Sel- 
çuk Abdullah  muhallefatı o wali 
gaib olub beytülmâl emini zabt 
etmişdir merhümenin zevcesi Meli- 
med bini Şuayb meclisi şer'a ge'üb 
merhumenin emini beylülmâl Sinan 
Bali ve âmil Hüseyin bin Mu- 
hanmned mahzarlarında takriri da'- 
vâ edüb dediki merhumenin mâ 
hallei mezburede olan evlerinden 
bir küçük evciğin kapi önü bir 
sufasiyle büyük evi kapusu köşe- 
sinden şimal canibine havlu civa- 
ırna varınca bana hibe eyledi ben 
dahi kabzeyledi dedikde mezkür 
Emin ve âmil inkâr eylediler kab- 
bel istişhâp udüli müsliminden hacı 
Sa'di bini Evranos ve Hasan bin 
Alimed mezbur müddei Sofu Meh- 
medin da'vasına mutabık ikrar- 
şehadeti şer'iyye kıldılar şahidanı 
mezburanın şehadetleri sebti sicil 
olundu. 


21 muharrem 025 
Şühudülhâl.... Mustafa bin Ab- 


dullah gulân şahi ve Alaaddin 
bini Abdullah Erracil ve Nasuh 
İbrahinı 


D. 41 5. 28/4 


Şehide Ahmedibni Sinan elhü- 
nıt ve Derviş Ali bini Hızır El- 
bursaviyan bimalızarı min Sinanibni 
Bâli bini Süleyman el emin yev- 
me'izin o binnasbissultani alâ bey- 
tülmâlil elvaki' filbursa el mahruse 
ve bimahzari min âmil Hüseyinibüi 
Muhamıned akıbel istişhâd eşşer'i 


vedda'vâ essadıreti an Muhamme- 
dibni Hamza essabit vekâleten bid- 
da'va vel isbat ankıbeli hafasa 
binti Mahmud bimâ hüve tarıkus- 
sübüt şer'an biennelil vekiletil 
mezbureti âlâ  zimmetilmerhume 
Fatıma binti Hoşkadem el müte 
vefftat fimahallei o Hamzabey bin 
Burusa mahrusai meblâğı erbaa 
mieti dirhemin fıdıyyin rayicülvakti 
iüa'ted ve aleyha elmeblâğül mez 
kür şehadeten sahihaten şer'iyyeten 
makbuleten badetta'dilişşer'i fehu- 
kime biedâil meblağil mezbur min 
mubhallefatiha hökmen Şer'iyye. 


21 Muharrem 925 


Şühüdülhil , . . Mustafa 


bey bini Abdullah Gulami şahi 
ve Nasuh bini İbrahim. 


Tercümesi : 


Bursalı zahireci Sinanıi oğlu 
Ahmed ve Hıdır oğlu Derviş Ali 
o günün Kursa beytülmâl emini 
Bili oğlu Sinan ve âmil Mehmet 
oğlu Hüseyinin huzurlarında Mah 
mut kerimesi Hafasanın da'vâsma 
vekâleti şer'iyve ile vekil bulunan 
Hamzanın oğlu Melhimet Bursanın 
Hamzabey mahallesinde mütevef- 
fiye Falımanın zimmetinde mez- 
bure Hafasanın dört yüz dirhem 
geçer akçe gümüş alacağı vardır. 
Fatıma ise ölmüştür. Meblağı 
mezbur borcudur. Bizler buna şa“ 
hidleriz dediler ta'dili oşer,iden 
sonra meblağı mezburım merhume 


Fatımanın muhallefatından mezbure 
Hafasaya edasına hökmolundu. 


D. 42 S. 28/4 
Ve şehide Hamza bini Abdul 
lah ve Derviş Ali bini Hızır bi: 


98 ULUDAĞ 


mazharimin emini mezbur ve 
âmilül mezbur gabbedda'vâ essa- 
dıreti an şahi binti Elvan bienne 
lil müddehiyeti o elmezküretığali 
zimmetil müteveffa Fat.metül mez- 
bure erbaati eşrefiyyin minelkars 
matedhiye ve aleyhel omeblağıl 
mezbur şehadeten şer'iyyeten mak- 
buleten ba'detta'dilişşer'i fehukime 
biedâihi min muhallefatiha hökmen 
şer'iyyen ve şehidâ kezilike eşşf 
hidünel mezburün bienne lil müd- 
deiyyeti dilşâd binti Abdullah alâ 
zimmetil o merhumeti Fatima el 
müteveffat fi mahalleti Hamzabey 
hamsine dirhemen fıddiyyen rayi- 
cen filvakli min semeni'kamis 
elmüşteri elmahrus matethiye ve 
aleyhel meblağul mezbur şahade- 
ten şer'iyyeten makbuleten ba'det- 
ta'dilişşer'i fehukime biedaihi min 
muhallefatiha hökmen şer'iyyen 


21 muharrem 925 


Hamzabey mahallesinde vefat 
eden Fatımaya Elvan kızı Şâhi 
ödünç olarak dört eşrefi (bir nevi 
altun sikke) vermiş Abdullah oğlu 
Hamza ve Hıdır oğlu Dervir Ali 
mezbur emin ve âmilin huzurla” 
rında şahadet eylediler ve bu Şşa- 
hadetleri makbul görülüb Fatıma- 
nın muhallefatından mezbure Şa- 
hiye verilmesine hökmü şer'i ile 
hökmedilmiştir ve yine Abdullah 
kızı Dilşadın gömlek bedeli olarak 
elli dirhem geçer akçe ile gümüş 
paresi merhume Falımada alacağı 
olup yukardaki şahidlerin şehadet- 
leri vaki olmağla yine Fatımanın 
muhallefatından Dilşade verilmesi- 
ne hökmolunmuştur. 


D. 43 S. 28/4 


Veçhi tahıriri sicil oldurki Bu- 
rusa zindanında mahbus olan An- 
dirya bini Balyos ki Mihalıç ka- 
zasının haslardan Diçki nam kar- 
yede mütemekkin imiş haliyâ 
Sancak beyi subaşısı meclisi şer'a 
gelüb kefil versün üzerine nesne 
zahir olmadı dedikde mahırusai 
Burusa subaşısı Hamzabey ma'ri- 
fetiyle mezkürun nefsine Yuvan 
bini İstiyakos an karyei mezkür 
kefil oldu ve mezkür İstiyakosun 
nefsine Hol İbni Vasil an mahallei 
Kayabaşı kefil olub sebti sicil 
olundu. 

21 Muharrem 925 


Nasuh bin İbrahim ve Sinan 
ibni Abdullah. 


D. 44 S. 28/4 


Veçhi tahriri sicil oldürki mah- 
rusai Burusada dahili İlisarda 
Tefsirhan mahallesinde mütemek 
kin olan hacı Mehmed hini Hamza 
meclisi şer'a gelüb hökmü şer'i 
irad edüb Ali Bâli bin Mahmudu 
ihzar idüb mazmun hökmü zikr 
olunan Ali Bâli bana ikrah itdirüb 
benden bedeli sulh deyi bin altı 
yüz akçe aldı dedikde mezbur 
müddefaleyh Ali Bâli huccetler 
ibraz eyleyüb mezmuni hucce 
şer'a muvafık olmadığı ecilden 
meblağı mezbur akçeki bedeli sulh 
deye almışdı yine vermesine hök- 
molundü. 

21 Muharrem 925 

Mehmet Çelebi elhace Hüseyin 
ve Mehmet Çelebi bini Mübarek 
ve Sinan ibni Abdullah, 


: ULUDAĞ 94 


D. 45 S. 28/4 


Veçhi tahriri huruf ooldurki 
mahrusai Burusada binevâ Meh- 
medin evkafı muhterik olub evkafı 
mezbureye mütevelli olan Ahmed 
ibni Hamza ve kâlib Mustafa bini 
Ali meclisi şer'a gelüb evkafı 
mezburenin tamiri içün muham- 
minler gönderin vakfa enfa ta'mir 
olunmakdır. tahmin olunsun de- 
düklerinde üzerlerine ehli hibre 
ve erbabı vukufdan başka kimseler 
gönderilüb talimin etdiklerinde 
cem'an on üç bin beş yüz akça 
tahmin olunub erbabı vezaifden 
mütevelli ve kâtib ulufelerinden 
gayrının cihetler vekabeye tutul- 
mağa emrolundu. 


21 Muharrem 925 


Şühudü'hâl ... Mehmed Çe- 
lebi bini elhâce Hüseyin ve Mel- 
med Çelebi bini Elmubarek ve 
Bekçi Çelebi bini Yahya ve Meh- 
met bini Mehmet. 


D. 46 5S. 28/4 


Veçki tahriri huruf o oldurki 
mahrusai Burusada merhum Düs- 
turhan evkafı muhterik olub evkafı 
mezbure mütevellisi Mevlânâ Ka- 
sım bin Hasan ve kâtibi pir Meh 
med ve vekili harc Ahmedibni 
İlyas ve câbileri Mustafa bini Ali 
ve Ali Bâli meclisi şer'a gelüb 
evkafı mezburenin ta'miri içün 
muhamminler gönderin görülsün 
dedikde erbabı vukufdan ve ehli 
hibreden Siga kimseler gönderilüb 
tahmin olundukda cem'an yirmi 
bir bin beş yüz akça tahmin olun- 
dukda erbabı vezaifden zikr olu- 


nan kimselerin vazifelerinden gay- 
risi rakabeye dutulmaga izin ve- 
rildi. 
21 Muharrem 025 

Şühudülhâl . , Mehmed 
Çelebi bini elhâce Hüseyin Meh- 
med Çelebi bini Mübarek ve Bâli 
Çelebi bini Yahya ve Mehmedibni 
Mahmud ve Sinanibni Abdullah. 


D. 47 S. 28/4 
Veçhi tahriri huruf o oldurki 
mahrusai Burusada nasbı “sultani 
ile hassa haraç emini olan Musta- 
fa çelebinin naibi Mehmed çelebi 
bini elhâçe Hüseyin meclisi şer'de 
ikrar ve itiraf idüb dediki sabıkan 
Mudanya iskelesinde Bâç emini 
olan Mustafanın yedinden sene 
erbaa ve isrin ve tis'amie şevva- 
linin on dokuzuncu gününde bin 
dört yüz oluz üç akça sene 925 
muharreminin yirmi birinci gü- 
nünde sekiz bin yedi yüz seksen 
dokuz akçe kabzeyledim dedikde 
makbuzunminlı Mustafa çelebi dahi 
vicahen tasdik evledi. 
21 Muharrem 925 


Şültudülhâl ,. . , Süleyman çe- 
lebi bini İlyas Mehmed çelebi bi- 
ni Mubarek Mehmed çelebi bini 
Sinan Bâli çelebi bini Mehmed. 


D. 48 S. 28/4 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada nasbı Sultanf ile 
hassa harç emini olan Mustafa çe- 
lebi bin naibi Mehmed çelebi bini 
elhâce Hüseyin şeriat mahfelinde 
ikrar ve itiraf edüb dedikim işbu 
müşarünileyh Bekir çelebi bini 
Yahya yedinde kabban mahsulün- 


100 ULUDAĞ 5 


den dokuz bin yüz otuz dokuz 
akçe kabzeyledim dedikde makbu- 
zunminh Bekir çelebi dahi vicanen 
tasdik eyledi. 


21 Muharrem 025 


Şüludülmeclis: Süleyman çe- 
lebi bini İlyas Mehmed çelebi bi 
ni Sinan Bayezid bini Abdi ve 
Sinanibni Abdullah. 


D. 49 S. 28'4 


Yevmel isneyni vehüve yev 
müssalis vel ışrun min muharrem 


095 


Şeliide linnakli ve tahvili fi 
mahalli harcı etta'dil elhâc İsa 
bini Yusuf ve Receb bini Ömer 
ve İbâdullah bini Ahmed. akibel 
istişhadişşer'i vedda'vâ sadıreti min 
hâmili hâzel kitab  Mahmudibni 
Yusuf biennel müteveffa elhâc 
Süleyman bini Yusuf el müteveffa 
bi mahalleti Sarıcapaşa” min ma- 
hallâti Edirne elmahrusa ahlieb 
ve ümlil müddei mezbur Malı- 
mud ve ennel verâsete münhası 
rün vefi binteyil el med'uvveteyni 
Fatıma ve Hâlime binteyil mer 
hum elhâc Süleyman ve fizevcetihi 
elhic Melek binti Abdullah el 
hurre lâvâriselehu sivahüm velâ 
müstelikka litereketihi illâ i 
hüm şahadeten şer'iyyeten sümme 
vekkele veleduhu bini Abdullalı 
elvasi minkıbeliş şer'i alessagıre- 
teyni mezbureteyn Fatıma ve Hâ- 
lime Malımudul müddei mezbur 
bi kabzı hıssatihis sağıreteyni ve 
Vekkelet zevcetühü el merhum el- 
hac Melek binti Abdullah Mahmu 


del mezbur bidda'vâ ve hustmat 
ue kabzı hissetihâ tevkilen şer'iy- 
yen 

Şühudülhâl ........ Ali 
yibni Emir Ali ve Muslafa bini 
Eminhan ve Mustafa bini Dursun 
ve seyyid Alımet bini Yusuf 


Tercümesi : 
23 Muharrem 025 pazariesi. 


Hare ve ta'dil mahallinde na 
kil ve tahvil edicilerki Ahmed oğ 
la İbadullah ve Ömer oğlu Receb 
ve Yusuf oğlu hacı İsalardır şa- 
deti şer'iyye ile şehadet eyledilerki 
bu sicilde bais olan Yusuf oğlu 
Malımudun da'vâsında ana baba 
bir karındaşı Yusuf oğlu hacı Sü 
leyman Edirnenin Sarıcapaşa ma- 
hallesinde ölmüşlür hacı Süleyma- 
nı iki küçük kızları Hâlime ve 
Fatıma ve bir de Abdullah keri- 
mesi hacı Melek isminde huwre 
bir zevcesi vardır ana baba bir 
karıudaşı ise benin kızlarına ve- 
kâleti şer'iyye ile vekil ta'yin 
olundum zevcesi Melek de hisse 
sini almağa beni vekil ta'yin et- 
miştir ve merhum hacı Süleymana 
bizden başka vârisi yoktur deye 
yazılıdır. müddei Malhımudun bu 
ikrar ve ifadesinin doğru olduğuna 
mezkür şahidler dinlenmiş ve şe- 
hadetleri ba'dettezkiye makbul gö- 
rülerek tescil edilmiştir. 


D. 50 S. 28/4 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusa Sancakbeyi Koçu bey 
hazretleri içün dergâhı muallâdan 
hökmü şerif varid ölub mazmunu 


NAAM NM ANN 


ULUDAĞ 


mevmumununda Burusa beyi zim- 
metinde hizanci âmireden karz 
verilmiş on üç bin üç yüz otuz 
dört akça ve hassai ağönam bala- 
sıwda iki bin beş yüz akçaki 
cem'an on beş bin sekiz yüz otuz 
dört akçe olur zikrolunan mebla- 
gın tahsili lâzım olmağla darendei 
hökmü şerif kulum Hüseyin ol 
canibe itsal olundu hökmü şerifle 
vardıkda tehir etmeyüb meblağı 
mezburi o mumaileyhden  bikusur 
kahzeyleye deyü ferma olunmuş 
imtisalen lil emril âli meblağı 
mezburı mezkür Koçubey hazret- 
leri kendünün âdemisi Ali subaşı 
ile meclisi şer'a gönderüb mezkür 
Gulam şahihusam bey an zümrei 
ulufeciyan meblağı mezburu mez- 
kür Ali snbaşı yedinden bikusur 
kabzeyleyüb Ali subaşının talebiy- 
le mezkürün Okabzı sebti sicil 
olundu. 

Şuhudülhâl ,.... Derviş çe- 
lebi bini Laklak Mehmed çelebi 
bini elhâce Hüseyin ve elhâc İs- 
kender bini Abdullah ve Sinanibni 
Abdullalı erraci ve sa'di bin İvaz. 

23 Muharrem 025 
D.SI 5, 28/4 
25 muharrem 925 

Veçhi. tahriri sicil oldurki bir 
kimse meclisi şer'a şahadete gel- 
dikte hasım tarafından bana doksan 
iki akçe virildi deyü imeclise ge- 
türdikde hasım ben vermedim deyi 
inkâr eyledikde sahibi zahir olma 
dığına binaen malırusai Bursada 
boyacı olan Mnhiddin taleb eylediği 
ectide ona teslim olundu.. - 


101 


Şühudülhâl ..... .. Meli- 
med çelebi bini elhâce Hüsevin ve 
Süleyman bini Abdullalı, 


D.52 5. 28/4 
25 muharrem 025 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada nasbı sultani ile 
emin olan Sinan bini Bâlâ şeriat 
mahfelinde ikrar ve itiraf idüb 
dediki mahrusai Burusada Tatarlar 
mahallesinde müteveffa olan Ham 
za bini Abdullah muhallefatından 
beytülmâl içün zabteylediğim es- 
nada merhum Hamzanın işbu mü- 
şarünileyli Melimedibni Ivaz Zim- 
metinde yediyüz akçası olup mez- 
kür Mehemmed yedinde meblâğı 
mezburı bâkusur kabzeyledim de- 
dikde makbuzun iwinli Melimed 
hali vicahen tasdik eyledi. 

Şühudülhâl Mehmed çelebi bini 
elhâce Hüseyin ve Süleyman çelebi 
bini Abdullah, 


D,53 5.284 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Durusada Çardak mahallesin. 
de mütevefia olan Hamza biri 
Abdullah muhallefatı beytülmâle 
intikal edüb merhumun zevcesi 
Rukiye beytülmâl emini Sinan BâlA 
ve âmili beytülmâ!l Hüseyin mah 
zarlarında merhum zevci Hamza 
zimmetinde omihri müeccelimden 
beş akçem oldu üzerinde kaldı 
dedikde mehri misli meblagı mez- 
bure kâfidir denildikde zevci Ham- 
zaya hibe etmedüğine yemin veri- 
lüb meblağı mezbur merhumun 
muhallefatından eda olunmağa-hük- 
molunub sebti sicil olundu:.* « « 


102 ULUDAĞ 


« Sinanibni 
Abdullah 


Şühudülhâl , . 
Abdullah ve Aliyibni 
arracil. 


D.54 S, 28/5 


Veçhi tahriri sicil oldurki malı- 
rusai Burusada seyyid usül tekkesi 
kurbinde Üveys bey odalarında 
Cemile nam yahudinin ocağı du- 
tuşdu dedikde odabaşı İshak inkâr 
eyledi udüli müsliminden Mustafa 
ibni Hasan ve Veli bini Nasuh 
zikrolunan ocak dutuşub yalın çık- 
ğını biz gördük dediler sebti si 
cil olundu. 


25 muharrem 925 


Şühudülhâl , . . Sinanibni Ab- 
dullah ve Abdülkerim biui Mustafa. 


D.55 S. 26/5 
Yevmül cüm'a vehüve 
yevmüssabi' vel işrin min muharrem 
925 
925 senei hicriyesinin muharre- 


mülharamının yirmi yedinci gü 
nüdür. 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada makscm mahallesin- 
de mütemekkin olan Hıdır bini 
İlyas ve Mustafa bini İlyas Aynişah 
binti Hıdır ve Sultana binti Yusuf 
namahremler bulunup meclisi şer'a 
getirilüb mezküran avretler ikrar 
idüb ve etmekçi Yunus bini Ab- 
bullah bile bulunub sebti sicil 
olundu. 


Şühudülhâl . . Sinan bini Bâli 
Malhımudibni Kasım ve Sina”ibni 
Abdullah, 


D. 56 5.56 


Veçhi tahriri hurui o oldurki 
mahrusai Burusada müteveffat olan 
Ayşe binti Mahımudun muhallefatı 
hâliyâ beytülmal emini olan Sinan 
bini bâli hıfzeyledi merhumenin 
varisi Mehmedibni Mehmed ve 
gaibde olduğuna binaen ve mer 
hume Ayşenin babasından irsen 
intikal eden ev hissesinden bin 
akçe hissei şer'iyyesi olub ba'de 
zemanın meblağı mezbur nafaka 
ve kisvesine emri ş*r ile bir mik- 
darı sarfolunub hâliyâ dört yüz 
yirmi akça kabzeyledi deyü emini 
mezbur ikrar eyledi ve merhumenin 
kendi esbabından ki bey eyledik 
andan dahi iki yüz akça mıkdarı 
kabzeyledik emini mezbur meclisi 
şer'de ikrar idüb makbuzunminlı 
Fatıma methumenin halasıdır şifa- 
hen tasdik eyledi. 


27 Muharrem 925 


Şühudülhâ!l ., . Mütevelli başçı 
ve Sinanibui Abdullah Aliyibnil 
Abauliahil Erracil ve Pir Ali çe- 
lebi bini hacı Yusuf İmam Hasan 
ibni İbrahim Ahmedibni Hamza . 


D.57 Ş.28/5 


Ekarre Kasım bini Abdullah 
essahibelü vekâleten bil kabzıl ati 
zikrühu an kıbeli mevlâ hâce şeyh 
Mehmed bini Şemsüddin bimâ hü- 
ve tarıküssübutü şer'an biennehü 
ehaze ve kabaze min yedi hâmili 
hâzel kitab Hamze bin Abdullah 
Essabitü vekâleten bil isali ankıbeli 
Ni'metullah bini sultan Acem bimâ 
hüve tarikissübuti şer'an meblâga 


ULUDAĞ 103 


mieteyn eştafiyyin ve siddetle ve 
sittine eşrefiyyen zehebiyyen  vez- 
niyyen tamül vezni sahihül ayar 
min semenil hariril müşterâ el mak- 
buz ve hüve filvezni mieteyn lüdre 
ve selâsen ve selâsune lüdreten 
külli vüdretil minhü bieşrefiyeyni 
ikraren musaddikan min kıbeli 
Hamze tasdikan vicahiyyen. 


Sühudülhâl . . Mehmed çelebi 
bini elhace Hüseyin ve Seyyid Ali 
bini Abdurrahman ve Aliyibni 
Mustafa ve Malımudibni Mehmed 
ve Ca'feribni Ivaz ve Karagöz bini 
Abdullah 


Tercümesi : 


Şemseddin oğlu hoca şeylı Meh 
met tarafından atide zikrolunacak 
meblâğı almağa vekâleti sahiha ile 
vekil olan Abdullah oğlu Kasim 
ikrar idüb didiki Abdullah oğlu 
Hamza sultan Ace oğlu Nime- 
tullaha isâl elmek üzere vezni tam 
ayarı sahih iki yüz altmış allı eş- 
refi altun ki Satun alınan ipek mah- 
sülündendir ve tartıda iki yüz otuz 
üç lidredir her lüdresi iki eşrefi 
altını bahasınadır. Kasımın bu ik- 
rarını Hamza vicahen tasdik eyledi. 


27 muharrem 925 


D. 58 28/5 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada nasbı Sultani ile 
beytülmâl emini olan Sinanibni 
Bâli meclisi şer'de ikrar idüb de- 
dikim Hayreddin paşa mahallesin- 
de müteveffat olan Ayşe binti Ab- 
dullahın muhallefatındandırki sa- 
bikan Dervişibni Muhammed hıfz 


idüb bey” etmişimiş mezkür Der- 
viş elinden dört yüz on dokuz 
akça kabzeyledim dedikde makbu- 
zunminh Derviş dahi vicahen tas- 
dik eyledi. 


Şühudülmeclis . . Mehmed çe- 
lebi bini elhâce Hüseyin Mehmed 
bini Mustafa Sa'di bini Ramazan. . 


D. 59 S. 28/6 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada kablucada ases 
olan Hasaniüni Abdullahın sabı- 
kan alımcı Mahmudu kaçırdın de- 
ye hapsolunmuşdu hâliyen  alımcı 
Mahmudu atebeyi adalet penahe 
vardı deyü bazı kimseler şahadet 
idüb ve mezkür Hasanın nefsine 
pir Ahmed bini Yunus anmahallei 
Sukulferes kefil oldu ve anın ma- 
hallei mezbure kâhyası Durmuş 
bini Ivaz kefil olub sebii sicil 
olundu. 


27 Muharrem 925 
Şühüd .... Mehmed çelebi 


bini elhâce Hüseyin Mehmed bini 
Eynebey ve Murad bini Mustafa. 


D. 60 S. 28/6 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Burusada hassa harç emini 
olan Mustafa çelebinin naibi Mel- 
med çelebi bini elhâc Hüseyin 
ikrar idüb dedikim işbu müşarü- 
nileyh şab emini ki Malhmudibni 
Abdullah ki karyenüz hasıl olur 
mezbur Emin yedinden şab mali- 
sulünden dört bin yüz kırk alta 
akça kabz eyledim dedikde mak- 
buzunminhı vicahen tasdik eyledi, 

27 Muharrem 925 


104 ULUDAĞ 


Şühudülmeclis ..... Sinam- 
ibni Abdullah ve Ali bini Mah- 


mud, 
D. 61 S. 286 


Yevmissebt vehüve yevmissa 
min vel ışrin min muharrem 925 

Veçhi tahriri sicil oldnrki malı- 
rusai Burusa Sabbağlarından bir 
eri kâmil sabbağ gönderin diye 
hökmü cihan ferman olunduğu 
ecilden işbu müşarünileyh Mah 
mudibi Sevyid Ahmed an mahal 
lei Alacamescid ve piri bini İlyas 
an mahallei Azabbey bu iki nefer 
kimse birbirine kefil olub malıru- 
sai Edirneve devletli Hüdavendi- 
gâr maslahatı İçün varid olan gu- 
lamişahi Melmedibni Karaca ..... 
Ulufeciyan mezkür gulami Sulta- 
niye teslim olundı. 

28 Muharrem 025 


Şühül , ... Nureddin bini 
Gündük Mehmed çelebi bini elliâ- 
ce Hüseyin. 


D. 62 S. 28'6 


Veçhi  tahriri o huruf oldurki 
malırusai Burusada Sultan imareti 
mahallesinde mütemekkin olan Ay- 
şe binti İlyas meclisi şer'a gelüb 
sabıkan zevci yeniçeri o Aliyibni 
Abdullahı ikzar idüb üzerine tak- 
riri dava kılub dedikim sabıkalı 
mehri müeccelin hibe ettiğim ta- 
rihde bana bir sığır ineği verüb 
nice müddettenberü (o buzağlayub 
hâliyâ beş baş sığır inekleri var- 
dır dedüğün mezkür yeniçeri Ali 
inkâr evledi kabbel inkâr muslihün 
ve mütevassitün araya girüb es- 
sulhü hayrülamel edüb - mezkfr 


müddeaaleyliden bir sü sığırı ine- 
ği bozağısiyle ve üç yüz nakid 
akçe verüb mezbur Ayşe mezbur 
yeniçeri Alinin zimmetini ibrâ ve 
iskat idüb minba'din bivechin mi- 
nelvücül ve sebebi ominelesbab 
da'vân ve nizaim yokdur deyü 
birbirinin o zimmetlerini ibrâ ve 
iskat eylediler. 


28 Muharrem 925 
Şühud ... . Mahmudibni Alı- 


med Aliyi iri Abdul'alı Erracil 
İlyasibni Abdullah o Mahmüudibni 
Abdullah. 


D. 63 S. 28'6 


Yevinülehad vehüve yevmissabi 
vel ışrin min muharrem. 

Veçhi tahriri sicil oldurki mah» 
rusai Burusada Şerafettin paşa ma- 
hallesinde o mütemekkin Mehmed 
ibni usta ieclisi şer'a gelüb İbra- 
himibni Mehmedi ihzar idüb üze 
rine takriri da'vâ kılub dedikim 
senin şakirdin arkasında bulunan 
işbu müşarünileyh asmani çuha 
« O zaman asımani tabir edilen bir 
nevi çuha Bursada mevcut olduğu 
sabittir » benim oğlumundur de- 
dikde mezkür İbrahim inkâr eyle- 
di indel istişhad udüli müslimin- 
den külâhcı Ahmedibni Yusuf 
Yahşi bini Mustafa ve Hüseyimibni 
İbrahinı mezkür asmani çuha işbu 
müddei Mehmedin oğlunundur 
sirkat olundu dediler şahidânı mez- 
buranın şehadetleri ba'dettezkiye 
hayyizi kabulde vaki olub sebti 
sicil olundu. 


Şühüd.... Kasın çelebi bihi 


Ahmed ve hacı İskender bini Ab: 
dullah, 


ULUDAĞ 


D. 64 5. 28.6 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Bursada Şerefeddin mahal- 
lesinde mütemekkin olan Melme- 
dibni Ustanın Ulu bayramdan sonra 
hucresi açılnb niçe esbabı gittik- 
den sonra hâliyâ bir asumani cuha 
İbrahimibni (Mehmedin  şakirdi 
Abdi bini Bekir yedinde bulun- 
dukda bu çuhayı kande buldun 
denilince cevab verüb ustam İbra- 
him verdi geydim dedikde usta- 
sından istifsar olundukda ben bu 
çuhayı kuyumcu oMulhyi bini Yu 
sufdan aldım dedikde mezkür ku- 
Yucu verdüğine inkâr eyledi ve 
mezkür asmani oçulayı mezbur 
Abdi benim arkamda gördüler 
bildiler deyü verub Veliyibni Yu- 
sul hücresine atub yerine bir 
gayri asmani çuha geydim gitdim 
dedi ba'dehü ol mesruk asmani 
çuhayı ol hücrede söküb astarın- 
dan ayırmışlar kim sökdü denil- 
dikde kimse ettiğüne ikrar etmedi 
ve bu mezkürlar hapsolunmağa 
emr olundu 

Şühüdülmeclis . Abduliâl 
ibni elhâce Fakih ve Mehmet çelebi 
bini elhâca Hüseyin ve Derviş 
çelebi bini Laklak ve hacı İsken- 
der bini Abdullalı kâtib Şuca'bini 
Hizir 


D. 65 S. 28/6 


Veçhi tahriri huruf oldurki mah- 
rusai Bursada merhum ve mağiu- 
runleh Sultan Bayezid han aleyhir 
rahmeti velgufran bina etdirdiği 
hânı cedid evvelde otuz aded hüc- 
relerin pencereleri ve çerçeveleri 
tamir olunmak lâzımdır üzerine 


105 


ehli hibre gönderin tahmin olun- 
sun ne mikdar nesne kifayet eder 
görülsün dedikde üzerine erbabı 
vukufdan Siga kimseler könderilüb 
sörüldükde cümlesine bin beş yüz 
akça tahmin etdiklerinden sonra 
vakfe elfe'a alelacele tamir olunmak 
lâzımdır dedikleri ecilden mezkür 
kâtib Şucaa izin verildi. 
20 muharrem 025 


Şühüd . . . Derviş çelebi bini 
Laklak Sinanibni Abdullah Afime- 
dibni Mustafa 


D. 66 S. 28'6 


Veçhi tahriri huruf o oldurki 
mahrusai Bursada hânı cedidi sa- 
nide hâliyâ nasbı sultani ile emin 
olan Ahmedibni Mustafa sabıkan 
mahrusai mezburede harik vaki” 
oldukda ham mezburm Önünde 
dekâkin saraçlar dükkânları muli- 
terik oldu bana mezkür dükkân- 
ları tamir idiver evvelkinden Ziya 
de icareye kabül etdik dediklerin- 
de mezkür dükkânlarin daraba talı- 
laları tecdid olunmağa emini mez- 
bure izin verilmiş idi hâliyâ mez- 
kür Emin kazıyyenin vukuu üzere 
temessük taleb eylediğü ecilden 
bu vesika ketbolunub yedine ve- 
rildi . 

20 muharrem 925 


D. 67 S. 28/6 
Vevmel isneyn veliüve yemis- 
selh min muharrem 
925 
Dokuz yüz yirmi beş senesi 
muharreminin sonuncu pazarlesi 
günüdür 


106 ULUDAĞ 


Veçhi tahriri sicil oldurki malı- 
rusai Bursada Bedrettin oğlu ma- 
hallesinde mütemekkin olan Ciğerci 
Ramazanın sattığı mumda iki 
vakiyede yüz dirhem mum eksik 
bulunub sebti sicil olundu 


D. 68. S. 28/6 


Veçhi tahriri sicil oldurki mah- 
rusai Bursada Altıparmak mahalle- 
sinde müteveffat Selvi binti Ab- 


dullah Atika Mustafa muhallefa- 
tından beytü mâl emini olan Sina- 


nibni Bâli yedinde mahfuzfoldukda 
ve Selçuk hatun mahallesinde mü- 
temekkin olan Receb bini Meh- 
med ve Şa'bân bini Mehmed mec- 
lisi şer'a gelüb emin Siean ve 
âmili beytülmâl Hüseyin Mehmed 
mahzarlarında merhume Selvibi 
bizim lieb karınkardaşımızdır Mus- 
tanın omu'tekasıdır o merhumenin 
varisi biziz veraset bize münha- 
sırdır dediklerinde mezkür emin ve 
âmil inkâr eyledi gabbel istişhâd 
udüli müsliminden Mahmudübnü 
Abdullah ve Sülevmanipni Mustafa 
ve İbrahimibni Murad mezküran 
Receb ve Şa'banı da'vâlarına muta- 
bık ikrarı şehadeti şer'iyye kıldılar 
mezkürların şehadetleri ba'de tez- 
kiye hayizi kabülde vaki” oluk 
sebti sicil olundu 


30 muharrem 925 
Şühud .... Mehmed çelebi 
bini elhâce Hüseyin ve Şüc'a bini 
Apdullah 
D. 69 S. 28/6 


Vevmüsselâse vehüve yevmülgutreti 
min safer hutime bilhavri 
vezzafer o 925 


Ekarre fahrül emasili vel akrân 


Süleyman bey bini Hamza el emin 
yevmeizin binnasbissultani alel hâ- 
riril emiri el me'huz min eshabihi 
el me'mur bibeyihi minennas ev 
ehaze bisemenihi minhü binnehu 
kad ehaze ve kabaza minyedi ha- 
mili hâzilkitab Avraham bini İlya 
el Karpusi yahudi meblaga sema- 
niyeti âlâfi dirhemin ve tis'a mieti 
dirhemin fıddıyyin rayicil minel- 
vakt min semeni hariri pir Ali 
elacum venüve filvezn mietü lüd- 
retün ve semanine lüdretün ellezi 
hüve min cümletil eshası el me'- 
huz harirünüm ikraren ve i'tirafen 
mısaddikan min kibeli Avrahıkm 
el makbuzu mnhüi el mezkür. 


Tercümesi : 


Ipek vergisini almağa memur 
Süleyman bey ikrar edüp dediki 
Acem Pir Alinin ipeklerinden alı- 
nacak vergiye mahsuben yahudi 
İlya oğlu Avraham elinden sekiz 
bin dokuz yüz geçer akça gümüş 
aldımki mezkür ipeğin vezni yüz 
seksen sekiz lidredir bu ikrarı 
makbuzun min Avraham vicahen 
tasdik eyledi. 

Bundan sonraki sicillerde ihti- 
saren «Vechi tahriri huruf oldurki» 
ibaresiyle her sicillin altındaki şa- 
hid isimleri tay edilmiştir. Ancak 
ehemmiyetli bir isim olursa yazi- 
lacaktır. 


D. 70 S. 28/9 
1 Safer 925 


Mahrusai Burusada hassa harc 
emini olan Mustafa çelebinin naibi 
Mehmed çelebi ibni elhâce Hüseyin 
şeriat mahfelinde ikrar ve itiraf 


ULUDAĞ 107 


idüb dediki dergâhı muallâdan 
hükmü şerif varid olub mazmuni 
meymunınde akmişe'i mütenevvia 
alınmak ferman olunmış hâliyâ er- 
babi akmişe semenlerinden birer 
mikdar akça verilmek taleb eyle- 
yüb müzahame etdikleri sebebden 
mali miriden taleb edüb işbu mü- 
şarüniley harir emini Süleyman 
bey bini Flamza yedinden iki yüz 
bin akça kabzeyledim ki masarifine 
sarf edem dedikde makbuzun miuh 
emin Süleyman bey dahi vicahen 
tasdik eyledi. 


D.71 S. 28/ 


Ekarre ve a'terefe Yusuf bini 
elhâc Ahmed Elkovan biennehü 
kadbâ'a minhâmili hâzelkitab Ha- 
sanibni Abdullah vehüve iştera 
vebtâk minhü fentekale ileyhi bi 
irsi şer'iyyi min ünmihi Benefşe 
binti Abdullah ve zâlike arsatül 
menzil elkâin el muhterik ma'a 
nafakatihi ve hassaten mâül küin 
fi Burusa el mahrusa bimahallei 
Arablar mahdudun bimülki aşcı 
ve bimülki elhâce Hüseyin ve bit- 
tarik ve bimülki müştera Hasan 
ve bimü'ki zevcetül medas bi 
cümletil mahdud ve kâffetil hukuk 
semenen ruuayyenen kadrihü er- 
baa mi'e dirhemen fızzıyyen ve ra- 
yicin filvakti bey'an ovebliya'an 
bilyakıneyni sahihateyni şer'iyye- 
teyn müştemleteyni alâ icabin ve 
kabulin mer'iyyeteyni ve takbuzun 
filbedeleyni minettarafeyni ikraran 
sahihan ser'iyyen ve saddakahül 
müşteriyil mezbur vicahen. 


1 Safer 925 


Tercümesi: 


Kovan hacı Alimed oğlu Yusuf 
validesi Abdullah kızı Benefşeden 
irsen intikal edüb etrafı erbaası 
aşcı ve hâce Hasan ve. müşteri 
Hasan ve Medas zevcesi hudud- 
lariyle mahdud yanmış bir ev ar- 
sasını bakiyye ankazı ve has bir 
suyu ile beraber geçer akça dört 
yüz dirhem gümüşe icab ve ka- 
bulü cami ve şer'i bir surette 
Abdullah oğlu Hadana sattığını 
ve bedelini aldığını ikrar eyleyüb 


mezkür müşteri Hasan dahi vica- 
hen tasdik eyledi. 


D. 72 S. 28/7 

Ekarre ve a'terefe Davud bey 
bin, ,.el mütevelli binnasbis 
sultani alâ evkafil merhum Umur- 
bey biennehü kad ecere bihükmü 
tevliyetihi min Zahidibni Mehmet 
ve Zâlikel hadika minel evkafil 
mezbureti elkâineti bi kurbi kar- 
yeti Balıklı minnevahi Burusa el 
mahrusati el mahdudeti obivakfi 
Ali paşa ve bi mezriati ağacık ve 
bi mülki yeniçeri llıdır ve bi 
vakfi Ali fakih bi ücreti muayye- 
netin kaderuha fikülli senetin se- 
lâse mieti dirhemin fıddıyyen ra- 
yicil filvakti ilâ tis'ati a'vâmin 
mütevaliyetin bişartı en yansaba 
el müste'cirül mezbur fi hüzihi se- 
neti mi'etü eşçarin müsbiretin fihâ 
icaren ve isticaren sahihayni ser'- 
iyyeyni. 

4 Safer 925 


108 ULUDAĞ 


Tercümesi : 

73 
Umurbey vakfına binasbissultani 
ile mütevelli olan Davud bey ikrar 
edüp dediki tevliyetim icabı Mel- 
med oğlu Zahide Bursa kurbinde 
nevahisinden Balıklı nam karye 
kurbinde vaki Umurbey evkafw- 
fından bir mikdar balıçe icare 
verdimki etraflı erbaasi Ali paşa 
vakfı ve Ağacık mezraası ve yeni- 
çeri Hıdır mülki ve Ali vakif 
vakfı ile mahduddur her sene ge- 
çer ekça ile üç yüz dirhem, gü- 
müş verecek ve ayrıca yemiş ve- 
reeck yüz ağaç dikecek ve müte- 
valiyen dokuz sene icare malik 

olacak diye ikrar eyledi. 


D. 74 S. 28/7 


Mahırusai Bursada nasbı sultani 


ile Bozahane ismini alan o Muhar- 
rem çelebi meclisi şer'a gelüb 


tahririri meram kılub dediki sabı 
kan Pınarbaşı bozahanesi termime 
mahtaç oldukda bendeniz emri 
şerifiniz ile meremmet etdirmişdim 
hâliyi muhasebe görmeğe emr 
olunsun dedikde mdhrusai mezbu- 
rede nasbı padişahi ile hassa harc 
emini olan Mustafa çelebinin naibi 
Mehmed çelebi bini elhice Hüse- 
yin erbabı vukuidan sığa kimes- 
neilere emr olunub muhasebesi 
görüldükde bin yüz elli üç akça 
harc etdüğü zahir olub emini mez- 
burın talebi ile sebti il olundu. 
Ve Sedbaşı Bozahanesinin ta'mi- 
rine termimine dahi muhasebesi 
görülüb emini mezbur yedinden 
üç vüz vetmiş iki akça sarf olun- 
duğu sabit olub mezkür Emin 


Muharrem çelebinin talebi ile ve 
hassa harc naibi Melımea çelebinin 
ma'rifetiyle sebti sicil olundu. 


4 Safer 925 


Sinanibni Abdullah 
dinibni Abdullahirracil. 


ve Alaad 


D. 75 S. 28/7 


Cık kadısı tarafından, nakli şe- 
hade gelüb mefhum budurki Mus 
tafa bini Yunus ve Ca''er bini 
Mustafa mecliei şer'a gelüb şeha 
det eyleyüb Bursada Galle pazarı 
kurbinde Çilingir dükkânında fevl 
olan Menteşe ibni Ahmed işbu 
nakıli neklin asabai nesebiyyesidir 
veraset bu nakıli naklinki Oruc 
Hamza ve Hasan Orucun karın 
daşlarıdır.  mezkür Orucu Hamza 
ve İlüseyin vekil eylemişdir de 
nilmiş (o Bu husus içün mezbur 
Oruc hökmü padişahi irad etmiş- 
dir mazmun budurki dediği gibi 
olub veraseti sabit olursa bikusur 
beytülmal eminden alıvsrsin deyü 
buyurmuş öyle olsa beytülmâl 
emini Süleyman bey ibni Muslafa 
ve âmil Hüseynibni Mehmed mali- 
zarinda nakliciğin şühudü tarik 
dinlenüb o mezburun Oruc Ham- 
za Hüseyin verasetlerine hö 
molunub mezkür beytülmâl 
emininden mezkür Oruc dokuz 
yüz yetmiş akça alub kabzettim 
deyü ikrar ve i'tiraf eyledi hurrire 
zilike fişehri ahırirrebi' liseneti 
hamsin ve ışrini ve tis'a mi'e ter- 
cümesi, bu sicil 025 senesi rabi- 
yül ahırinde yazıldı 


Cemaziyel evvel 925 


ULUDAĞ 109 


D. 76 S. 287 


Pinarbaşı makabiri içinde bir 
mikdar ...... bulunub elinde 
bulunan kimesneki oMehemmeddir 
dutulmayub gaybet eyledi idi 
Hamza bini Hayreddin gaib olan 
mezkâr Mehmed labs olunmuşdu 
şimdiki hâlde mezkür Hamza ha- 
pisden ihrac içün Musa bini Davud 
Pınarbaşı mahallesinden kefil oldu 
ve Yusuf bin Seyyid Ali dahi 
mezkür Musaya olub mebur Ham 
za hapieden ihrac olunub sebti 
sicil olundu. 


Cemüâziyel «> evvel 925 
D. 77 8.2817 


'Takyeciler pazarında sakin hacı 
Süleyman bini Emirin dükkânında 
ittifak olsa; zahir oldu haps olun 
mak emr olundukda kendüye ve 
oğlu Mehmede Kasımibni Abdul 
lah ve hacı Piri bini hacı Mustafa 
ve İbrahimibni Murad ve Meli 
medibni hacı Şuca' ve Alhmedibni 
Yusuf ve Durmuş reis bini Davud 
kefil oldular sebti sicil olundu 


D. 78 S. 28/7 
Cemaziyelülâ gurresinda Ve 
galle pazarı emin bostan kıbelinde 
Ali ve kâtip Mehmed yedi bin beş 
yüz yedi akçe hassa harc emini 
naibi Mehmed çelebiye teslim ey- 
leyüb sebti sicil olundu. 
Cemaziyelülâ 025 
Şühud ... Seyyid Fazlullalı ve 
Ca'fer bini Gazanfer. 


D. 79 S. 287 
Haci İskender bini Abdullahın 


Burusada kasrı Ali paşa mmahalle- 
sinde müteveffa olan Kara Veli bi- 
ni Hisarla bini Hıdırdan ciheti asü- 
betle verâset sâbit olan hacı Meh- 
med bini Ernebki bini Hıdır kıbe- 
linden vekâleten sabit oldukdan 
sonra şöyle ikrarı sahih ve itirafı 
sarih kılub etdiki mezkür mütevef- 
fa kara Velinin muhallefatından 
beytülmâl emini Sinan bini bâlâ 
vedinden sekiz bin sekiz yüz altınış 
üç akçe alub kabzeyledim deyicek 
mezkür emin talebi ile sebti sicil 
olundu ceri zâlike fi gurreti cema 
ziyelülâ lisene hamsin ve işrin ve 
tıs'a mi'e, 


D. 80 S. 287 


Sevyid kulu beytülnâlinden İb- 
rahim bini hacı Bayramda yetmiş 
beş akçe rüşvet tafta kalub baltası 
verilmek içün Ramazan bini Halil 
Enbiya oğlu mahallesinden ve Sü- 
leyman bini Ali Şibli oğlu mahal 
lesinden kefil olub ve İvaz bini 
Mustafa sultan mahallesinden bu 
üç nefer kimesne mezkür İbrahimin 
neisine vekâleten kefil olub sebti 
sicil olundu. 


Cemaziyelülâ 925 
D.81 S. 28/7 


Kad veredel kitâb el kitâbül 
hökim an meclisi fahrül hukkân 
Mevlânâ Salih elkadı bimedinetil 
Kostantaniyye hilâfen el müştemil 
mazmunuhu alâ ennehü kad vekke- 
lerrecilü med'uv Aliyibni İbrahin 
eşşehür bilöerdeci Ali min mahallei 
kösele bimedineti Burusa ve enabe 
nefsehü errecilü med'uv meviâni 
Muhiddin el imam fil mahalletil 


110 ULUDAĞ 


mezbure bi kabzıma intakale ve 
teveccehe ileyhi min mahallefâti 
zevcelihi sürur binti Abdullalı el 
müteveffat semme mimmen hiye 
indehü ve bil islâli ileyhi ve bikülli 
mayetevakkafü aleyhel kabzu vel 
isâlü minel mürafakati ve gayrihâ 
in ihtecce ileyhâ tevkilen sahihan 
inkabelel vekâletel mezküre velhâl 
kablel vekâle veddea bi mahzarı 
min Süleymanibni Mustafa el emin 
li beytilmâl ve âmilihi Hüseyinibni 
Mehemmed felemmâ semi'a şühu- 
düttarik vekara fehâkemel hâkim 
bi şehadetil adleyni bi hurriyyetiz 
zevciyyeti bi veraseti aliyyil mez- 
bür lil merhumetil mezbureti Sü- 
rür vecümleti muhallefâtihâ elf ve 
erba'a mi'e ve tis'a ve tis'ine dir- 
hemen min gayri tahmin ve gay- 
rihâ ventakale ileyhi mia 'msfl 
meblâğil mezkür ve kabazhu Mu- 
hiddinil vekâl el mezkür lil isâli 
ilâ müvekkilil mesfür cerâ zâlike 
fievaili camâziyelülâ sene hams ve 
ışrin ve tis'a mi'e 


Tercümesi : 


Istanbul kadısı mevlânâ Salih 
meclisinden varid olan bir hökmde 
deniliyorki Bursanın köseler mahal 
lesinden gerdeci Ali isminde bir 
şahıs ayni mahallede vefat eden 
karısı Sürurdan kendine irsen inti- 
kal eden bütün hukukunu almağa 
ve indel icab müdafaaya lâzım ge- 
lecek meblâğı sarfa mahallei mez- 
bure imamı Muhiddini tevkil eyle- 
miş ve kadıyı Isıanbul bu vekâle- 
tin şer'i olması için ve zevceynin 
hurriyyetlerine ve mezbu Alinin 
merhume Sürure veraseti sahih ol- 


duğuna iki şehidi âdil istemiş mer 
hume Sürurun cümlei muhallefatı 
tahminsiz bin dokuz yüz doksan 
dokuz olub nısfı zevci Aliye intikal 
eyleyüb vekili Muhiddin tamamen 
alub müvekkili gerdeci Aliye ver- 
diğine dair sicildir. 


D.82 S.28/2 


İnne fahrel ümenâi Sinanibni 
Bâ'â el mansubü eminen min kı 
belissultan li beyiilmâl elvaki' fi 
medineti Burusa kad bâ'a bi hök- 
mi emanetihil mezbüre mâ intekale 
ilâ beytilmâli min muhallefati Ra- 
mazan elferraş minerracilü el med' 
uv Hasanibni Abdullah ba'dessubuti 
vekâletihi an kıbelil mer'eti el”- 
med'uvveli Sürur binti Abdullah 
bişşirayi vehüve isterâhü vebtâ'ahu 
minhü ve zâlikel menzil el kâin 
fi beldetil mezbureti bimahalleti 
Yıldırımhan el müştemilü alâ bey 
tin vahidin ..... almahdudeti 
kıbleten ve ve karkan . ... ibnül 
hâc Karagöz ve garben bittarikilâm 
ve şimalen Sürur binti Abdullah 
bisemenin muavvenin malün men- 
kudün kaderuhu hamse mi'eti dir- 
hemin bey'en sahihan müştemilen 
alâ icabin ve kabulin minettara- 
feyni cerü zâlike fievâyili cemazi 
yel ahır sene hamsin ve isrâne ve 
tis'a mi'e 

D. 83 S. 28/8 


Murad bihi Cugay kul ayırd- 
mak hususu içün haps olunmuş 
imiş şimdiki hâlde asil müddeinin 
Hıdır Ahmedibni İbrahim mezkür 
yokdur dedüği ecilden Mustafa 
bini Kılavuz ve ya'kub bini Dur- 


ULUDAĞ Lai! 


sun kefil olub hapisden ihrac olun- 
du hurire zâlike fievayili şehfi 
cemâziyel ahır 925 


D. 84 S. 28/8 


Falırülemâsili vel akran Meh- 
med çelebi bini Mevlânâ Alaaddin 
kibelinden pâr Ahmedibni Mah- 
mudun haslar kazıli Mevlânâ Ala- 
addinin nakli şehadesiyle vekâlet 
sabil oldukda mezbur pâr Ahmed 
şöyle da'va eylediki obeytülmâl 
emini Sinan mahzarında benim 
müvekkilim olan Mehmed çelebi 
nin validesi mahrusai Burusada 
Tatarlar mahallesinde fevt olan 
Dilâram hatunduı memi' muhalle- 
fatı mezbur Mehmed çelebiye nak 
leder ben kabz ederim deyicek 
uduli müsliminden hacı Hüseyin 
bini Abdullah ve Mahmud bini 
Baba Cemâl mezkür pâr Ahmed 
muvafık şehadet eyleyüb mezkür 
Mehmed çelebinin verasetine hök 
molundu mezbur pâr Ahmed ci- 
heti vekâlet ile mezbure Dilâranın 
beytülmâl defterinde bulunan mu 
hallefatı kabzeyledim deyu itiraf 
idicek mezkür Emin Sinan Talebi 
ile sebti sicil olundu cerâ zâlike 
fievayili şehri cemâziyelülâ sene 
hams ve ışrin ve tiss,a mi'e 

Mehmedbini Hüseyin ve Ca'fe- 
tibni Kazanfer 


D. 85 5. 28/8 


Burusada Habib oğlu mahalle- 
sinde mütefiat olan Hurşid bini 
Abdullah varasetini da'vâ eyleyen 
Mustâfa bini Bâlâ şeriat mahfelin- 
de mezbure zevci hacı Ahmed bini 
Abdullah: ve beytülmâl emini Sü- 


leyman bey ibni Mustafa mahzar. 
larında da'vâ eylediki mezkür Hur- 
şid Yusuf bini Abdullahın mu'te- 
kasıdır. ve mezkür Babam Biâlinin 
mu'tekıdir işbu cihetden asabiyyei 
sebebiyye olurum dedikden sonra 
şâhid taleb olândukda udüli müs- 
liminden hacı Ahmed bini İsmail 
ve Ali Osman da'vâsına mutabık 
şahadet eyleyüb mezkür Mustafa: 
nın verasetine hökmolundu cerâ 
zâlike fievayili cemaziyelâlâ sene 
hamsin ve ışrine ve tis' mi'e 


D. 86 S. 28/8 


Mehmed çelebi bini elhâce Hü- 
seyin hassa harc emini kıbelinden 
vekâlet tariki ile şariat mahfelinde 
şöyle ikrarı sahih kılub etdiki iş- 
bu Bozahanelere sabıkan emân 
olan Muharrem çelebi bini Mus- 
tafadan anhurrei şevvâl sene do: 
kuz yüz yirmi dört ilâ gayei safer 
fisene dokuz yüz yirmi beş iki 
yüz akçayı bâkusur aldım harcı 
hassa eylemek içün deyicek mez- 
bur Mustafa çelebi talebi ile sebti 
sicil olundu. 

Cerâ zâlike filyevmil âsir min- 
şehri cemaziyel evvel sene hamsin 
ve ışrine ve tls'a mi'e. 


82. inci sicillin tercüme- 
sidir : 

Beytülmâl emini Sinan salahi- 
veti mucebince Ferras Ramazanın 
muhallefatından  Yildırımhan ma 
hallesinde vaki" bir menzilhanesini 
bey'i sahih ile satmış olub mer- 
hum Ramazanın zevcesi Sürur ta- 
rafından bütün hukukuna bakmak 
içün Abdullah oğlu Hasan nam 


112 ULUDAĞ 


kimseyi vekâleti şer'iyye ile vekil 


ta'yin eylemiş mahallei mezburede * 


vakı' etrafı erbaası cenuben ve 
şarkan hacı Karagöz oğlu garben 
tariki âm ve şimalen Abdullalı kızı 
Sürur ile mahdud olub «e beyi 
sahih ile satılmış bulunan haneyi 
vekili mezbur emini mezkürdan 
semeni muayyenini âli menkud 
olarak beş yüz dirheme mezkür 
Sürur namına icab ve kabül ile 
almış olduğumu mübevvin sicildir 


D. 87 S. 28/8 


Dergâhı muallâdan hükmü va 
cibül inkiyâd varid olub mazmunu 
şeriide buyurulınuşki sabıkan Bu- 
vusa kadısı olan Mevlânâ Muhiddin 
ki Ece zade demekle ma'rufdur 
icazel verüb saldırdığı haririn se- 
menini mizan defterinden ma'lum 
edinib bayi'lerinden alub göndere- 
sin deyü emrolundukda emri bi- 
misâle imtisal olunub teftişe şuvu 
olundukda (o mahrusai (o Burusada 
Arab Mehmet oğlu mahallesinde 
işbu Halilibni hacı Musa zimme- 
tinde mizân defterinden altmış üç 
litre harir bahasından üç bin yüz 
yirmi bir akça kaydolunmuş bulı- 
nacak zikrolunan harir akçaların 
tahsili içün sabıkan selen havale 
gulami şahi Behram bey Bini Ab- 
dullah meclisi şer'a gelüb şöyle 
ikrar eylediki mezbur Halil malı- 
zarında meblağı mezburı bikusur 
aldım diyecek mezkür Hali! talebi 
ile sebti sicil olundu. 

20 Cemâziyelahır 925 


D. 88 S. 28/8 


Köşkü Ali paşa mahallesinde 


müteveffâ olan merhum hacı Hay- 
reddin bini hacı Mehmedin yetini- 
ler Ya'kub ve Mehmed içün kı- 
beli şer'den vasi nasbolunan Bâli 
çelebi bini hacı Mehmed üzerine 
yelimeyni mezbureynin kassam def- 
terinden haric iki yüz kırk sikkei 
eşreliyye ve doksan beş sikkei ef- 
renciyye vardır deyü istima olun 
dukda lieclil husus kıbeli şer'den 
Muradibni Abdullah vasi masbo- 
lunub hini murafaada şöyle takriri 
da'vâ eylediki mezkür Bâli çelebi 
yetimeyni mezküreynin benim zim- 
metimde iki yüz kırk eşrefiyyeye 
doksan beş efrenciyeleri vardır 
deyü ikrar eyledin dedikde mez- 
kür Bâli mukabele bil inkâr edi- 
cek udüli müsliminden Musa bini 
Abdullah ve gaybi bin İbrahim 
mezbur Murrdın da'vâsına muva- 
fik şehadei idüb mezkür Bâli çe- 
lebi dahi mezbur Muradın da'vâ- 
sım tasdik itdikden sonra muhase 
bdsi görülüb baâdeddüyün mezkür 
Bâli çelebi tasarrufunda yetimlerin 
on sekiz bin üç yüz yirmi beş 
akça zahir olub kendisi dahi ikrar 
ve İ'tiraf idicek mezbur Bâli çele- 
bi benim tasarrufumda deyü ikrar 
itdikden sonra mezbur Murad na- 
zır nasbolunub sebti sicil olunub 
yedine vaz olunduki vakti hâcetde 
temessük oluna. 


Cerâ zâlike ve hurire fievâili 
şehri: ahım cemâzi lisene hamsin 
ve işrine ve tis'a iie. 


D. 89 S. 28/9 


Dergâhı muallâdan hükmü şe- 
rif varid olub mazmunu münifinde 
harir satmağa yasağ olundukdan 


ULUDAĞ 113 


sonra Yyasağııra muhalefet edüb 
harir satan kimesnelerden satdıkları 
harirlerin bahasını mizan defter- 
lerinden ma'lum idinib o bikusur 
alub hazanei âmireye gönderesün 
deyü emir olundukda emri âliye 
imtisâl edüb teftişe şuru olunacak 
mahrusai Burusada Abdullah zade 
ınahallesinden işbu hâmili kitab 
Mehmed bin Hasan bu hususda 
sabıkan müfettiş olan Beypazarı 
kadısı mevlâuâ Şemseddin ve Giu- 
lamişahi Beliram bin  Abdullahis- 
saci huzurunda teftiş olunmuş bu 
lunub  anlarm mezkür Mehmed 
zimmetinde bulunan beş vüz on 
beş Jüdre harir bahasından yirmi 
sekiz bin sekiz yüz yetmiş bir ak- 
ça makbuzu ve kadi mezkür ken- 
düler meblağı mezburı omezkür 
Mehinedden bikusur kabz eyledik- 
lerine temessük dahi vermiş bu- 
lundu. 

Cerâ zalike fi evaili alirülce- 
mâzeyn liseneti hamse ve eşrin ve 
tis'ami'e, 


D. 90 S. 289 


Esbabını ( bütün wevcudunu ) 
ve halk üzerinde olan alımlarını 
Çnatlubatını) zabt eylemek içi ge- 
len hükmü şâhi ile gulami pâdi- 
şalii Mehined bin Abdullah şöyle 
ikrar idüb dediki peşmakcı  (kun- 
ıluracı) Yusuf bin Abdullah câriye 
bahasından sekiz bin üç yüz olub 
taleb olundukda mezkür o Yusuf 
gayib bulunub hökümde akraba- 
sından alına deyü o buyurulduğu 
sebebden işbu hâmili kita Hundi 
binti Mehmed mezkür Yusufun 
kayın anası olub mezbureden ta- 


leb idüb meblağı mezburi mez 
küre Hundiden aldm kabz eyle- 
dim deyü i'tiraf idüb mezkür Hun- 
di vicahen tasdik eyledi. 
Cemaziyelahır 925 


D.91 5. 28/10 


Dergâhı muallâdan hükmü şe 
rif varid olub mazmunu münifin- 
de mahrusai Burusada mizan def- 
terinde bulunan harir bahalarını 
erisinden alına denilmiş Şit 
diki hâlde Tutu binti Abdullah 
Kanber mahallesinde  zimmetinde 
olan biricik lüdre harir bulunub 
defter mücibince zikr olunan hari- 
rin bahası dokuz yüz yirmi akça 
bulunub bu hususda mübaşir 
Sipahi  zadelerimizden o Melimed 
Bekiri meblağı mezburı alub biku- 
sur mezkür Tutu'nun vekili olan 
Şehrizade bin Abdullah yedinden 
kabz eyleyüb bu emirde Zimme- 
tinde nesne kalmadı deyü ikrar 
idicek talebile sebti sicil olundı 


15 Cemaâziyelahır 925 


D.92 5.28'10 


Dergâlı muallâdan hükmü şe- 
rif varid olub mazmunu münifin- 
de sabıkan Eküzceler ağnamına 
emin ve zaim olan Melimed çelebi 
bin Ali Fakihin ağnam hususunda 
Kite kadısı arz mucibince üç yüz 
otuz iki ganemi mezkür Mehmed 
çelebinin taksiri olduğu sebebden 
mezkür Mehmed çelebinin müuhal- 
lefatından alına deyü buyrulmuş 
hâliyâ ulufeciler zümresinden bu 
hususa gelen gulamişahi Mahmud 
bey bin Abdullah şeriat mahfeliş- 


114 ULUDAĞ 


de şövle ikrarı sahih idüb dediki 
mezkür Mehmed çelebinin ammisi 
Şemseddin bin Davud asaleten ve 
kız karındaşları Ayşe ve Selim ve 
Fatıma caniblerinden vekil olan 
mevlânâ baba Sinan yedierinden ki 
mezkür ağnamın otuzar akçadan 
dokuz bin dokuz yüz altmış akça 
olur bikusur aldım kabz eyledim 
hazanei amireye iysal itmek için 
diyecek mezkür Şemseddin ve ba 
ba Sinan vicahen tasdik itdiklerin 
den sebti sicil olundı. 


D. 93 S. 28'1!I 


Padişahı alempenalıdan hüküm 


varid. olub maznunu iünifinde 
ınnhrusai Burusada mizan defte- 
rinde bulunan harir (o bahalarım 


müşterisinden alıma deyü buyrul- 
muş hâliyâ Nalbant oğlu mahalle 
sinde Ilamza bin Abdullahın el- 
müteveffatın zimmetinde altı bu- 
çuk lüdre harir kenarı bulunub 
elli birer akça olub cümle üç yü? 
oluz akça defterde mukayyed olub bu 
hususda mübaşir olab Sipahi zade 
zümresinden gulamişahi Mehmed 
bey bin Hamza meblağı mezburı 
mezkür Hamza müteveffatın zevce 
si Hüsni binti Abdullahdan taleb 
idicek mezkür Hamzanın muhallefa- 
tından bikusur meblağı mezbur! 
mezbur Hüsni yedinden bikusur al- 
dım kabzeyledim deyicek mezkür 
Hüsni talebile sebii sicil olundı. 
1 Receb 925 


D. 94 S. 28/13 


Kasım bin Abdullah sabıkan 
Hasan bin Seyyidi meclisi şer'a 
ihzar idüb ildiki sende elli firengi 


filorinm vardır karz tarikı ile taleb 
ederim deyicek mezbur Kasımdan 
beyyine taleb olundukda beyyine- 
den aciz olub ba'de zemanın tek- 
rar Selüb mezkür Kasım mezbur 
Hasana iitira eyledim da'vamda 
kâzib idim minb'ad da'vam nizam 
nizam yokdur deyicek mezkür 
Hasan talebiyle sebti sicil olundı 


cerâ zâlike fi evahiri — rece- 
bül mucerreb 925 


D. 95 S. 26/14 


Dergâhı muallâdan hükmü şerif 
varid olub mazmunu münitinde 
harir o satmağa yasağ oldukdan 
sonra yasağıma muhalefet idüb 
harir satan kimesnelerden Satdık- 
ları haririn bahaların mizan def 
derinden malünm idinüb bikusur 
alub hizanei âmireye gönderesin 
deyü emr olundukda emri âliye 
imtisâl idüb teftişe şuru' olunduk- 
da mahrusai Burusada Muradiye 
mahallesinde Ahmed bin Hacı 
Kasım zimmetinde yüz seksen bir 
lüdre harir satmış bulunub kıy 
meli dokuz bin yüz bir akça olub 
bu hususda mübaşir olan silahdar 
larımız zümresinden Hamza bey 
bin Abdullah o meblâğı mezburı 
mezkür Ahmedden bikusur aldım 
kabz eyledim deyü itiraf idicek 
mezkör Ahmed talebiyle sebti $i- 
cil olundu. 

Cerâ zâlike fi evaili şa'bau li- 
seneti hamsin ve İşrin ve tis'ami'e 


D. 97 S. 28/17 


Mahrusai Burusada Hasan pa- 
şa hanının mist Medinei münev- 


ULUDAĞ 115 


vere şerefhallahü vakfı olub şiim- 
diki halde hanı mezkürim icaresi 
tamam olun gelüb hacı Nebi nısfı 
mezküri şimdiki halde mütevelli 
olan Fahrülemasil Kasım çelebi 
sekiz bin akça ücrete tutub mez- 
bur mütevelli kefil taleb o idüb 
Davnd ve Ahmed mezkür hacı Ne- 
binin malü vakfa kefil olicak mü 
vellii mezbur talebiyle sebti sicil 
olundı. 
16 Şubat 025 


D. 98 5. 28/18 


Yenişehir kadısı kıbelinden nak- 
li şehadete gelüb mazmun budur 
ki Musa Fakıhkbin Seydi ve Mel- 
med bin İbrahim nakl içün şeha 
det eyleyüb didilerki Ali bin Hü 
seynin Da'vâsıdan sonra Ali mez 
bur malırusai Burusada müteveffa 
olan Hamza bin Halilin ahul'eb 
ve lüm karındaşıdır veraseti mez- 
kür Aliye münliasırdır denildi hâ 
liyâ nakli şehadete beytülmâl emi- 
ni Mustafa çelebi bin Külbani ve 
âmil Hüseyin bin Mehmed mah- 
zarında okunub mezkür, Alinin 
verasetine emini mezkür talebiyle 
sebti sicil olundı. 


Cerâ zâlike fi evasıtı şa'bânül 
muazzamül sene 025 


D. 99 S. 28/18 


Şehede fil meclisi şer Mustafa 
bin Derviş ve Mehmed bin Musa 
ve Mustafa bin Mehmed bimahza- 
rin min Mustafa çelebi bini Kilâbi 
em'emin libeytilmâl ve kâtibihü 
pir Hli bin hacı Mubarek ve âmi- 
lihü Hüseyin bin Mehmed akibel 


istişhadi şer'i vedda'vi sadıreti an 
hâmileti hâzelkitab Tuti binti Ab- 
dullah essafra eşşehlâ elbelcâ el 
mutavassıtatü elkame errusiye el'a- 
sıl bienne Mevlâteha el müteveffat 
elmed'uvve sahibihü binti Halil 
kaddebberet câriyatühü el mavsu- 
feti elmezkürsti hâle hayatihâ Tuti 
tedbiren mutlakan şehadeten şer'iy- 
yeten sahihaten fehukime birtkiha 
hökmen sahihan Şşer'iyyen cera 
zâlike fi evaili şa'ban elmuazzam 
lisene 025 


Şühüd .. . . Muslihiddin bin 
Derviş Ve Mevlânâ Muslihiddin 
bini elhâc Resul. 


Tercümesi : 


Meclisi (o şer'da Derviş oğlu 
Mustafa ve Musa oğlu Mehmed ve 
Mehmed. oğlu Mustafa beytülmül 
emini Kü'âbi oğlu Mustafa çelebi 
kâtibi pir Ali, ve âmili Mehmed 
oğlu Hüseyin huzurlarında ikrar 
idüb didilerki bu da'vânm sâhibi 
olan Abdullah kızı Sarışın oşehlâ 
bakışlı açık kaşlı orta boylu aslan 
Rus olan Tuti istid'a iderek ifadei 
meramla divorki beni soyyiJem 
Halil kızı Sahibe hatun şer'i ve 
sahih olarak o mevtine ta'lkan ha- 
yatta iken azâd itmişdir şimdi ise 
seyyidem öldüğü içün azadlıyım. 
Bizler müsted'i Tutinin iddiasının 
doğru olduğuna ve sahibe hatu- 
nun hâli hayatında Tutiyi tedbiren 
azad itdiğine şehadet ideriz mec- 
lisi şer'de 925 senesi şabanı şerif 
ilk günlerinde bu vak'a cereyan 
etmiş ol ip Tutinin azadına hükmü 
şer'i sadır olmuştur. 


116 ULUDAĞ 


D. 100 S. 28'18 


Dergâhı muallâdan hükmü şe- 
rif varid olub mazmunu münifinde 
merhum Mustafa paşa zade Mel- 
med beyin muhallefatı teftiş oluna 
deyu buyurulmuş hâliyâ işbu Meli- 
med bin Ebülhayr merhum Meh- 
med beyin kapncu başası olub 
muzanne «Sui zan erbabı. olduğu 
sebebden kefil taleb olundukda 
fahrül müderrisin mevlinâ Şem- 
seddin bin Seyid Ali ve Ahmed 
bin Yusuf ve Yusuf bin Ali ve 
Hasan bin Davud ve Hayreddin 
bin Halil ve Şah kulı bin Ali ve 
Muslahaddin bin Melimed ve Ca'- 
fer bin Ramazan mezkür Melime- 
din nefsine kefil olub sebti sicil 
olundı. 


20 şaban 025 
D. 101 S. 28/18 


Abdi bin Mehmed dersihı mu 
allâdan hükmü şerif. irad olunub 
mazmunu münifinde bundau ak- 
den mahrusai Burusada müteveffa 
olan Mahmud ağa bin Abdullahit 
Tavaşi bir kimesneden bir ev sa 
tun alub sonra kendi fevt oldukta 
zikr olan ev beytülmâle aid olub 
müfettiş mevlâni Şemseddin ve 
gulamişahi piri ma'rifetiyle bey'in 
min mezid (müzayide ile satış) 
olunub dört bin dört yüz elli ak- 
çaya hatunum Selimşah binti S 
di canibinden vekilet tarikiyle 
satın aldım ve elime hücceti şer'- 
iyye aldım hâliyâ mezkür evin es- 
ki, sahibinin âvreli gelüb zikr olan 
ev zevcimden irsle bana müntakil 
olınuştur deyü da'vâ idüb elimden 


almak ister deyü bildirdi. İmdi 
buyurdumki hokmü şerifi var- 
dıkda mezburın elinde olan hüc- 
ceti şer'iyyesine nazar idüb göre- 
sin vakla zikr olan ev mezkür 
Malhımud ağanın sonundan (vefa- 
tından sonra demek olacak) bey 
tülmâle aid olub mezbur müfettiş 
ve kul ma'rifetiyle mezad olun 
dukdan sonra buna bey” olunub 
eline hücceti şer'iyye verilmiş ise 
ol hüccetler mucebince amel idüb 
hüccetlerine muhalif kimesne dahi 
itdirmiyesin deyü buyurulmuş em» 
ri âliye imtisâl idüb teftişe şuru' 
olunub mezkür ev eski sahibinin 
hatunu Selim bini Tureud kibe 
linden vekil Hasan bin Abdullah 
ve mezkür Selinışahın vekili zevci 
Abdi hazır olub höküm okunub 
mezbur Abdinin elinde olan hüc 
cetlerine nazar olunub o muvafık 
şerh o bulunul  minba'd mezbura 
Selimşaha ev hökm olunub tale- 
biyle sebti il olündı. 

Cerâ zâlike fi evahiri Şa'banül 
muazzam, sene 925 


D. 7102 S. 25/18 


Darbhane emini olan Melimed 
çelebi maktul oldukda Mustafa 
nam kimesneden oluncak mezbur 
Mustafa gaybet eyleyecek İsken- 
der bin Abdullah yatakdır deyi 
zan oluncak gaybet eyleyen Mus 
taflayı bul deyü teklif olundukda 
kefil taleb olunub Hızır bin Ab. 
dullah hariri mahallesinden mez- 
bur ..... İskenderin nefsine ke 
fil olub sebti sicil olundı. 

Cerâ zâlike fi evahiri şa'bânül 
muazzam 925 


Birinci ve ikincikânun 939 aylarında 
Bursa Halkevi çalışmaları 


Dil — tarih: * 


Dört buçuk yıldanberi Tıp ıstılahının Öz. Türkçe 
karşılıklarını bulmak üzere devamlı bir surette çalışan iki 
arkadaşımız, ( Bay Ali Ulvi Elöve ) ve ( Doktor Şefik İbra 
bim İşeil ) , 12160 Tıb ıstılahının Öz - Türkçe karşılıklarını 
tamamen bulmuşlardır. Hangi esaslar üzerinde çalışıldığını 
gösteren bir nümune broşür çıkarılmıştır. Bütün bu ıstı. 
lahlar üzerinde esaslı bir etüd daha yapıldıktan sonra 
bütün bu ıstılahlar büyük bir kitap halinde çıkarılacaktır. 
Tedarikinde kolaylık olmak üzere bunlar forma halinde de 
satılacaktır. 

— Âkif gecesi yapılmış, Dil Tarih şubesi üyeleri ve 
Edebiyat muallimleri Âkifin hayatı ve eserleri hakkında 
izahat vermişlerdir. 

— Her kış, Bursanın sekiz, on yerinde ve onbeş gün- 


118 ULUDAĞ 


de bir yapılan mıntaka gece konferansları, bu yılda başla. * 
mış ve son iki ay içinde bu konferanslar sahası genişleti. 

lerek, daha çok yurddaşın istifadelenmesi yolunda tert'bat 

alınmış, ve üç hafta her cumartesi Bursanın on dört ye- 

rinde ve ayni gecede on dört arkadaş tarafından C. H. 

Partisinin ana prensiplerinden olan ( Altıok) mevzuu üzerinde 

konuşulmuştur. Bütün bu konferansları her mıntakanın geniş 

bir halk kütlesi, alâka ile dinlenmiştir. 


Ar: 


1 — Ötedenberi bu kolun müzik kısmında çalışan 
arkadaşlar, müzik evindeki arkadaşlarla çalışma birliği yapa- 
rak muntazaman provalara devam etmişler, ve son iki ay 
içinde Halkevi salonunda muvaffakiyetli iki konser vermiş 
lerdir. Bu arkadaşlar şubat sonuna doğru büyük bir konser 
vermek için hazırlık yapmaktadırlar 


2 . Muvaffakiyetli çalışmalarile kendisine esaslı bir 
muhit yapan Halkevi resim atölyesi, muntazam çalışmalarına 
devam etmektedir. Bu atölyede çalışan gençlerin resimle- 
rinden mürekkep olarak Halkevlerinin yıl dönümü münasebe. 
tiyle Bursa Halkevinin 9 uncu resim sergisi açılacaktır. 


Gösterit: 


Bu kol değişmeyen programlarına uyarak munta. 
zaman ve muhtelif piyesler temsil ederek buna çok alış- 
mış olan Bursa halkının istifadelerine yararlı çalışmalar 
yapmışlardır. 


Spor: 


Son ay içinde Halkevi adına bir kupa maçı tertip 
edilmiştir. Her hafta maçlar devam etmektedir. Kazanan 
takıma bu kupa verilecektir 


ULUDAĞ 119 
Sosyal yardım: 


1 — Evimizin önemli hizmet gören bir kolu olan 
bu komite, bütün Bursa halkının isteyerek teberru ettiği 
kullanılmış eşya toplamış, ve dört bin parçadan ibaret olan 
bu eşya, Sosyal Yardım Komitesinin mahalle mümessilleri 
vasıtasile yardıma muhtaç insanlara dağıtılmıştır 


2 — Ayrıca yaptığı teşkilât ile Orta mektepler- 
deki yoksul talebeye öğle yemeği vermektedir Bu yardım, 
ders senesi sonuna kadar sürecektir. 

3 — Çalışkanlığı mektep idaresi ve muallimleri tara- 
fından tasdik edilen bazı yoksul talebeye palto ve elbise, 
kitap ve saire gibi yardımlarda da bulunulmuştur. 


4 — İçtimai mevzularda konferanslar hazırlanarak 
ampilifikatörle halka dinletmek üzere tertibat alınmıştır. - 


5 — İşsizlere iş bulmak suretile yardımı prensip ola- 
rak kabül eden komite, fabrikalara işçi göndermek suretile 
yoksul yurtdaşları emeklerile yaşar bir vaziyete getirmektedir. 


Halk dershanesi: 


Daima olduğu gibi lisan kursları, İstiklâl okulunda halk 
gece dersleri, ceza evinde verilen dersler, daktilo kursları 
muntazaman yürümektedir. Bütün bu kurslardan yedi yüze 
yakın yurttaş istifade etmektedir. 


Kitapsaray ve yayın: 
1 — Dergiler çıkarılmış ve bütün yayın ve konferans 
işleri üzerinde alâka ile çalışılmıştır. 


2 — Çok muntazam olan ev kütüphanesinden son iki ay 
içinde 2000 den fazla yurttaş istifade etmiştir. 


3 — Atatürkümüzün ölümünden sonra doğrudan 


120 ULUDAĞ 


doğruya adına çıkan her nevi kitap, gazete, broşür, mecmu- 
alar satın alınarak, hususi surette Bursa Sanat okulunda yap- 
tırılan bir kütüphaneye konmuş, ve bu suretle ayrıca Evi. 
mizde bir (Atatürk) kütüphanesi meydana getirilmiştir. 


Köycülük: 


1 — Komite ile köylünün kıymetli bir temas vasıtası 
olan, ve köylülerce pek sevilen ( Salık ) muntazaman çıkarıl. 
mıştır. 


2 — Bu yıl ilkbahardan başlayarak programına göre 
köylerde yapılacak irşad ve tenvir gezilerinde kullanmak, ve 
köylünün istifadesine arzedilmek üzere seyyar portatif sesli 
bir sinema makinesi satın alınmıştır. 


Bütün bu programlı çalışmalardan başka idare heyeti, 
her hafta cuma günleri muntazaman toplanmış, . komitelerden 
gelen iş hasılası, ve Genel Sekreterliğinden gelen direktifler 
üzerinde görüşmüş, ve kararlar vermiştir 


Bütün kış devam etmek üzere her ayın ilk çarşamba 
günü akşamı, Halkevi işleri üzerinde görüşmeğe fırsat bulmak 
üzere bir aile toplantısı, ve her ayın ortasına rastlayan pa- 
zartesi günleride, bir konser yapılması kararlaştırılmış, bu 
suretle bütün Halkevi mensublarının ayda iki defa karşılaşıp 
kaynaşması temin edilmiştir. Bu toplantılardan ilk ikisi ya- 
pılmıştır. 


Sahibi ve neşriyat müdürü Halkevi Başkanı Avukat Tevfik Aycan 
Bursa: Vilâyet Matbaası 


Halkevleri 
Türk Birliğinin 
Kültür Kaynağıdır.